• BIST 83.217
  • Altın 147,255
  • Dolar 3,7734
  • Euro 4,0515
  • Konya -5 °C
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi

İhtişam Osmanlı’da

Ufuk Karadavut

Eskiden kalma bir inanış vardı; ‘Kumaş Hindistan’da, akıl Frengistan’da, ihtişam ise Osmanlı’da’dır diye. Çok eskilerden ve yakın tarihte doğuyu gezmiş olan Avrupalı gezginlerin ve gelen misafirlerin genel düşüncesi; ‘Türk topraklarına girdiğiniz andan itibaren kendinizi başka bir dünyada bulursunuz. Sakin, vakur ve ciddi bir dünyadır. Ancak Türk topraklarını geçerek güneye doğru gittiğinizde bu özelliklerin kalmadığını ve sakin, vakur ve ciddiyetin yerini birden bire kargaşa ve gürültüye bıraktığını görürsünüz’ olmuştur.

Tarihçiler ve özellikle de Türk tarihi üzerine çalışan gerek Türk ve gerekse de tarafsız Avrupalılar’ın ortak görüşü Türkler’in az ve öz konuşan bir yapıya sahip olduğunu belirtmektedirler. Elbette bunlar eskinin gördükleri. Günümüzü düşünürseniz bunun pek de mümkün olmadığını görebilirsiniz. Müslüman Türkler’in ‘Çok söz Kur’an’a, az söz insana yakışır’ inancı onların çok ve gereksiz konuşmalarına engel olmuştur. Her yerde mümkün olan en az kelime ve en küçük cümleleri konuşmaya dikkat etmişlerdir. Hatta bir Fransız gezgin olan Muradgea d’Ohson şu ilginç gözlemini anlatır; ‘Türk topraklarında senenin hiçbir döneminde ne balo, sokak dansları, eğlenceler, festivaller, karnavallar ve ne de başka gürültü şekilleri bulamazsınız. Osmanlı Türkleri’nin milli karakterini temsil eden vakar, ağırbaşlılık ve durgunluğu tasvir etmek mümkün değildir. Dünyada huzur ve sükûna Türklerden daha müptela bir toplum yoktur.’

Özellikle ağırbaşlılık ve sükûnet Türk toplumunun değişmez temel özelliklerinden biriymiş. Bunun nedeni çok eskilere dayandığı belirtilmektedir. Türk kültüründe ukalâlık ve kibir en sevilmeyen özellik olarak kabul edilmiştir. Hatta daha sonra İslam ile şereflene Türklerde bu özellik pekişmiştir. Çünkü Peygamberimiz ömrü boyunca dişlerini gösterecek kadar gülmemiştir. Henri Madiev şunları söylüyor: ‘En aşağı tabakadan en yüksek bir mevkie çıkan bir Osmanlı Türk’ü bile yeni makamının icap ettirdiği azamet ve vakarın gösterir ve asla selefinin altında kalmazdı. İster kulübeden divana çıksın, ister divandan inip zavallı biri olsun hiçbir zaman sükûnetini kaybetmezdi...’.

Rahmetli Erol Güngör bu konuda şunu ifade ediyor; ‘Türkler vakara o kadar ehemmiyet gösterilerdi ki, kendi dillerinden başka dillerin ciddiyeti bozacağını düşünerek Türkçe bilen sefirlerin kendileriyle doğrudan bozuk Türkçe ile konuşmalarına izin vermez, aksine ana dili Türkçe olan tercüman vasıtasıyla konuşmalarını isterlerdi.’ Yine Güngör’e göre; ‘Türkler’in dahil oldukları Hanefi mezhebine göre insan kendi iradesiyle hareket edebilen, bu yüzden de yaptıklarının mesuliyetini taşıyan bir varlıktır. Burada kader ve tevekkül Allah’ın takdirine şükretmek ve itidalle karşılamak demektir. İşte Türk halkının sevinç taşkınlıkları ve aşırı keder göstermeden uzak kalmalarının sebeplerinden birisi budur.’

Türkler’in sakin, vakur ve şahsiyetli yapılarını bir tarihçi, sosyolog ya da antropolog gibi anlatacak değilim. Ancak, bayram günü gördüğüm karmaşa, gürültü ve dağınıklığı düşünürken bunları yazdım. Araştırırsanız bu konuda çok sayıda tarihçi ve sosyologun bilgiler verdiklerini görebilirsiniz. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi ile o zamanları kıyaslama yapabilmek için kısa bilgiler vermeye çalıştım. O günlerden bu günlere neler kazanmışız ve neler kaybetmişiz, düşünme imkânınız olabilir. Her yerde festival, her yerde eğlence ve her yerde düşüncesizce gürültü. Sokaklara çıkıp baktığınızda caddelerde dolaşan tam anlamıyla kargaşa ve gürültüdür. Türklerin kendi doğal yapıları olarak görülen vakar, sukünet ve durgunluğu görebilme imkânınız kalmamıştır. Çok hızlı bir şekilde değişim gösteren toplum tanınamaz bir hale gelmiştir. Toplumun bu davranışları nasıl oldu yerine bunları nasıl düzeltebiliriz diye çözümler üretebilmeliyiz.

Biliyorsunuz Türk toplumundaki en büyük ve köklü değişim 12 Eylül darbesi ile olmuştur. Bu darbe ile Türk halkı en acımasız şekilde değişmeye ve kültürsüzleşeme zorlanmıştır. Bu değişim artık engellenemez bir noktaya doğru gitmektedir. Fikir ve inanç gibi kavramları iyice içinin boşaltıldığı günümüzde vakar gibi hasletlerde bitmek üzeredir. Bazı değerlerimiz kayboldu. Biz ise buna inanmak istemiyoruz. Var olduğunu inandığımız ya da inandırıldığımız değerler aslında her şey gibi sanallaştı. Birilerinin bizi uykudan uyandırması gerekmektedir. Aksi takdirde narkoz verilen hastalar gibi uyumaya devam edeceğiz. Eğer uyanmazsak bir daha uyanamayacağız.  

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim