• BIST 104.001
  • Altın 145,411
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • Konya 15 °C
  • Diyanet'ten 'Kutlu Doğum' müjdesi
  • CHP'de bir FETÖ soruşturması daha!
  • Danıştay'dan memurlara tayin müjdesi!
  • Diyanet'ten 'Kutlu Doğum' müjdesi
  • CHP'de bir FETÖ soruşturması daha!
  • Danıştay'dan memurlara tayin müjdesi!

Karanlık adamlar yine kara elbiselerini giydiler

Derviş Argun
Televizyon seyretmenin faydası olmadığına inananlardanım. Bu yüzden, çocuklarımı da etkileyecek bir kararla yıllar önce evimdeki televizyonu kaldırmıştım. Özel programlar olduğunda, dönem dönem canım çekmiyor değil. Ama tahribatı ile ilgili hesaplamalar yapınca hiç zorluk çekmeden bu talebimi bastırabiliyorum.Belki de hepimizin televizyon bulundurma konusundaki ortak gerekçesi haber bültenleridir. Akşam eve geldiğimizde başlayan ve isterseniz sabah evden ayrılıncaya kadar devam eden haber kuşakları mevcut. Bu haber kuşakları milimetrik değişimlerle saatlerce çevrilip durur. Maalesef bizler de, her defasında “vay anasına” ya da “yazıklar olsun” veya “bunlardan da ancak bu beklenir” söylenmeleri ile seyreder dururuz. Haberlerin bir kez verilmesi yeterli değildir. Çünkü içine yerleştirilen özel fragmanlar yeterli karşılık yakalayıncaya kadar, milletin zihnine kazınmalıdır. Bu anlamda olmuş bitmiş müşahhas ve tek yönlü bir haberle ilgili olarak objektif olması gereken televizyon kanalları, olabildiğince sübjektif açılımlarla kendi anlayışlarını dayatırlar. Onlar gibi anlamadığımızı anlayınca da ertesi günkü, yine kendilerine ait yazılı basınla takviye yaparlar. Bu konuda en meşhur gerekçeyi ise, sektöre yıllarını vermiş bir isimden alıyoruz. Sedat Simavi yıllar önce “Medyanın tüm dünyada dördüncü kuvvet olmasına rağmen Türkiye de birinci kuvvet olduğunu, ihtilalleri -evet askerler yapar, ama onun altyapısını da medya hazırlar” diyerek medyanın bu anlamdaki en özel deşifrasyonunu yapmıştı.28 Şubat süreci hepimizin gözü önünde gerçekleşti. Birçok farklı kesim, birçok farklı sebeple o günkü hükümete karşı aynı paydada birleşti. Bu kesimler içinde, henüz tanımlaması yapılamamış derin güçlerden, sivil toplum örgütlerine, siyasal partilerden, karşı durmaya çalıştığı hükümete bağlı kamu kurum ve kuruluşlarına kadar bir çok grup yer aldı. Bunların her biri belki ayrı telaş içindeydi, ama aynı şeyi istiyorlardı. O da “halkın seçimle işbaşına getirdiği hükümeti, yeni bir seçim dönemine taşımadan iflas ettirmek.” Araya flu bir dönem yerleştirerek karartma dönemine katkıda bulunanların katkı paylarını ödemek. Sözde “öz evlatlarının” talan ettiği ülkeyi, itilmiş, siyah! ama “dürüst çocuklara” yeniden tamir ettirerek yola devam etmek. Yaşlı olanlar daha iyi bilir ki, bu ülkede her zaman, bu hoyrat evlatların boşalttığı ambar, etliye ve sütlüye dokundurtmadan yine hoyrat çocuklara miras bırakılsın diye, itilmiş, siyah! ama dürüst çocuklar çalıştırılarak doldurtulur. Her hoyrat dönem sonrası, çalışkan, ama pranga vurulmuş çocuklar iktidar edilir. Size çalışkanlığınızdan dolayı kasayı ve masayı düzeltsin diye Başbakanlık verirler. Ama sizin mezun olduğunuz okuldan mezun olanları kapıcı bile yapmazlar. Türkiye’de bu tezgahın işlemesi için her zaman formül ve ekip hazırdır. 28 Şubat’ın irtica gerekçesi kahramanlarını bugün incelersek, onların zarar görenlerle hiç de aynı safta olmadıklarına şahit oluruz. Zira 28 Şubat, insanların bireysel imanlarına bile saldırmışken, Ali Kalkancı’nın, önünde Marlboro paketi, Travolta giyimi ile medyada boy gösterdiğine şahit olduk. Ben şahsen benzer malzemelerin de bundan öte olduğuna inanamıyorum. Çünkü ister 12 Eylül tipi klasik yöntem, ister 28 Şubat tipi modern yöntem tüm darbeci zihniyetlere sebep lazım. Bu sebebin de altyapısını medya hazırlıyor ise medyaya da malzeme lazım. AB yetkilileri tarafından yaptırılan ankette, tüm acizliklerine rağmen ülkede hükümete olan güvenin yüzde 75’ler seviyesinde olduğu ve birinci güvenilir kurum olarak halk tarafından tescil edildiği şu günlerde, PKK terörünün tırmanması, beraberinde sözde “İslamcı”, ama halkla ilgi ve alakası olmayan örgütlerin türetilip piyasaya sunulması manidar gelişmelerdir.Hiç kimse, kişi hak ve özgürlükleri konusunda nefes almanın bile zor olduğu günlerde, Ankara’ya yapılan ve kilometrelerce yol alıp basının da mevzilendiği noktaya kadar ulaşmasına fırsat tanınan, Aczimendi seferlerini unutmadı. Yine hiç kimse önce pişirilip sonra yenilen, ama bu ülkenin Müslüman insanlarını talan etmek üzere kullanılan örgüt, cemaat görüntülerini unutmadı. Daha da kötüsü seçimle işbaşına gelen ve ülkenin kalkınması adına geçmiş hükümetlerle kıyaslanmayacak kadar gayret içinde olan bir hükümetin, sanki suç örgütü gibi alaşağı edilmesini de unutmadı. Ülkenin karartılması adına kara elbiselerini giymiş, belli mahfillere hizmet yapanlar kim olursa olsun, bu millete ihanet edenlerdir. Hiç kimse oportünist yaklaşımlarla, milletin boğulmasına hizmet edenlere hizmet edemez. Yaptığınız putları yerken, döktüğünüz kırıntıları bu halka toplatmayın.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim