• BIST 97.886
  • Altın 277,631
  • Dolar 5,8286
  • Euro 6,4899
  • Konya 14 °C
  • El Chapo’nun mirası: Meksika’da şiddet ve uyuşturucu
  • TMO buğday ve arpa satışlarına başlıyor
  • Ahmet Hakan'dan Arınç'ın damadının tahliyesine tepki
  • El Chapo’nun mirası: Meksika’da şiddet ve uyuşturucu
  • TMO buğday ve arpa satışlarına başlıyor
  • Ahmet Hakan'dan Arınç'ın damadının tahliyesine tepki

İslamcılık Öldü mü?

Derviş Argun

 

Ali Bulaç, Türkiye İslamcılığını üç nesle ayırıp incelemenin doğru olduğunu söylüyor. Birinci nesil İslamcılar 1850-1924, ikinci nesil İslamcılar 1950-2000 arasında rol oynadılar. Üçüncü nesil İslamcılar ise, 21. Yüzyılın ilk yıllarından başlamak üzere tarih sahnesine çıkmış bulunuyorlar.

Birinci nesil İslamcıların çabalarının ana temasını oluşturan unsur “devletin kurtarılması” idi. Ki o devlet, kurucu ideolojisi ve meşruiyet kaynağı İslam olan başında Müslümanların bir halifesi bulunan Osmanlı devletiydi. Onlara göre dönem itibariyle devlet zafiyete uğramış ve onu kurtarmanın yolu, batıdan gelen tüm teklifleri olduğu gibi kabul etmek değildi. O sebeple de birinci nesil İslamcıların referans çerçevesi, “Kur’an ve sünnet dönüştür”. Onlar “içtihat kapısının açılması” ve ”cihat ruhunun uyandırılması” tezini işliyorlar, eğer Osmanlı bulunduğu bu çıkmazdan kurtulmak istiyorsa “Kur’an ve sünnete dönüp” mevcut yaşananlara dinden kaynaklı bir çözüm üretecek “içtihat” anlayışı geliştirmek zorundadır.

Neredeyse tamamının İslami ilimlere, İslam tefekkürüne ve İslam tarihine vakıf kimselerden oluşan birinci nesil İslamcıları, “ulema-aydın profiline” sahip insanlardan oluşmaktaydı.  Bir yönüyle her iki dünyayı da tanıyan batı eğitimi de almış bu insanlardan, Osmanlı devleti yöneticileri ve resmi ulema hazzetmiyordu.

Ali Bulaç’a göre ilk dönem İslamcılar, Çanakkale savaşının mağduru oldular ve 1925 yılında çıkarılan “Takrir-i Sukün” yasası ve “Tek parti” diktasıyla tasfiye edildiler. Bu radikal tasfiye biçimi Türkiye’de İslamcılığın 1950 yılına kadar yani DP iktidarına kadar derin bir uykuya dalmasına sebep oldu.

İkinci nesil İslamcılar, 1950-2000 yılları arasında sahneye çıktılar. Temel argümanları “modern-ulus devlet” oldu. Büyük oranda meşruiyet kaygısı çektiler ve bunu aşabilmek adına batılı sosyopolitik yapıları İslamileştirme çabası içine girdiler.

İkinci nesil İslamcıların ana politik temaları “İslam devleti ve İslam toplumu” olmuştur. İslam’a karşı tasfiye politikalarının devlet merkezli yürütüldüğü bu dönemde, Türkiye dışında İslamcıların çoğu birinci dünya savaşı sonunda yaşanan sömürgecilik ve işgaller karşı mücadele vermekle meşgul oldu. Türkiye, ikinci nesil İslamcılar döneminde devlet eliyle mütemadiyen tasfiyeler yaşadı. Darbeler tarihi de diyebileceğimiz bu dönem, en son 28 Şubat post modern darbesi ile tarih sahnesinden çıkmış gibi gözüküyor. Modern iktidarı hedeflemiş siyasetçiler de üreten bu nesil İslamcılık, 2000 yılından sonra devreye girecek olan Üçüncü nesil İslamcılığın önünü açmış ve bir yönüyle sistemin defans merkezlerinin açığa çıkmasına katkı sağlamıştır.

Üçüncü nesil İslamcılar dediğimiz ve esas itibariyle 2002 yılı sonrası gün yüzüne çıkan kadro ise, bir yönüyle birinci ve ikinci nesil İslamcıların müktesebatıyla donanmış gibi görünse de kendi düşüncelerine yakın insanların iktidar olmasıyla çok azı hariç sahip oldukları tüm müktesebatı gömmek durumunda kalmışlardır. Maalesef burada en büyük etken, entelektüel-aydın- ilim adamı kişiliklerini, siyasetin müptezel çarkı içinde yok etmeleridir. Siyasetle olması gerekenin dışında ilişki, bu kesimi olmaması gereken yerde konumlandırmış, onları ön açmaları ve yön vermeleri gereken siyasetin ardılları haline getirmiştir.

Bugün üçüncü nesil İslamcıların, ne siyasete katkı sağlayan ne de kendilerini ön plana çıkaran bir duruşa sahip olamadıklarını görmekteyiz. Birinci ve ikinci nesil İslamcılar gibi ortaya koydukları bir ideal ya da ana tema olmadığı gibi ne olduklarını ve ne hedeflediklerini de açığa çıkaran bir manifestoları da yoktur. Bu acı gerçek, günü yakalama konusunda resmi ulemayı üçüncü nesil İslamcıların önüne geçirmiş ve kitleler din konusundaki açlığını, her geçen gün birbiriyle didişen bu İslamcı entelektüel-aydın-ulema kesiminden değil, resmi din anlayışından doyurmaya başlamıştır.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Hasan
21 Ocak 2019 Pazartesi 09:41
09:41
Tespit doğru evet İslamcılık rafa kaldırıldı. Artık iktidar sahipleri her sorunu çözdüklerini bir vatandasın eleştirisine bile tahammül etmedikleri korku bir dönemi yaşıyoruz. Ama şunada inanıyorum saltanatları tehlikeye girdiği zaman tekrar İslamcılığı raftan indirerek bakın din elden gidiyor zamana da şahit olacağız. Neden mi bakın “her şey vicdanla başlar vicdanı olan insan merhametlidir merhamet yoksa insan zalimleşir bu toplumun tüm katmanları için geçerlidir ben dahil” Bakın bireyler arasında güven kalmadı bu çok önemli din anlayışı geleneksel hale geldi insanlar artık duyduklarıyla amel ediyorlar medya tik imamlar türedi aile kurumu tahrip oldu boşanmalar başına alıp gidiyor sadakat kalmadı bu toplumsal bir çöküştür. Her şeyin başı iyi bir insan olmaktır iyi bir insan olmadan iyi bir Müslüman olamasın
193.255.247.74
gonyalı
21 Ocak 2019 Pazartesi 09:09
09:09
Ali Bulaç FÖTÖ'cü değil mi? Sadece İslamcılık değil şeriatçılık da bitti. Hepsi Amerikancı ve faizci AKP'ye teslim oldu.
88.241.42.120
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim