• BIST 75.727
  • Altın 129,878
  • Dolar 3,4745
  • Euro 3,6641
  • Konya -5 °C
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı'nın KHK'sını onayladı
  • CHP'den FETÖ'ye ihale himmeti
  • İsviçre'de Can Dündar'ın katıldığı panelde arbede
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı'nın KHK'sını onayladı
  • CHP'den FETÖ'ye ihale himmeti
  • İsviçre'de Can Dündar'ın katıldığı panelde arbede

"KADIN” Başlıklı Yazıya Cevap

Murat Kayacan

Geçen haftaki yazımda değerlendirdiğim Gelenek ve Modernlik Kıskacında Kadın adlı kitabın yazarı Ayten Durmuş gazetemize yazı ile ilgili bir cevap gönderdi. İşte müellifin yanıtı:

Yazan insanların en çok arzuladıkları ortaya koyduğu eserin dengeli eleştirmenler tarafından değerlendirilmesidir. Bu bağlamda son kitabıma dair yazdıklarından dolayı Murat Kayacan Bey'e teşekkürlerimi sunarım.

Ancak son kitabımla ilgili işaret buyurduğu bir iki hususa cevap vermek ve açıklık getirmek gerektiği düşüncesindeyim.

Murat Bey, kitabımı konu edindiği “Kadın” başlıklı yazısında, feminizmin dinlere etkisini ve güncel bazı görüşlerin çok eskiliği ifademi ve daha pek çok konuyu olumladıktan ve destek verdikten sonra, Osmanlıdan beri yaşanan gelişmeleri ele aldığım bölümü satırlarına taşımış.

Doğrudur, her yenilik veya farklılık bir ilerleme değildir. Her eski de yanlış olmak zorunda değildir. Belki ilgili bölümümüzün başlığında ‘…değişimler’ kelimesini kullansaydık daha uygun olurdu. Ancak, o dönemden beri –her değişimi gerçek bir ilerleme görmesek de- kadın hakları konusunda bir takım ilerlemelerin olduğu da bir vakıadır.

Sayfa 180-181’den alıntılanan ‘cinsiyetler arası yarış’ benim görüşüm değildir. Tersine ben orada, böyle bir yarış olduğunu düşünen ve ‘Yaratılışta kadın ve erkek eşit olabilir, ama sosyal hayatta erkek kadını geçmiştir.’ şeklinde özetlenebilecek olan bir görüşü reddederek, bu değerlendirmenin yanlış olduğunu ifadeye çalıştım. Çünkü insanların yarışı cinsiyetler arası değil, kişiler arası ve takvada olmalıdır, onu da ölçebilecek dünyevi ve beşeri bir ölçek bulunmamaktadır. Bizce böyle bir yarış toplumu parçalar aileyi çökertir. ‘Sevgi, saygı, şefkat, merhamet, paylaşma, dostluk, arkadaşlık, yardımlaşma…’ çemberinde olması gerektiğini düşündüğümüz eşler arası ilişkiye de zarar verir. Çünkü eşler her anlamda karşı karşıya değil, yan yana olmalıdırlar. Ancak reddettiğim bu görüş ‘Kadın ve Aile’ başlıklı pek çok yazı ve kitabın omurgasını teşkil ettiği ve pek çok kimsenin de bu ‘peşin ve emeksiz üstünlük’ düşüncesinden hoşlandığı bilinen bir durum olduğu için, bu düşünce savunulmamış, tersine bu düşüncenin temelsizliği ifadeye çalışılmıştır.

İlgili yazıda son olarak ‘Metres ve/veya Birde Fazla Evlilik’ başlığımız altındaki bölüm üzerinde durulmuş. ‘Birden Fazla Evlilik’ yerine ‘Çok Eşle Evlilik’ başlığı daha uygun olurdu. Bu başlık altında ele almaya çalıştığımız şey ‘çok evliliğe verilen ruhsat değildir. Mevcut hukuk içerisinde hiç bir hak ve sorumluluk getirmeyen, hiçbir yaptırımın gücü de olmayan; ölüm ve ayrılık gibi durumlarda resmi nikâhlı eşe tanınan haklardan yararlanamayan, tüm bu sebeplerle pek çok acılara sebep olan bu tür evliliklerin, sonuçları üzerinde durulmaktadır. Her nikâh, yaşanan ülke içinde geçerli olan hukuk karşısında geçerli olmalı ve evlilik devam ederken, boşanma anında ve kocanın ölümü durumunda kadının haklarını garanti etmelidir.

Kuran’ın şahide gerek gördüğü her durumun, resmi/hukuki bir anlamı ve yaptırım gücü olmak zorundadır. Kuran’da ise hem evliliğin hem de boşanmanın şahitli olduğu ehlinin bildiği bir husustur. Yani ikisi de yaptırım gücüne sahip kurumlar eliyle olmalıdır.

Şöyle düşünülürse söylediğimiz daha iyi anlaşılır. Hiç Müslüman bulunmayan bir ülkede Müslüman olmuş bir kadın ve bir erkek nasıl ülkede geçerli hukuka göre evlenecek ve ayrılacaklarsa, mal varlığı, miras, nesebin sıhhati için neye dikkat etmeleri gerekirse, her yerde de aynısı gerekir.

İşin doğrusu İslam’ın/Kuran’ın ‘evlenme, boşanma, miras gibi’ hükümlerinin uygulanırlığının olmadığı bir toplumda, çok evliliği dinin en önemli farizası gibi kucaklamak, gündemde tutmak ve uygulamak sorunlara sebep olmaktadır.

Kuran hükümlerine itibar olunan devletlerin toplumlarında dahi bu yetki belki ancak devletin bu konuda oluşturacağı bir kurumunun iznine tabi kılınmalıdır. Çünkü bazen bir kişinin tek evliliğine bile izin verilmeyebileceği unutulmamalıdır. (bulaşıcı hastalık, cinnet, zalimlik, aşırı yoksulluk gibi sebeplerle) Çünkü nikâh ve sonuçları devleti her şekilde ilgilendirmektedir.

Ortaya koymaya çalıştığımız hususlar üzerinde düşünülsün arzu ederiz. Başka ve hele vahyi tartışma konusu yapma gibi bir gayemizin olması asla söz konusu olamaz. Eksiğimizi tamamlamaya, yanlışımızı düzeltmeye ise her zaman hazırız ve uyaranlara minnet duyarız. Selam ve dua ile…                                                                  

 

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
İSİM ÖNEMLİ DEİL.
18 Aralık 2008 Perşembe 16:26
ÖĞRETMEN
Sayın murat kayacan 100.yıl ahmet haşhaş ilköğretim okulunda ingilizce öğretmeni.nerden mi biliyorum.çocuğumun öğretmeni.ve yazılarını gerçekten çok beğeniyorum.
88.254.31.143
Abdullah Güzelce
26 Nisan 2008 Cumartesi 22:06
İşte biz
Ne garip değilmi. Anlaşıldığı kadarı ile, aşağıda yorum yazan arkadaşlar eleştirdikleri yazarı ne tanıyorlar, ne kitaplarını okumuşlar ne de okumaya niyetliler. Tanımadıkları, bilmedikleri bir yazar ve okumadıkları eseri/eserleri hakkında rahat rahat yorum yapabiliyorlar. İŞTE TAM BİZE ÖZGÜ BİR DURUM. Yazık ki ne yazık.
78.165.191.199
levent...
24 Nisan 2008 Perşembe 14:58
yine emek verilmeden doldurulmuş bir köşe
Murat Kayacan, kopyala-yapıştır ile haftalık yazı çıkarmaya devam ediyor. Bir hafta iyi irdelenmemiş bir tanıtım yazısı, öbür hafta o yazıya gelen cevap.. Ne yazarlık ama... Ayten Durmuş'un kitabını okumadım. Ama bu köşede yazılanları okuyunca kitabı hiç okuma ihtiyacı da duymadım. "Yazan insanların en çok arzuladıkları ortaya koyduğu eserin dengeli eleştirmenler tarafından değerlendirilmesidir." şeklinde ifade ile bir dengeli eleştirmen- dengesiz eleştirmen ayrımını öğrenmiş olduk. Yani biz kitabı Murat Kayacan gibi eleştirmediğimiz de "dengesiz eleştirmen" mi olmuş olacağız? "Her nikâh, yaşanan ülke içinde geçerli olan hukuk karşısında geçerli olmalı ve evlilik devam ederken, boşanma anında ve kocanın ölümü durumunda kadının haklarını garanti etmelidir" şeklinde ifade edilen hükme nasıl hangi ölçüye göre varılmıştır? Mevcut hukuk, kadının İslami ilkelere göre sahip olduğu hakların bazılarını garanti altına almak şöyle dursun tanımıyor bile. Mesela, "mehir"i mevcut hukuk tanımaz. Ancak "bağış" kılıfı ile dava konusu yapılabilir. Mesela, karı-koca mal ayrılığını yeni medeni kanundan sonra tanımaz oldu. Mesela, velayetin babaya aidiyetini tanımaz... Eee şimdi bu ülkede yapılan dini nikahlar bu kadar garanti altına alınmayan hak olduğu için geçersiz mi sayılacak? Cahili değer yargılarına göre kafaları şekillendirmek ve mevcuda uymayı önermek yerine ideali tasvir ile toplumu ideale yönlendirmek daha sağlıklı bir yol olmalı. Yazmak telafisi olmayan bir eylemdir. Mehmet Sadık'ın dediği gibi lütfen çok düşünün az yazın.
85.110.27.11
Mehmet SADIK
24 Nisan 2008 Perşembe 09:51
Çok düşünün, az yazın
"Mevcut hukuk içerisinde hiç bir hak ve sorumluluk getirmeyen, hiçbir yaptırımın gücü de olmayan; ölüm ve ayrılık gibi durumlarda resmi nikâhlı eşe tanınan haklardan yararlanamayan, tüm bu sebeplerle pek çok acılara sebep olan bu tür evliliklerin, sonuçları üzerinde durulmaktadır. Her nikâh, yaşanan ülke içinde geçerli olan hukuk karşısında geçerli olmalı ve evlilik devam ederken, boşanma anında ve kocanın ölümü durumunda kadının haklarını garanti etmelidir."
Bu paragraf üzerine soruyorum.
1.Hangisi olursa olsun mevcur hukuku meşrulaştırmanın gerekçesi nedir?
2.Başka bir mevcut hukuk nikahın meşruluğu için kilisede nikah kıyılmasını şart koşarsa ne olacak?
3.Mevcut hukuka göre nikahlı eşlerin hukukları ne kadar korunuyor ki?
4.Eşler arasında güven ve ahlaki sözleşme en geniş anlamı ile din güzelliği yoksa mevcut hukuk ne işe yarar?
5.Böyle bir bakış açısı sadece laik hukuk sistemini kutsamaya, güvenceyi ve koruma gücünü mevcut hukuk sistemine hasretmez mi? Müslümanlar arasındaki güveni zedelemez mi?
6.Helal olanın şüphe ile karşılanmasına sebep olmaz mı?
7.Meseleye dul aylığı ya da miras meselesi üzerinden bakarak bir çözüm bulunabilir mi? Mevcut hukukun bu konuda bulduğu çözümler Müslümanlar için ne kadar meşrudur?
8.Mesele sadece erkeklerin yada sadece kadınların iyilik kötülükleri değildir. Karşılıklı bir hak ediştir. Konu hukuktan çok ahlak sorunu değil midir?
9.Hukuk korunduktan sonra evlilik sebebi (mal, soy, güzellik ve din sebebiyle) tartışma konusu olmalı mıdır?
10.Bu konularda gerek yazıp çizenlerin gerek yaşayanların en büyük sorunu İslam toplumunun bir parçası olarak düşünmek yerine vatandaşlık bağları üzerinden çözüm üretmeye çalışmak değil midir?
Netice olarak yazarın emeğine saygı duyuyorum. Ama lütfen çok çok düşünün, az yazın...
88.254.3.48
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim