• BIST 107.489
  • Altın 142,921
  • Dolar 3,5608
  • Euro 4,1464
  • Konya 34 °C
  • S-400'le Türkiye'nin caydırıcılığı artacak
  • Evine el konulan  FETÖ'nün morali fena bozuldu!
  • FETÖ'nün evini tavaf ediyorlarmış!
  • S-400'le Türkiye'nin caydırıcılığı artacak
  • Evine el konulan  FETÖ'nün morali fena bozuldu!
  • FETÖ'nün evini tavaf ediyorlarmış!

İman ve akıl

Ramazan Altıntaş

İnanç, bir düşünceye gönülden bağlanmak, birine duyulan güven duygusu, bir kimseyi ya da herhangi bir şeyin doğruluğunu sarsılmaz bir duygu ile benimsemek anlamlarına gelir. Felsefî anlamda inanç; zan, kanaat ve tahmin olarak da kullanılır. Nasıl ki bilgi zihnî bir faaliyet ise, inanç da bu zihnî faaliyetin son bulmuş aşamasıdır. Dolayısıyla inanç, zihnî olarak iki şeyden birisinin kesin olarak kabul edildiği durumdur.

İnançlar, dinî ve bilimsel inanç şeklinde farklılaşabilir. Örneğin, “Allah vardır” dini bir inanç iken, “dünya yuvarlaktır” tarzındaki bir inanç bilimsel inanç kategorisine girer. Yine sözgelimi, bir ateistin Yüce Allah’ın varlığına inanmaması da bir inançtır. Çoğumuz gündelik hayatta herhangi bir konuda kesin kanaat sahibi olduğumuzu anlatmak için “inanıyorum ya da inanmıyorum” kavramlarını kullanırız.

Görüldüğü gibi inanç, hem dini ve hem de din dışı, seküler alanlarda da geçerli bir sözcüktür.  İnanç teriminin en yakın karşılığı itikattır. Teorik bağlılığı ifade eden itikat, imana değil, inanca karşılıktır. Çünkü inanç fikrî, iman ise dinî bir içerik taşır. Ayrıca itikat sözcüğü, imanla eş anlamlı olarak da kullanılır.  İnançla iman arasında bir fark var mıdır? dediğimiz zaman, inancın din ile ilişkisi sorgulanıyor demektir.  İnanmayan insanlar da bir inanç taşıyabilir. Biraz önce ifade ettiğimiz gibi, sahip olduğu dünya görüşüne kesin olarak bağlanabilir. O da, o anlamda bir inanç taşımış olabilir.

İmana gelince, o, daha çok din ile ilişkili,  Allah’la ilişkili olan bir kavramdır, bir konudur. Böyle bir ayrımdan da söz edebiliriz. İman,  akîde anlamındadır. Dogmada bir eleştiri söz konusu değildir. Kesin ya inanacaksın ya inanmayacaksın şeklinde bir tartışma söz konusu değildir.  İslam imanından söz ederken buna değineceğiz. Kur’an-ı Kerim’de imanın salt dogma olmadığını bildiren âyetler vardır. Bu âyetlerden birisi şöyledir.  Hz. İbrahim (a.s.) bir peygamber olmasına rağmen bir âyette geçtiği şekliyle: “Hani İbrahim, Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster, demişti. (Allah ona) “inanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin/aklımın tatmin olması için, demişti.” (Bkz. Bakara 2/260). Burada kalbin yatmaması, kalbin itminan ve huzur bulmaması aynı zamanda aklın yatmaması anlamına da gelir. Onun için İslam kelamında imanın salt bir inanç, bir dogma olmadığı, dolayısıyla, bu imanın sağlam temeller üzerine oturtulabilmesi için bilgi ile temellendirilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur.  Elbette bu bilginin de aklın ürettiği bir bilgiye dayalı olması gerekir. Dolayısıyla imanımızın makul bir düzeye ulaşabilmesi,  o imanın insanın gönül ve zihin dünyasında birlikte bulunmasıyla alakalıdır.

 Diğer taraftan, zaman zaman -rivayetlerden de öğrendiğimiz kadarıyla- ashaptan bir grup Hz. Peygambere gelerek: “İçimizden öyle şeyler hissediyoruz ki, herhangi birimiz bunu söylemeyi bile büyük günah addeder.” Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: “Hakikaten öyle bir şey hissettiniz mi?” diye sorarlar, onlar da: “Evet” deyince buyururlar ki: “Bu, imanın ta kendisidir.” Demek ki insandaki metodik kuşkuculuk dediğimiz şüphe aslında insanı inkâra götüren bir şüphe değil, daha çok imanı kesinleştiren, akli ve bilgisel temeller üzerine oturtan bir iman anlayışıdır. Meseleye bu açıdan baktığımız zaman biz saf İslam imanına dogma olarak bakamayız. İmanın hakikat aşamasına gelmesi, varlığını muhafaza etmesi istidlâli delillerle tahkim edilmesine bağlıdır. Mâtüridilere göre Allah’ı bilmek,  aklın alanına girer. Çünkü insan imanı aklî açıdan bilgiyle temellendirmedikçe bu imanının kalbde mütemadiyen karar kılmayacağı ve etkin bir yaptırım gücüne sahip olamayacağı bilinen bir gerçektir.  Her ne kadar mukallidin imanı sahihtir denilmişse de tahkiki iman öğütlenmiştir. Ayrıca Sünni bakış açısında delilleriyle İslam akâidini öğrenme çabası içerisine girmemek günahkârlık olarak değerlendirilmiştir.

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim