• BIST 108.594
  • Altın 144,399
  • Dolar 3,4942
  • Euro 4,1102
  • Konya 17 °C
  • Hakan Evrim,Pensilvanya ağzıyla savunma yaptı
  • "Özel görüşmelerimi ByLock üzerinden yaptım"
  • Kaçırmaya çalıştığı Aksakallı'yı nereye götüreceğini bilmiyormuş
  • Hakan Evrim,Pensilvanya ağzıyla savunma yaptı
  • "Özel görüşmelerimi ByLock üzerinden yaptım"
  • Kaçırmaya çalıştığı Aksakallı'yı nereye götüreceğini bilmiyormuş

Irak, Balkanlaştırılıyor mu?

Ramazan Altıntaş

Batı’da Yeni Oryantalist stratejisiler, İslam dünyası üzerinde hem fiziksel ve hem de fikri planda yeni değişim ve dönüşümleri gerçekleştirmek için uygulayıcılara birbirinden farklı projeler sunuyorlar. Bu stratejistlerin başında H. Kissinger ve Bernard Lewis gibi oryantalistler geliyor. Onların ileri sürdüğü tezlere göre, dünyada; “medeniyetler çatışması değil, asıl medeniyet içi çatışmalar yaşanacak, İslam kendi içinde çatışacaktır.” Özellikle Yahudi H. Kissinger’in iddiası bu.

 Batı’lı stratejistler Müslümanların kendi içinde nasıl çatıştırılacaklarını da planlamakla kalmıyorlar, özellikle farklı mezhep ve etnik kökene haiz Müslümanların yoğun yaşadığı ülkelerde bu oyunu sahneye koymaya da çalışıyorlar. Bugün biz, bu tezin Irak’ta ve Lübnan’da nasıl uygulandığını hep birlikte görüyoruz. Aynı oyun Filistin’deki gruplar üzerinde de tekrarlanıyor. Böylece ortak düşmana ve ülkenin kalkınmasına karşı güç birliği yapma zayıflatılıyor. Sudan’da Darfur olayı bunun bir başka yansıması. Müslüman toplumların içinde hoşnutsuzluk uyandırma ve kardeşi kardeşe vurdurma planları yeni değil. Bu kirli oyunların aktif hale getirilmesi 1980’li yıllara kadar gidiyor. İslam toplumlarının kırılgan noktalarını iyi tespit etmiş olan emperyalizmin öncü kâşifleri, Müslüman ülkelerde farklı etnik kökene sahip ve farklı İslam yorumunu benimseyen Müslümanların birbirleriyle çatıştırılma alanlarını genişletiyorlar. İslam âlemi, derin acılar ve yıkımlar içerisinde. ABD’nin başını çektiği sömürgeci işgal güçleri sadece Irak, Afganistan, Somali, Lübnan gibi ülkelerde değil, gittikçe çatışma alanlarını başka Müslüman toplumlara taşımanın çabası içinde gözüküyorlar. Bu ateşi farklı İslam ülkelerine sıçratmanın planlarını yapmaktadırlar. Topyekûn İslam âlemi sancılar içerisinde kıvransın da kendi aralarındaki bütünlüğü sağlayamadıkları gibi, kendi içlerinde de sağlayamasın diye habire fitne kazanı kaynatılıyor. Yakıt olarak da Allah’ın bir âyeti olan etnik köken farklılığı ve yine O’nun bir rahmeti olan yorum farklılığı kullanılıyor.

Demokrasi getireceğim (!) diyenler, saldırı nedenlerini; “kendi yaşam tarzlarının” tehdit edildiğine bağlıyorlar. Acaba demokrasi farklı yaşam tarzına geçit vermiyor mu? Tek bir yaşam tarzının dayatıldığı bir proje nasıl oluyor da adı demokrasi olabiliyor?

Tarihte Yahudilerle, Hıristiyanlar arasında din savaşları, yine uzun yıllar Hıristiyanlar içinde mezhep savaşları kanlı bir şekilde yaşanmıştır. Bir din ya da Hıristiyan bir mezhep diğer mezhebin yorumunu meşru görmediği için ötekileştirdiği din ya da mezhep mensuplarına ya savaş açmış ya doğup büyüdükleri topraklarından sürmüş ya da zorla mülteci konumuna getirmiştir.  İslam tarihine dönüp baktığımız zaman Batı’da olduğu gibi ne aynı dine inanan ne de ayrı mezhebe mensup olan Müslümanlar arasında din ve mezhep kaynaklı bir çatışma olmuştur. Eğer olmuşsa bunun sebebi din ya da mezhep farklılığı değil, siyasi nedenlere bağlı olarak gerçekleşmiştir. Çaldıran savaşı vb. gibi… Hele hele İslam toplumlarında Batı’da yaşandığı gibi mezhepler arası bir çatışma yaşanmamış, mezhep farklılıkları rahmet ve zenginlik olarak görülmüştür. Hatta İslam, normal savaş hukukunun içinde bile Ehl-i kitap dediğimiz din mensuplarına birlikte yaşam hakkı tanımakla kalmamış, savaş şartlarında ele geçirilen Budist vb. gibi inanç mensuplarını bile Ehl-i Kitap kapsamında değerlendirerek tarihte birlikte yaşama tecrübesi ortaya koymuştur. Ancak İslam, din farkından dolayı savaş açan kimselere karşı kendini savunma hakkı vermiştir. (bkz. Mümtehine, 9).

Bugün, Irak’ta Sünni ve Şii Müslümanlar birbirlerine saldırtılıyor. Bu amacı gerçekleştirmek için başta işgalciler, yabancı istihbarat örgütleri ve Baasçılar yoğun faaliyetler yapıyorlar.  Geçenlerde Irak’ın Basra kentinde yakalanan, Sünni ve Şii Müslümanları birbirine düşürmek isteyen İngiliz istihbarat örgütü elemanları bunun en açık örneğidir.

 Müslümanlar arasında mezhep ya da etnik köken farklılığı bir çatışma sebebi olamaz. Çünkü Müslümanlar arasında asgari müşterekler değil, birlikteliği sağlayacak ve her türlü çatışmayı ortadan kaldıracak şekilde azami müşterekler vardır. Maalesef bugün Müslümanlar, sadece Irak’da değil, dünyanın her tarafında etnik ve mezhep farklılığı kaşınarak birbirine kırdırılmak isteniyor. Toplumların kırılgan noktaları alabildiğine tahrik ediliyor. Bu konuda azami hassasiyetin gösterilmesi insani ve dini bir zorunluluktur. Müslümanlar arasında bizim farklılığımız asılda değil, yorumdadır. Dinin usulünde, yani iman esaslarında bütün mezhepler görüş birliğine sahiptirler. Yüzyıllardır Müslümanlar, nasıl kardeşçe yaşamışlarsa bundan sonra da yaşamaya devam etmelidirler. Farklılıklarımız ayrılıklarımız değil, zenginliklerimiz olarak görülmelidir. Hepimiz bütün renkleriyle bir halının ya da kilimin desenindeki çizgi gibiyiz. İttifak noktalarımız gündemde tutulmalıdır.  Bu konuda siyaset, ilim, fikir ve kanaat önderlerine tarihi sorumluluk düşmektedir. Özellikle basın yayın organları bu ateşi yükseltmede değil, aksine düşürmede rol oynamalıdırlar.

Ünlü İslam âlimi Y .el-Kardavî’nin dediği gibi, Kur’an’ın emrine ve peygamberimizin buyruklarına göre, nasıl ki Kilise ve havralara herhangi bir Müslüman’ın saldırma hakkı yoksa nasıl oluyor da Irak’da bir başka müslüman dini akım mensupları  bir başka  dini akım mensuplarınca kutsal kabul edilen türbeye ya da camiye saldırabiliyor? Bu soru şöyle de sorulabilir. Nasıl oluyor da Sünni Müslümanların yoğun yaşadığı bölgelerde camiler Şii Müslümanlar tarafından yerle bir ediliyor? Şiisiyle-Sünnisiyle Müslümanların camileri bir değil midir? Camiler kurtarılmış bölge midir?  Maalesef bugün Irak’ta bu soruların cevapları olumsuz anlamda yaşanıyor. Mezhep savaşları körükleniyor, Müslümanlar oyuna geliyor.  İslam Dünyasının balkanlaşması isteniyor. Bu konuda duyarlılık göstermek ve her çeşidiyle Müslümanlar arasında vahdet ve ittihatı sağlamak adına saldırgan durumuna geçmiş Müslümanların durdurulması diğer Müslümanlar üzerinde imani bir görevdir. Ancak İslam toprakları üzerinde müstevlilerin kirli emelleri ve gizli planları böyle bir dik duruş sayesinde akamete uğratılabilir.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim