“Zanaatın en kötüsü çalgıcılık onu da belle (öğren) unut” derdi eski atalarımız. Gerçi şimdi zanaatların en iyisi, en geçerli olanı –para getireni anlamında- çalgıcılık onu da belirtelim. Cumartesi günü köylülerimin isteği üzerine İstanbul’daydım.
Benim için zanaatların en basiti diyebileceğim bir iş için çağrıldım. Maksat muhabbetti aslında. Değerli köylülerim, sevenlerim tarafından İstanbul’a çağrılıp orada görülmemiş bir köy sohbeti ve muhabbeti içerisinde güle oynaya sorunlar üzerinde dura dura, eski anane ve kültürümüzü, yaşadığımız üç günü sizlerle paylaşmak istedim.
Ne kadar güzel bir şey değil mi? Yüzlerce kilometre uzakta köylülerin, hemşerilerin bir araya gelmesi, düğünde dernekte, cenazede, sünnette acıları ve sevinçleri paylaşmaları… Köyümüz ve civarındaki İlyasbabatekke yine bizden ayrılıp köy statüsü almış olan Kumrallı köyleri adına kurulmuş olan Gökyurt Tekke Kumrallı Köyleri Yardımlaşma ve Yaşatma Derneği’nin sevgili ve çalışkan başkanı Eyüp Cığal ve dernek üyesi diğer arkadaşlar pişmaniye vesilesi ile gerçekleştirilecek buluşmayı, günler öncesinden internet aracılığıyla duyurmuşlardı.
“Değerli hemşerilerim, 04.02.2012 Cumartesi saat 18:30’daki toplantımızda geleneksel köy usulü pişmaniye yapılacaktır. Toplantımızın onur konuğu Konya’dan teşrif edecek olan hemşerimiz şair ve yazar İsmail Detseli olacaktır. Toplantımıza tüm hemşerilerimiz davetlidir. Lütfen katılımın daha fazla olması için haberi olmayan hemşerilerimizi telefonla arayarak bilgilendirelim. Gökyurt-Tekke –Gomrallı Köyleri Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Adına Dernek Başkanı Eyüp Ciğal…”
Haklı olarak bu tatlı sohbeti ve muhabbeti, dahası köyümüzün pişmaniye çekme geleneğini yaşamak isteyenlere “hayır” denmezdi. Haberi, İstanbul’a yerleşmiş olan hayli kalabalık köylülerimize intikal ettirince Başkan sevgili kardeşim Eyüp Cığal de daveti bana ulaştırınca “tamam” dedim. Köylülerimi ve uzun zamandır görüşmediğim kardeşlerimi çok özlemiştim. Hepsini severdim. Hiç düşünmeden “hay hay ne zaman isterseniz hazırım” deyiverdim.
Derneğimizin her ayın ilk cumartesi günleri mutad olarak gerçekleştirdiği aylık toplantıyı şenlendirmek ve babalarının doğup büyüdüğü köy ortamından habersiz gençlere geçmiş köy yaşamını anlatmak ve darı bekaya irtihal etmiş nüktedan büyüklerimizin sözlerini hatırlayıp onları yad etmek için İstanbul’a koşup, daha doğrusu uçup geldim. Bu yazımı da İstanbul’dan yazdım.
Sağ olsun kıymet bilir köylülerim, kış gününde uçak biletimi almışlar. Ben de Cuma akşamı Konya’dan 21.40 uçağına atladım ver elini İstanbul… Bütün yurdu esir alan kar ve tipinin korkusu ile kapı dışarı çıkmayı bile göze alamaz iken, her şeye rağmen yola çıktık…
Şanslı sayarım kendimi hep… Çünkü İstanbul u en az yaşadığım şehir Konya kadar iyi bilirim… Bundan dolayı eğer vasıta bulabilirsem gideceğim adrese gitmekte zorluk çekmem. Gideceğim yer İstanbul’un Avrupa yakası Beylikdüzü… İndiğim hava alanı Anadolu yakası Sabiha Gökçen… 80-90 km arası… İstanbul karış karış bildiğimi bilmelerine rağmen kış şartlarına rağmen araçla beni havaalanında karşıladılar. Anadolu yakasında ikamet eden köylümüz Süleyman Tuncer tarafından alınıp evinde saygın bir şekilde misafir edildik.
O gece Süleyman beyin evinde deliksiz bir uyku çektim, sabah dinç uyandım. Gecenin sabahı Cumartesi günü Süleyman kardeşimizle birlikte Yenibosna’daki derneğe ait binamızda idik Burada bütün hazırlıkları tamamlayıp akşama doğru akın akın Yenibosna’daki denek binamıza gelecek köylülerimi hasretle bekliyordum. Çünkü hep beraber köyümüzün kış günlerinde baranalarda mutlaka yenilen pişmaniyeyi birlikte çekecektik. Bilenler bana yardımcı olacaklar bilemeyenler de öğreneceklerdi.
Ne var ki pişmaniyenin olmazsa olmazı kar yoktu. Günlerdir İstanbul’a yağan kar deniz havası olması nedeni ile iki günde yok olmuştu. Ama biz yine de buzdan ve kenar semtlerden topladığımız karlardan faydalanarak adeta tel kadayıfı andıran güzel bir pişmaniye yaptık ve meraklı köylülerimizi memnun edip yöresel kültürümüzü genç nesile tanıtma imkanı bulduk. Bütün hemşeriler 70-80 kişi kadar hepsi geldiler toplandık. Güle oynaya pişmaniyeyi çektik beraberce yedik, içtik, hoş sohbetler yaptık. Bilhassa genç köylülerim tarafından şahsıma sorulan köyümüzde yaşanmış eski yıllardan olaylardan anılarımızı anlattık. Muhabbetin sonunda hep birlikte yenen pişmaniyenin ardından geçmişlerimize Kuran-ı Kerim okuyup dualar göndererek evlerimize dağıldık.
Bu güzel muhabbet ve anıları yaşamamıza vesile olan dernek başkanımız Eyüp Cığal’a ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür eder, bütün hemşerilerime sevgilerimi, muhabbetlerimi sunuyorum. İnşallah yakınlarda yine görüşürüz.
Cuma günü kutladığımız sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın dünyaya teşrifleri ile insanlığın karanlıktan aydınlığa kavuşmasının sembolü olan Mevlid Kandili’nin de İslam dünyası için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.