• BIST 106.638
  • Altın 145,346
  • Dolar 3,5163
  • Euro 4,1231
  • Konya 31 °C
  • Cezaevinden FETÖ'cülere "hero" motivasyonu
  • İlahiyat mezunlarını sevindiren haber!
  • Emekliye yılda 2 maaş ikramiye müjdesi!
  • Cezaevinden FETÖ'cülere "hero" motivasyonu
  • İlahiyat mezunlarını sevindiren haber!
  • Emekliye yılda 2 maaş ikramiye müjdesi!

Karatay'da Şiir ve Akşam

Ümit Savaş

Hayatımızda şiirin eksikliğini, şiirin ve şairin kendisine rastladığımızda daha iyi anlıyoruz. Onlar hayatımızda bulunmadığı zaman yokluğunun ne gibi bir boşluk doğurduğunu hissetmekte zorlanıyoruz belki. Ancak gölge geçip güneş geldiğinde diyoruz ki aslında biz bunu arıyormuşuz. Neredeydin sen ey şiir? Bu sadece şiir ya da şairin ruhunun eksikliği ile açıklanabilir bir şey değildir. Özelden genele geçecek olur isek şayet, hayatımızda sanatın, edebiyatın eksikliğini ancak onunla bir ünsiyet kurduğumuz zaman daha iyi anlıyoruz. Onun dışında, a evet, sanatsız ölmüyoruz, şiir gecesi olmasa da yaşıyoruz, hayat böyle de devam ediyor. Tramvay, raylar üzerinde akıyor, otobüsler işliyor, turistler geliyor, insanlar işe geliyor gidiyor, bir kooperatif kuruluyor, hergün yeni yeni binalar yükseliyor, yanı başımızda makinalı tüfek sesi gibi tar tar tar binalar yıkılıyor, toz içinde kalıyoruz. Önemli değil. Şiirsiz, sanatsız da hayat sürer, 2004'ten itibaren bunca yıl da sürüyor. Ama beyler, hayatın kendince akıp gitmesi bir değer midir yani? Hiçbir şey yapmasanız da bu devran böyle bıraktığınız gibi, siz biz olmasak da sürecek. Peki bizim buna müdahil olma irademiz, içeriğini, içkinliğini, aşkınlığını, niteliğini değiştirme, yöneltme, yönlendirme gücümüz neresinde olacak hayatın? İşte sanat bu müdahil olma gücünün bir göstergesi, dışa vurumu, farklılaştırıcısıdır. Siyah beyaz, beton ve asfalt içinde boğulmuş bir şehre bir ruh üflemektir. Geçtiğimiz haftaki Başkanım Ama Soljenitsin! Yazısında da vurgulamaya çalıştığımız buydu. Ruh...

Geçtiğimiz hafta, Karatay'da, Adalet parkında küçük bir nefes üflendi şehrin bunca yıldır kayıp ruhuna şiir gecesinde. Bunca yıl aradan sonra Konya, Kenya'lılıktan sıyrılıp kendi kayıp hazinesini yeniden keşfetmiş gibi oldu. Dergiler çıkardı bu şehrin bağrından, şiir şölenleri olurdu, kültürel faaliyetlere öncülük ederdi şehir. İlgili herkesin ortak hafızasında 90'la 2004 arası Konya'nın önemli bir yeri vardır. Şehir, kültürün en önemli merkezlerinden birisi olarak iz bırakmıştır Türkiye çapında; yayınevleri, kitapları, belediye faaliyetleri, şiir şölenleri, önemli düşünürleri, şairleri, yazarları burada tanıma, dinleme açısından. Ramazan El-Buti'den Abdülkerim Süruş'a,Seyyid Hüseyin Nasr'dan Asaf Hüseyin'e değin çok farklı yazar ve şairleri burada görme, tanıma, dinleme merkeziydi Konya. Aynı zamanda İstanbul'da Doğudan Batıdan Konferansları düzenlenirdi. Sonra ne olduysa oldu. "Bırak bunları, boş işler bunlar Mayk!" dedi birisi galiba. Ötekisi de inandı. Şehrin sanat/kültür damarından kan çekildi birden. Kurumaya yüz tuttu. Dergiler azaldı ve kapandı. Faaliyetler hamisini, destekçisini bulamadı. Ortada bir büyük bir potansiyel vardı. Uçtu birer birer. Geriye bir parça ateş kaldı bunlardan. Küllenmek üzereyken bu ateş, ilgilileri tarafından söndürülmemeye çalışıldı. Ocak tütsün, ateş sönmesin diye üç, beş, kırk gönüllü Türkiye Yazarlar Birliği Konya şubesinde, Aydınlar Ocağında ya da başka mahfillerde gönül nefesleriyle sıcak tutmaya çalışıyorlar bu ateşi. Sönmedi şükür, ama şehri ışıtacak kadar da güçlü değil, bir ateş var yani teselli babında. Sonunda gönüllüleri, ilgilileri ile söndürülmeyen ateşten çıkan dumanı biraz geç de olsa önce Karatay Belediye Başkanı Sayın Hançerli de gördü. Bir çıra ile yaklaştı ateşe, çıra parıldayıverdi birden Adalet Parkında. O şiir akşamında ortaya çıkan ışık, beklediğimden daha fazla gür ve kamaştırıcıydı benim için. Başkanım Eyvallah, bu gece için. Biz de M.Sinan Ümit ağabey gibi öptük başımıza koyduk, şad olduk. Adalet Parkına daha önce gitmiştim ama şiirle park çok başka göründü gözüme. İnşallah birincisi sonuncusu olmaz, onaltıncısı, kırkaltıncısı da olur. Şiirin, kültürün ne getirisi olur diyen kaşalotlara da bir dokundurma. Balıkesir- Dursunbey Suçıktı şiir akşamı diye bir hadise var. Bu faaliyetlere ev sahipliği yapmamış olsa ne gibi bir faaliyet ile benim zihin dünyamda, havsalamda bir yer edebilirdi ki Dursunbey ilçesinin; kaymakamlığı, belediyesi. Bu böyle bir şeydir işte. Geçmişte Konya'ya hak ettiği bir merkezilik ve faaliyet zenginliği düzenleyenlere saygılarımı, minnet duygularımı sunuyorum. Yaptıkları işin ne büyük bir hizmet olduğunu belki şimdi daha iyi anlıyor, görüyorlardır. Konya'nın yarınında bu faaliyetleri daha da gürleştirip zenginleştirecek olanlara, bu yolda adım atanlara da muhabbetlerimi sunuyorum. Karatay Şiir Akşamı da yarına böyle bir adımdı. Eyvallah, şairlere, düzenleyenlere, emek verenlere, şölenin şiir kitabını bastıranlara, koşturanlara, başkanlara. Bu kültürel fetret devri biter inşallah.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
NURİ HAKAN TATAROĞLU
25 Ekim 2010 Pazartesi 18:57
şiir
güzel bir yazı olmuş.yazmış olduğum bu şiirimi gönderiyorum,okunmasını dilerim.
İKİ METRE BEZ
insan gelir dünyaya
sararlar iki metre kundak denen beze
insan ölür gider
sararlar iki metre kefen denen beze
88.227.170.153
alim maarif
14 Ağustos 2008 Perşembe 16:39
ilave
Uzun uzun protokol konuşmaları, Şaban Halis Çalış'ın böyle bir dinletiye hiç yakışmayan "akademik?" uzatma-savurmaları, Halil Ürün'ün aşk şiiri ve sunumu yapan gencin samimi, fakat gereksiz atakları ile mangal kokusuna da değinilseydi iyi olurdu.
193.255.246.94
ali
14 Ağustos 2008 Perşembe 11:40
Biyolojik Ateş/ Biyolojik Ruh
"Başkanım Ama Soljenitsin" yazınızda dişe dokunur birşeyler yazdığınızı zannetmiştim ama bu günkü yazınızla geçen haftaki yazınızı nakzetmiş oldunuz. "Şehre ruh üflemekten" bunları anlıyorsanız, üfürmeyi de biliyorsunuzdur. Bahsettiğiniz ruh, böyle gösteri programlarıyla mı ortaya çıkacaktı? Ateşiniz bir antipiretik ilaçla düşecek kadar biyolojik midir?
88.252.241.234
Kalaycı Süleyman
13 Ağustos 2008 Çarşamba 22:57
Ölüye Suni Teneffüs
Bırakıverin bu işleri ya hu! Başkanlık peşinde atmadık takla bırakmamış adamların kültür neyine, şiir neyine? Artık şovu bile "kültürel faliyet" olarak görüyoruz. Önceden olan birşey mi vardı ki; geçmişin o suni ortamını özlemle yadediyorsunuz? Kayda değer birşey olmadı o yıllarda. Olsaydı eğer şu selde tutunacak dallarımız olurdu. Ortalıkta gezinenler hayalet, görünen nesneler illizyondu.(Ki halen de öyle) Hele hele Konya, bu suni ortamın pilot bölgesi olarak kullanıldı yıllarca. Mayk; "kesin lan bu zırıltıyı" dedi ve herkes kapattı gagasını. Ortada gözle büyütecek bir hareket hiç olmadı. Köpürtülmüş bir kültürel ortamın köpüğü söndü hepsi o kadar. Adalet Parkı'nda size parıldadı gözüken şey olsa olsa "ampul" parıltısıdır. Dünden bugüne hiç değişen yok: Ölüye suni tenefüs yapmaya devam...
85.106.235.212
entel_gonyalı
13 Ağustos 2008 Çarşamba 22:43
Ah minel Aşk
‘… edebiyatın esas kaynağı olan şiire neden ihtiyaç duyarız…
güzel güzel düz cümleler kurarak konuşurken, düz cümlelerle güzel yazılar yazabilecekken,

insan kendini neden zora koşup, zahmetli bir yazı ve söz işine girdi de şiir üretti…

edebiyat, bilim de hep bunu araştırıp durdu belki de…

gördüğü, yaşadığı bir yeryüzünün sosyal ve bireysel ilişkilerinin, ve hatta hayallerinin, inançlarının betimlemelerini düzyazılara dökmekle yetinemez miydi insan…?

insan dışla yetinmeyip içinden gelen bir gücün dürtüsü, etkisiyle edebiyatı düz yazı ile yola çıkardı binlerce yıl önce…

şiir, insanın doğasının sesiydi…

doğanın bütün seslerinde olduğu gibi, insanın doğasında da Aşk vardı zira…

rüzgarda, çağlayarak akan nehirde, kuş seslerinde, doğanın başka seslerinde olduğu gibi, insanın içi de zaman zaman coşuyordu…

şiirin dünyası aslında insanın görünmeyen dünyası çünkü…

insanın, görünmeyen bu dünyasının özünde Aşk var; her an insanın içini ateş gibi yakan, tatlı bir yel gibi kendini açığa çıkaran, dışa vuran ve
gitgide şiirselleşen Aşk…

son derece derin ve anlamlı düşünceler, duygular şiir ile ifade edildi…

öz Aşk ile; aşk ise şiir ile açığa vurdu kendini…

başka söze gerek yok sanırım… ‘
88.254.1.191
sevil köse
13 Ağustos 2008 Çarşamba 21:57
sizce eksik yokmuydu
sayın yazar
dinleyicilere eyvallah yokmu,hemen arka sandelyede oturuyordunuz,bir ara merhaba ban islambol diyecek oldum vazgeçtim,sonrada siz kalktınız zaten.
ben şiirlerin güzel okunmadıgı kanatindeyim,savaşlara vurgu yapılmalıydı,duygusu olmalıydı,canlı müzik olmalıydı,aydınlık olmalıydı,istiklal marşımız sözlü on kıtasıyla okunmaliydı,yazarların yüzlerindeki o gergin ifadeyide hiç anlamadım,gecenin en canalıcı naoktası ERDEM BEYAZIT ın ölümsüzlügü tattık bize ne yapsın ölüm dizeleriydi,inşallah başka şiir dinletilerinde daha iyi hazırlanılır ve başka şairlerde davet edilir sadece konyalılar olunca körler sagırlar birbirini agırlar oluyoruz.
saygılarımla
85.110.144.38
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim