• BIST 83.161
  • Altın 147,145
  • Dolar 3,7693
  • Euro 4,0453
  • Konya -3 °C
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi

Katliama Seyirci Kalmak…

Ufuk Karadavut
Son günlerde ülkemizin güneyinde, Irak’ın ise kuzeyinde bir kentimiz yanmaya başladı ve yanmaya devam ediyor. Bu kentin adı: Telafer. Telafer, Kuzey Irak’ın batı bölgesinde, Suriye ve Türkiye sınırlarına oldukça yakın bir bölgede yer almaktadır. Bu kentin en önemli özelliği 400 bin civarında olan nüfusunun tamamına yakının Müslüman Türk olması. Geçmişte de bu yapısından dolayı oldukça sıkıntılar çekmiş bir yer. Günümüzde de bu yapısından dolayı sıkıntılar çekiyor. Türk olmasından dolayı Saddam zamanında il yapılmamış ve ilçe olarak varlığını sürdürmüş olan kent, bugün de yapısından dolayı ABD desteğindeki Kürtler tarafından soykırıma uğratılıyorlar.

Telafer, son zamanlarda oldukça yoğun bombardıman ve etnik temizliğe tabi tutuluyor. Bu şehrin yapısı, kafasında Kürdistan projesi olanların kafasını karıştırıyor olacak ki, şehrin yapısını tamamen değiştirmek ve hatta haritadan silmek isteyenlerin sayısı azımsanmayacak dereceye ulaşmış durumda. Telafer stratejik açıdan Irak Kürtleri ile Suriye Kürtleri arasındaki tampon bölgede. İki grubu birbirinden ayırıyor. Bu ABD açısından da ciddi bir sorun olarak kendisini gösteriyor. Son zamanlarda yapılan vahşet bunu destekler niteliktedir. Kerkük bugün için fiilen Kürt işgalinde ve onların inisiyatifindedir. Hazırlanan anayasa taslağı da bunu açık bir şekilde ifade ediyor. Ancak Telafer ciddi bir engel olarak görülüyor. Kerkük’e girilince ilk olarak nüfus daireleri işgal edilerek Türk ve Araplar’ın ellerindeki arazilerin tapuları iptal edilmiş ve Kürtlere yeni tapular verilmişti. O zaman kimseden ses çıkmamıştır. Bu gün de kimseden ses çıkmıyor. Dünyanın gözü önünde yapılan bu katliama ses çıkarmamak desteklemek anlamındadır. Çünkü ‘sükut ikrardandır’ sözü bize aittir.

Telafer’e yönelik yaklaşık bir yıldır devam eden saldırılar ve yoğun bombardımanların şiddeti bazen yavaşlarken bazen de umulmadık şekilde artmaktadır. Zamanlamalara dikkat ettiğimizde orada yaşayan Türkler’in baskı altına alınmaları ve mümkünse oy kullanmalarının engel olunmasına yönelik olduğu şüphesini aklımıza getiriyor. Neden mi? Nedeni saldırıların şiddetlendiği dönemlerin genelde Irak’ta yapılacak seçimlerin zamanları ile çakışması. Bunun tesadüf olduğuna inanmak saflık ve dünyanın gerçeklerini bilmemek olur. Mesela bir önceki seçimlerde şiddetli bir saldırı olmuş ve kentte seçim sandıkları kurulamamıştı. Yine seçim var ve muhtemelen bu bölgenin insanları yine oy vermeyecekler.

Yapılan saldırıların amacı ve kullanılan yöntemlere gelince, gerçekten oldukça acımasız bir vahşetin söz konusu olduğu açıkça görülüyor. Bu bölgede 4 bini Kürt peşmerge, bin kadar Kürt polisi ve 6 bin kadar da Amerikan askeri bulunmakta. Şu ana kadar aldığımız bilgilere göre bin Türk’ün cesedine ulaşılmış. Kayıp sayısı ise binlerle ifade ediliyor. Kayıpların büyük bir kısmının ise ölmüş olduğu sanılıyor. Telaferli aileler etrafı tel örgü ile çevrilmiş bir halde çadırlara yerleştirilmiş durumdalar. 8 yaşın üzerindeki bütün gençler potansiyel tehlike diye tutuklanmışlar. Irak Türkmen Cephesi sözcülerinin söylediklerine göre kadın, çocuk demeden herkesi öldürdükleri ve hatta evlerine ekmek almak için çıkanların dahi keskin nişancılar tarafından öldürüldükleri ifade ediliyor. Katliama karşı koymak isteyen Türkler ise kendi çaplarında ve iptidai şartlarda direnişe başlamışlar. Ancak hiçbir yerden yardımın gelmediği söyleniyor. Öyle ki, Türk Kızılayı’nın bölgeye yalnızca insani amaçlarla gönderdiği tırlar dahi bölgeye sokulmayarak geri gönderilmişlerdir.

Telafer’i toplumsal amanda unutmamamız gerekmektedir. Bu konuda hemen herkese iş düşüyor. Geçenlerde bir meslektaşımız dert yanıyordu. Telafer’de ciddi katliamlar yaşandığını, buna üzüldüğünü, ancak elinden bir şeyler gelmediğini büyük bir üzüntüyle anlatıyordu. Kendisine herkesin yapacak bir şeyinin olduğunu ve yapması gerektiğini söyledim. Bu konuda yardım toplayan dernek ya da vakıfların olduğu ifade ettim. Daha da önemlisi; bu sorunun muhatabı aynı zamanda sizlersiniz de; “Üç aylar içindeyiz, mübarek gün ve gecelerimizde orada ve dünyanın pek çok yerinde zulüm altında yaşayan Müslümanlar için dua ettiniz mi? diye sorduğumda, maalesef ‘hayır’ cevabını aldım. Oradaki insanlar için duamızı dahi esirgiyoruz. Oysa her şeyin başı dua. Dua dahi etmeyen insanların orada yaşayan insanlar için üzülmelerine gerek yok. Kendileri için üzülmeleri gereklidir. Çünkü sadece seyirci olmak bize bir şey kazandırmaz, aksine çok şey kaybettirir. Kaybettiklerimizi bir daha kazanma imkanımız da yok.

Herkese görev düşüyor. Sanatçılarımız konserler versinler, sergiler açsınlar. Politika uzmanları halkı bilgilendirecek toplantılar yapsınlar. Siyasilerimiz ve vatansever sivil toplum kuruluşları mitingler düzenleyerek konuyu gündeme taşısınlar. Daha da önemlisi halkımız Müslüman kardeşleri için dua etsinler.
Türk halkı daha duyarlı olmalı ve Müslümanlara yapılan haksızlıklar konusunda elinden geleni yapabilmelidir. Seyirci olmayı artık bırakmalıdır.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim