İdlib

Suriye'de 2011 yılından bu yana aralıksız olarak yaşanan bir iç savaş var. Bu savaşta ortaya çıkan bilanço çok acı. Artık rakamları herkes ezberledi. Televizyon programlarına çıkanlar kabaca rakamları bir çırpıda telaffuz ediyorlar. Yüz binlerce ölü, milyonlarca göç.  Hepsi bu kadar. Söylemesi çok kolay. Peki, bunu hiç Suriyeli cephesinden değerlendirebildik mi? Koca bir Hayır! Herkes kendi ajandası üzerinden bir dil geliştirdi ve milyonlarca insanın gözyaşlarıyla ürettikleri dağlar büyüklüğündeki acıyı o dilin içine yedirip, haklılık psikolojisini dibine kadar yaşadı. Görünen o ki,  herkes haklı. Bir tek durup dururken hiç de istemediği halde koca koca misyonlar yüklenip, yerinden yurdundan edilen Suriyeliler haksız.

Şimdi son sahne İdlib'te oynanıyor. Sayıları binlerle ifade edilen ve çoğu Suriyeli bile olmayan birileri iç göçlerle nüfusu 3 milyonu çoktan aşmış İdlib için savaştığını iddia ediyor. Kendisi için savaşıldığı iddiasındaki İdlibliler at, araba ne bulduysa alabildiği yükle çaresiz şehirden çıkmaya çalışıyor. Acı ama bir o kadar da izaha muhtaç bir durum. Kim, kimin için, niye savaşıyor belli değil. Savaşanlar kim, belli değil. Savaşılan zemin Suriye iken Suriye'yi konuşanlar kim, belli değil. Bunca belirsizlik içinde bilinen tek gerçek, kabaca! İfade edersek yüz binlerce ölü, milyonlarca göç yaşandı. Kendi ülkesinde mahsur kalmış bir dağcı için tüm hava kuvvetlerini seferber edenler kabaca! İfade edersek, yüz binlerce ölüyü milyonlarla ifade edilir bir hale çevirebilmenin çabasında.

Geriye dönüp keşke demenin bir anlamı yok. Olan oldu. Şimdi ne yapılabilir sorusunu bile düzgün soramıyoruz. Herkes geçmişte yüklendiği vebalin yükünden kurtulma çabasında. Sadece haklı çıkabilmek için yeni yüzbinlerin ölümüne göz kırpıyor. Bu vicdansızlık değil de nedir?

Astana görüşmelerinin üçüncü ayağı olan “Tahran Zirvesi”nin 2. Maddesi tamı tamına, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile BM Şartı'nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli ve devam eden taahhütlerini vurgulamış ve bunlara herkes tarafından saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Kim tarafından gerçekleştirildiğine bakılmaksızın, hiçbir eylemin bu ilkelere halel getirmemesi gerektiğini yinelemişlerdir. Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmiş, Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir. Şeklindedir.

İyi de böyle bir maddede bu üç ülke mutabık kalabilecekse bu savaş neden yapıldı? Bu acılar neden yaşandı? Burnumuzun dibine ABD tarafından PKK, DEAŞ ve El Kaide unsurlarının yerleştirilmesine neden izin verildi? Her şeyin ötesinde yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın sakat kalmasına, ülkenin yarısının yer değiştirmesine, 400 milyar dolarlık yıkıma, ülkede bulunan resmi binaların yarısının, konutların üçte birinin yıkımına neden müsaade edildi? Yani Suriye’nin yerle bir edilmesini kim istedi?

Cevap, çok basit. Halen kimler istiyorsa onlar istedi. Yani ABD ve İsrail.

Öyleyse artık tüm tarafların durması gerekmiyor mu?

HTŞ ve güçlerinin bir an önce İdlib’i boşaltarak iç savaşın tıkandığı bu son noktada yeni yüzbinlerin ölmesi, yeni milyonların yollara düşmemesi için bir çaba içine girmesi gerekmiyor mu?

Rejimin ipini elinde tutan Rusya ve İran’ın hiç değilse İdlib’te yeni ölümler olmasın diye yeni bir strateji geliştirmesi gerekmiyor mu?

Unutmayalım ki ölüm var. Ve herkes Suriye üzerinden oynadığı ideolojik fantezilerinin hesabını önlerine dizilmiş milyonlarca masum Suriyelinin önünde verecek. Hem de amellerini süsleyen niyetleriyle beraber.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.