• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya -1 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

İyi niyetlilerin iyi niyetsizliği

Ufuk Karadavut
Irkçılığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu üçüncü Türkiye raporunu yayınladı. Rapor dikkatle incelendiğinde Türk milletini ve Türkiye’yi kesinlikle hiç tanımadıkları, ancak tanımamalarına karşın büyük bir önyargı ya da art niyetle kaleme alındığı görülmektedir. Avrupa konseyi tarafından kurulan ve bağımsız bir izleme kurulu olarak gösterilen Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu, hazırladığı Türkiye raporu ile adına yakışmayan bir iyi niyetsizlik ve hoşgörüsüzlük örneği göstermiştir. Raporda kurul üyeleri hakkında bilgi verilirken ’Irkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı mücadele alanında uzmanlaşmış olan bu kurulun bağımsız ve tarafsız üyeleri, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve hoşgörüsüzlükle ilgili sorunları ele almadaki yetkinlikleri ve manevi ağırlıkları dikkate alınarak belirlenmiştir’ denilmektedir. Ancak bu kriterlere uyma ve yetkinliklerinin nasıl belirlendiği belli değildir. Daha önce bu kurul Fransa içinde bir rapor hazırlamıştır. Fransız hükümeti kurula gönderdiği yazı ‘Fransa bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyettir. Etnik köken, ırk ve din ayrımı yapılmaksızın tüm vatandaşlar yasalar önünde eşittir. Her dini inanca da saygı duyar. ‘Azınlık’ kavramı Fransız hukukuna yabancıdır. Bu durum değişik kimliklerin tanındığı anlamına gelmez. Kimlik ifadesi şahsi bir seçimdir. Bu yaklaşım her bireyin felsefi, dini, tarihi ve kültürel bir gelenek içinde kendini tanımlama hakkını koruduğu gibi bunu reddetme hakkını da tanımaktadır. Fransa, azınlıkların korunması kavramının katı bir biçimde ele alınmasının yaratabileceği, özellikle de azınlıklara bağlılıkla ilgili genel kriterler tanımlanması girişimi ve bu azınlıklara mensup kişilerin fişlenmesi gibi olumsuz sonuçlara uluslar arası platformda hep dikkat çekmiştir’ açıklamasını yapmışlardır (AB Haber.com). Fransa kısaca bizde azınlık yok demeye getiriyor. Kurulun bütün isteklerini reddediyor. Oysa bugün Fransa da 24 ayrı dilin konuşulduğu bilinmektedir.Aynı kurul Türkiye konusu gündeme gelince aslan kesiliyor. İsteklerin ardı arkası gelmiyor. İşin en vahim tarafı isteklerinin tamamına yakının kabul edilebilir bulunması yada kabul edilmesidir. Son zamanlarda yoğun olarak gündeme gelen nüfus cüzdanlarında din ibaresinin çıkarılması, okullarda din derslerinin mecburi olmaması gibi konular din özgürlüğü olarak öngörülmektedir. Çocukların belli bir dine zorlanmalarından ziyade ‘kendi dinlerini özgürce seçmeleri’ istenmektedir. Hangi dünya ülkesinde böyle bir uygulama vardır bilmiyorum. Ancak küçücük yavrularımıza bütün dinleri anlatarak kafalarını karıştırmak ve ondan sonrada dinlerini özgürce seçmelerini beklemek iyi niyetle açıklanamaz. Bu konuda hoşgörü raporu hazırlayanlar açıkça Türkiye ve Türk insanına hoşgörüsüzlük örneği sergilemişleridir. Kürtlerin ve göçmenlerin Türkiye’de güvenlik güçleri tarafından ciddi anlamda kötü muameleye tabi tutuldukları belirtilmektedir. Eğer Türkiye’de kötü muamele varsa bu yalnızca Kürtlere mi uygulanıyor? Yalnızca Kürt olduğu için mi kötü muamele görüyor? Kötü muamele kime yapılırsa yapılsın kabul edilemez. Ancak ‘Türklere kötü muamele yapılırsa iyi, diğer topluluklara yapılırsa kötü’ türünden bir yaklaşımda yine iyi niyetle açıklanabilir nitelikte değildir. Lozan anlaşmasında azınlıkların isimleri açık bir şekilde tanımlanmıştır. Daha da önemlisi Lozan Anlaşması halen yürürlüktedir. Alevilerin, Kürtlerin, Romanların/Çingenelerin azınlık sınıfına itilmesi hangi fikirle açıklanabilir? Böyle bir kavramı bu insanlar neden kabul etsinler? İnsanları gruplara ayırarak kültür zenginliğimizin parçası olan farklılıklarımızı art niyetli olarak farklı yorumlayarak ayrımcılık yaparak acaba ülkede huzursuzluk oluşturulup kaos mu oluşturulmak isteniyor. Türkiye’de Türkçe dışındaki dillerde eğitim yapılabilmesi, okulların açılması resmi yazışmaların yapılabilmesi istenmekte. Azınlık olarak ifade edilen toplulukların kendi kültür ve inançlarını korumaları, kültürlerini koruyup sürdürebilmeleri, bu insanların din ve vicdan hürriyetlerine saygı gösterilmesi ve desteklenmesi, kendi yayın organlarını kurmada yardımcı olunması, ulusal azınlığa mensup olanlarla çoğunluğa sahip olanlar arasında ekonomik, sosyal, politik ve kültürel yaşamın bütün alanlarında tam ve gerçek bir eşitliğin sağlanması, sindirmeye yönelik politikaların terk edilmesi, azınlık vakıflarının hareket özgürlüğü kazanması ve mal edinebilmelerini sağlanması. Bu şartlar komisyonun isteklerinden bazıları. Daha pek çok istek var. Ancak şimdi düşünün, bu söylenilenlerin hangileri iyi niyetle hazırlanmıştır. Hangi madde ülkemiz için gerçek ve geçerlidir?. Bizim olan, bizden olan, biz olan insanları uzaktan kumanda ile yönlendirmeye çalışmak, bu insanları kışkırtıcı hareketlerde bulunmak, sözler sarf etmek Avrupa’da bu ve benzeri komisyonlarda sıkça yapılan işlerdendir. Ülke olarak birliğimizi ve dirliğimizi korumaya ve uyanık olmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim