• BIST 93.469
  • Altın 227,644
  • Dolar 5,7442
  • Euro 6,5958
  • Konya 17 °C
  • Bu anketin mesajı AK Parti’ye
  • İşte Milli Eğitim Bakanlığı 2023 Eğitim Vizyonu
  • Rekabet Kurulu onay verdi... Ofçay Amerikalı oldu!
  • Bu anketin mesajı AK Parti’ye
  • İşte Milli Eğitim Bakanlığı 2023 Eğitim Vizyonu
  • Rekabet Kurulu onay verdi... Ofçay Amerikalı oldu!

İslam Dünyasında Şiddet Sarmalı

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

24 Kasım 2017.. Cuma Günü.. Mısır, Sina Arişten acı haber geldi.. Ariş’e bağlı Abed kasabasındaki Ravza camiinde Cuma namazı kılmakta olan mü’minlerin üzerine bomba atıldı, ayrıca kurbanlar otomatik silahlarla tarandı. 300’den fazla Müslüman şehit olurken,  bir o kadar da yaralı var. Saldırının yapıldığı yer, Tarikat-ı Ahmediye-i Cerrahiye tekkesi. Olayı üslenen Ahraru Beyt-i Makdis örgütüne göre öldürülenlerin hepsi kafirdi(1). Öldürülenlerin hepsi tasavvuf erbabıydı. Aralarında çocuklar ve kadınlar da vardı.

Bu bir cinnet hali.. Bu bir akıl tutulması..İslam dünyasının her tarafında buna benzer yapılar var. Bu yapılarla hukuk zemininde mücadele edildiği gibi, ilmi zeminde de mutlaka mücadele verilmelidir. Her ne kadar İslam dünyasında meydana gelen bu elîm olayların arka planında sosyo-ekonomik şartlar, halkın özgür bir şekilde irade beyanına katılamaması vb. gibi insan hakları alanında ihlaller büyük rol oynuyorsa da hiçbir gerekçe masum insanların kanını dökmeye cevaz veremez.

Anlaşıldığı kadarıyla aşırı yorum biçimine sahip olan dini hareketler, fikrî mücadeleden fiziki mücadeleye geçmişler, kendileri gibi düşünmeyen dini oluşumları küfürle ve şirkle nitelendirmekten çekinmemektedirler. Bu yorum tekelciliğinin vardığı çok tehlikeli bir sınırdır. İşte Mısır Ariş’te katledilen Müslümanlar da müşrik görüldüğü için böyle bir muameleye maruz bırakılmışlardır.

Tasavvuf şirk midir ya da tasavvuf erbabı müşrik midir?

Bilindiği gibi Allah’tan başka her şeyi gönülden çıkarmak manasına gelen züht,  İslam’ın özünde vardır. Gerçek zahit, dünyalığı elinde bulundurmasına rağmen onu kalbine sokmayandır. İslam’da bağlılık,  şahıslara değil, şeriatın özünedir. Gerçek anlam da züht de bunu gerektirir. Bu temel ilke gözetildiği takdirde, tasavvufi hayat,  toplumun ahlaki yönden eğitimi için iyi bir yöntemdir. Bir bahçede birkaç çürük elma bulduk diye genellemeler yaparak bu bahçede bulunan bütün elmalar çürüktür, şeklinde bir kıyas yapmak nedenli yanlışsa,  aynı şekilde bazı tasavvuf erbabında görülen yanlışlıklar hakkında da genellemelere giderek topyekûn tasavvufu karalamak da o denli yanlıştır. İslam dünyasında bazı çevrelerin tasavvuf aleyhtarlığı yapmak için İbn Teymiyye gibi şahsiyetlere atıfta bulunarak reddiyeci bir tutum sergilemeleri bu âlimin aziz hatırasına büyük bir saygısızlıktır. Ona göre, tasavvuf erbabı,  dini naslara bağlı ve saygılı olduğu oranda kabule şayandır. Kaldı ki o, tasavvufun bir disiplin olarak kendisini değil, kimi mutasavvıfların bid’at ve hurafeye dayalı din anlayışlarını eleştiri konusu yapmıştır. 

İslam tarihinde kurumlaşmış tasavvuf anlayışını temsil eden tarikatlar, Müslüman halkın dini inanç ve duygularını canlı tutmanın yanı sıra gayr-i Müslimlerin ihtidasına vesile olmak, işgalci ve sömürgecilere karşı İslam ülkelerinde direniş cepheleri teşkil etmek, ihtiyaç durumunda İslam ordularıyla birlikte seferlere katılmak, fethedilen bölgelere yerleşip İslamiyet'i yaymak gibi fonksiyonlar icra etmiştir. Mesela Türkler'in İslamiyet'i kabul etmesinde tarikat ehlinin irşad faaliyetlerinin büyük rol oynadığı bilinmektedir. Orta Asya'da, Hindistan ve bazı uzak doğu ülkelerinde, Afrika'da İslamiyet'in yayılması, İran'da binlerce Mecûsinin İslamiyet'i seçmesi, Anadolu ve Balkanlar da gayr-i Müslim ahalinin ihtidası büyük çapta tarikatlar vasıtasıyla gerçekleşmiştir.

Netice itibariyle, tasavvufi hareketlerin bütün uygulamalarının İslâmi olduğunu söylemek ne kadar yanlış ise onları şirkle özdeşleştirmek de o kadar yanlıştır.  Velev ki hatalı olsa bile İslam, bu hatalardan dolayı onları öldürmeyi ve ortadan kaldırmayı asla mubah kılmaz. Bu konuda İslam âlimleri, akademisyenler ve akl-ı evvel Müslümanlar hem içinde yaşadıkları toplumu ve hem de İslam dünyasını,  firari din anlayışlarına karşı uyarma vazifesini yerine getirmelidirler. Yoksa bu şiddet sarmalının içinden çıkamayız. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim