• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Konya 3 °C
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı
  • F-16 pilotlarının neredeyse tümü FETÖ'cü çıktı
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı
  • F-16 pilotlarının neredeyse tümü FETÖ'cü çıktı

İslamcılık Babamızın Malı mı?

Derviş Argun

Öncelikle belirtmem gerekir ki İslamcılık, hele ki modern İslamcılık, Türkiye, İran ve Mısır’ın belirleyici konumu görmezden gelinerek değerlendirilemez. Çağımızın bir çıkmazı olarak, Müslüman kitlenin yaşadığı hayatla, inandığı din arasındaki makas açıklığını kapatmak, en azından bu üç ülkenin İslamcılık tecrübesini mezcetmesiyle mümkün olabilirdi. Ne İran’ın “mezhep ve ulusal çıkar” sığlığında boğulmuş din anlayışı, ne de Mısır’ın özellikle Suud ve Katar merkezli dayatmalarla salt “Sünnilik” anlayışına sıkışmış İslamcılığı, yaşadığımız sorunun aradığımız çözümü olmayacaktır. Türkiye İslamcılığı ise özellikle son dönemde, cennetini bu dünyada kurmak isteyenlerin müptezel hesapları arasında muhafazakâr görünümlü, kısmen seküler bir çizgiye ya da buna mukabil oluşturulmuş ve yaşadığından başka din, kendisinden başka dindar tanımayan karşıt bir duruşa bir evrilmiştir. 

Açık söylemek gerekirse, son yüzyılda bize göre çok daha monoblok bir duruş sergileyen başta ABD olmak üzere küresel hegemonik güçler, yukarıda zikrettiğim açmazların oluşması çabasına katkı sağlamışlardır. Bunu yaparken çoğu zaman da Müslümanların duygusal durumlarını kullanarak, esas ile füru arasındaki zayıf çizgiyi derin ayrışmalara dönüştürmüşlerdir. Bu, kimi zaman bizzat kendi elleriyle yaptığı müdahaleler sonucu oluşurken kimi zaman da açık ya da örtülü destek vererek alana sürdükleri uzantıları ile yapılmıştır. Neticede tüm insanlık için kurtuluş kaynağı olan İslam, kendi ellerimizle büyük savaşların ve derin ayrışmaların sebebi haline gelmiştir. 

Bugün Suriye’de yaşananlar, bunun en can yakıcı örneği olmaya devam etmektedir. Yüz binlerce insanın ölümüne sebep olan ve esas itibariyle kendi iç çatışmamıza dönüşen Suriye iç savaşında, barışı sağlasın diye ABD ve Rusya gibi küresel hegemonik güçlerin ağzına bakıyoruz. Bu zilletin sarıp sarmaladığı İslamcılığımızı birbirimize dayatıyor olmamız da, yaşananların daha neleri yaşatabileceğine dair ipuçlarını veriyor. Kendi savaşını bitirmekten aciz bir dindarlık, ne kendisine ne de insanlığa umut olamaz. 

Yüz binlerce insanın öldüğü, milyonlarca insanın yerlerinden edildiği ve yüz binlerce meskenin ve yaşam alanlarının yıkılıp yok edildiği bir süreçten, kaynağı kendimizden menkul, uydurduğumuz gerekçelerle kurtulamayız. Ne, tüm suç “Emperyalizm ve onun terörist maşalarında” diyen Rusya ve Çin destekli İran ve Hizbullah, ne de tüm suç “Baas rejimi ve onun kiralık katillerinde” diyen ABD ve batı destekli sözde Sünni cephe, yaşananların ağırlığını azaltacak mazeretler ortaya koyamazlar. 

Baas rejiminin, tek parti diktasını bir zulüm mekanizmasına dönüştürmesi ve özgürlük taleplerini kanla bastırmasına rağmen, yaşananların süregiden bir tekrara dönüşmemesi için her iki tarafın da frene basma mecburiyeti vardır. Bu durum, bu iç savaşın motivasyonunu oluşturan küresel güçlerin talep ettikleri sonuçları gördüğümüzde, nasıl bir ivedilikle yerine gelmesi gerektiği gerçeğini daha müşahhas ortaya koyuyor. Maalesef toprağa düşen bedenler, İslam coğrafyasının o ya da şu ülkesinden gençler iken, yaşanan bu dramı, aradan sıyrılarak toprağı olan bir devlete dönüştüren, Marksist bir örgüt olan PKK/PYD’dir. 

Dolayısıyla bilmemiz gerekir ki, ümmettin tarihsel deneyimi devreye girmelidir. Kendisine yaşadığı çağın sorunlarına ayak uydurabilecek ve çözüm üretebilecek katkıyı sağlayacak olan birikim açığa çıkarılmalıdır. Cabiri’nin dediği gibi “tarihin derinliklerine inen, onunla beraber yürüyen, ona yön veren ve hükmetme arzusu taşıyan bir tecdid dönemini hızlıca yaşamamız gerekmektedir.” Yine onun demesiyle, “Ümmetin tarihsel deneyimi, kendisine, mevcut çağa ayak uydurma imkânı verebilecek, onda yeni bir sayfa açmak suretiyle diriltilmesi gereken bir deneyimdir.”

Din adına söz söyleme iddiasında olanların, bu deneyimi kendisinden sonra gelen nesillere yaşatmamak için çabalaması, bu çabanın adını da İslamcılık koyması, sonraki çağlara yapacağı en büyük ihanettir. 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
etliekmek kafa
10 Temmuz 2016 Pazar 00:03
00:03
sayin yazar, kismende olsa dogru tesbitlerde bulunmusunuz,acikca yazamadigin hususlarda var, sayin dervis bey , allahtan biz laik bir ülkeyiz aksi olsaydi, sizi dinden cikmis zindik ilan ederler katli vacip dir bu kafirin diye fetva,da alirlardi
91.141.3.210
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim