• BIST 89.764
  • Altın 145,477
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Konya 7 °C
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı
  • F-16 pilotlarının neredeyse tümü FETÖ'cü çıktı
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı
  • F-16 pilotlarının neredeyse tümü FETÖ'cü çıktı

İnsan Yetiştirme Sanatı: Annelik

Ali Akpınar

Peygamberler başta olmak üzere, Hz. Mevlana, Yunus Emre gibi pek çok düşünürü dünya çapında ünlü yapan, onların insan yetiştirme sanatında mahir olmalarıdır. Bugün özellikle feminist söylemlerin etkisinde kalan insanımızın küçümsediği, basit gördüğü ‘analık’ da en önemli insan yetiştirme sanatıdır. Esefle söyleyelim ki bugün bu sanatta mahir olan analar, çalışmayan kadınlar (!) arasında sayılmaktadır. Oysa toplumda en önemli ve en verimli işi anneler yapmaktadır.

Bir düşünürümüzün dediği gibi, tartışmalı bir konu da olsa kadından peygamber gelmemiştir. Çünkü kadınlar peygamber doğurmak ve onları yetiştirmekle görevli kahramanlardır.

Analık kurumuna, layık olduğu değeri İslam vermiştir. Kur’ân ayetleri ve Peygamberimizin sünneti bu kurumun değerini anlatan açıklamalarla doludur.

Hz. Peygamber, doğmadan önce babasını ve çok küçük yaşta annesini kaybetmiş olmasına rağmen anne babasını ve yetişmesine katkısı olan diğer yakınlarını hiçbir zaman unutmamış, onları hep hayırla yâd etmiştir. Yetimliği ve öksüzlüğü bütün versiyonlarıyla bizzat yaşayan Peygamberimiz, ana babanın ne kadar önemli varlıklar olduğunu çok iyi fark etmiş ve anne baba hakkına riayet konusunda ısrarla durmuştur. Zira o, her şeyden önce şu ilahî buyruklarla karşı karşıya idi: “Rabbin yalnızca kendisine kulluk ve ibadet etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Anne babandan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, ‘Of’ bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek merhamet kanatlarını üzerlerine ger ve şöyle dua et: Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara rahmet et.” (17/23-24)

“Biz, insana ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası, onu sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içerisinde olur. İşte bunun için, önce bana şükret; sonra da ana-babana teşekkür et, diye öğüt vermişizdir. Dönüş ancak banadır.  Eğer onlar seni, hakkında bilgi sahibi olmayan bir konuda bana ortak koşmaya zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber vereceğim.”( 31/14-15)

Ayetlerde, Yüce Allah kendisine ibadet ve kulluk yapılmasını emrettikten hemen sonra, ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmayı emretmektedir. Bu, ana-baba hakkının Allah hakkından hemen sonra geldiğinin ve ne kadar önemli olduğunun açık göstergesidir. Yine ayetlerin bize yüklediği görev, ana-babamıza öf bile dememiz, onları incitecek hiçbir söz ve davranışta bulunmamamız; onlara sevgi, saygı ve ilgiyle yaklaşmamız ve en önemlisi onlara dua etmemizdir. Hatta onlar Allah’a şirk koşan kimseler olsalar ve bizi de müşrik olmaya zorlasalar bile, onlarla dünyada güzel güzel geçinmemizdir. Nitekim Hz. İbrahim’den bize yadigâr olarak Kur’ân’da geçen ve Peygamberimizin yönlendirmesiyle her namazın sonunda okuduğumuz duada şöyle diyoruz: “Rabbimiz! Hesabın görüleceği günde beni, anamı-babamı ve tüm inananları bağışla!” (14/41)

Ana-baba hakkı, onlara saygı ve ilgi duyma hakkında Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cennet’i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün! (Bu ifadeyi üç kere tekrar etmişti.)”

“Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cennet’i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün! (Bu ifadeyi üç kere tekrar etmişti.)” (Müslim, Ahmed)

Savaşa katılmak için kendisinden izin isteyen Muaviye b. Cahime'ye, annen sağ mı, diye sormuş ve şöyle buyurmuştur: "Sözlerime dikkat et! Annenin ayağı dibinde otur. Çünkü cennet oradadır. Annenin yanından ayrılma, çünkü cennet onun ayakları altındadır."

Peygamberimize, insanlar içerisinde kendisine iyi davranmaya en layık olanın kim olduğu sorulmuş, o cevabında üç kere “Annen” buyurmuş, dördüncü soruluşta ise “Baban” diye cevap vermiştir. (Buharî, Müslim)

Medine'de dayılarını ziyaret ettikten sonra Mekke'ye dönerken Ebvâ denilen yerde annesi Âmine'yi kaybetti. Âmine otuz yaşında genç bir kadındı. Son anlarında başucunda duran altı yaşındaki oğluna bakıp şunları söylemişti: "Her canlı ölümlüdür. Her yeni eskir. Her yaşlanan yok olur. Ben de öleceğim, ama hep anılacağım. Çünkü temiz bir oğul doğurmuş, arkamdan hayırlı bir hatıra bırakmış bulunuyorum" Hudeybiyye umresine giderken Ebvâ köyüne uğramış, annesinin kabrini ziyaret etmiş, kabrini eliyle düzeltip ağlamıştı. Niçin ağladığını soranlara da şöyle cevap vermiştir: "Merhamet duygusu beni duygulandırdı da onun için ağladım."

Yıllar sonra küçük yaşta kaybettiği annesini hatırlamış ve kabrini ziyaret etmiştir. Onun bu ziyaretinde anne hasreti ile dopdolu, vefâlı bir evlat ve duygulu bir insan olduğunu görmekteyiz. O, anne baba hakkı konusunda uyarıcı pek çok söz söylemiştir.

Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebû Leheb'in cariyesi Süveybe'yi hiç unutmadı, Mekke’de iken onu ziyaret eder ve ona ikramlarda bulunurdu. Hicret edince Medine’den ona giyecek gönderirdi. Mekke fethinde onun oğlunun durumunu sorup araştırdı, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğrendi. Sütannesi Halime Hatunu gördükçe "Benim annem, benim annem" der, kendisine içten sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını serip üzerine oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Halime Mekke'ye gelmiş, Peygamberimiz onu ağırlayıp kırk koyun ve bir deve hediye etmişti.

Hikâye olunur ki, bir evlat hasta anasını üç yıl sırtında taşımış ve bir gün annesine, hakkını ödeyebildim mi, diye sormuş, annesi şu cevabı vermiş: Ne gezer evladım. Sen beni sırtında taşıdın ama yorulunca, istirahat ve ihtiyaçların için yere indirdin. Bense seni dokuz ay, kendimden hiç ayırmadan hep karnımda taşıdım ve besledim. Ben sana büyüyesin diye bakardım. Sense bana çabuk öleyim diye bakıyorsun.

Sonuç olarak babalıktan en az üç adım önde olan annelik rütbesinin kıymetini bilelim, anaları ağlatanlardan olmamaya, onları senede birkaç gün değil her zaman, hayatlarında ve ölümlerinden sonra bile hoşnut etmeye gayret edelim. Anne baba hakkı ve sevgisi, onları huzur evlerine mahkum ettikten sonra orada onları ziyaret emekle ödenmeyecek kadar büyük bir hak, engin bir sevgi ve saygı selidir.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim