• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • Konya 0 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

İdealist İki Grup Üzerine…

Ufuk Karadavut

Türkiye Tanzimat’tan bu yana çok güçlü ve köklü değişimler yaşamaktadır. Bu değişimler adeta bir “Medeniyet değişim projesi” niteliği kazanmış ve hükümetler üstü politikalar gibi devlet politikası olarak benimsenmiştir. Batılılaşma ya da modernleşme projesi olarak ta nitelendirilen bu proje doğrultusunda pek çok fikir üretilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Ancak o günden beri nelerin iyi nelerin kötü olduğu konusunda tartışmalar kesintisiz devam etmektedir. Cumhuriyetin ilanıyla batılılaşma çalışmaları hızlanmıştır. Ancak Mustafa Kemal’in ölümünden sonra değişim içerik değiştirmiş ve Türk toplumu kendi köklerinden koparılarak “Ne olursa olsun batı” düşüncesi ile yeni bir rotada hızlı adımlar atmaya devam etmiştir. Özellikle 1940’lı yıllardan sonra değişimin daha hızlı ve daha köklü olabilmesi için başlatılan çalışmaların başında eğitim reformu gelmektedir. Aynı dönemde Batı Klasikleri tercüme edilmiş ve Köy Enstitüleri kurulmuştur. Böylece yeni yetişen nesiller milletin önceliklerinden habersiz yetişmeye başlamıştır. Yetişen aydınlar devletin kuruluş felsefesi olan milliyetçilikten uzaklaşmış ve kendi kültürlerine adeta düşman olmuşlardır.

Türkiye’de sol grupların ilerlemesinin temelinde bu gerçekler yatmaktadır. Sol grupların sıklıkla vurguladıkları ve gönderme yaptıkları Köy Enstitüleri, sol görüşlü insan yetiştiren devlete ve milletin değerlerin önemsemeyen insanları yetiştiren özel eğitim kurumları gibi çalışmışlardır. Eğer Köy Enstitüleri gerçekten asli vazifelerini yapmış olsalardı büyük bir fayda sağlamış olurlardı.

Türkiye’deki değişim sürecinin bir parçası olarak düşünülen darbeler, Türkiye’deki toplumsal yapıyı da derinden etkilemiştir. Her bir darbe bu ülkenin kimliğinden ve kişiliğinden biraz daha uzaklaşmasına sebep olmuştur. Son 1980 darbesi örnek olarak ele alırsak; bu darbeden önce bu toplumda iki dinamik grup vardı. Her iki grupta öyle ya da böyle kendi ilkeleri olan, kendilerine göre bir çalışma disiplinleri olan, kendi ilkelerine bağlı, toplumsal duyarlılığı olan ve daha iyi ülke kurmak için idealleri vardı. Her hangi bir haksızlığa karşı tepkilerini dile getirebiliyorlardı. Hatta inandıkları değerler için canlarını bile vermekten çekinmiyorlardı. Darbe öncesi belirli bir politika ile birbiriyle çatıştırılan ve kırdırılan bu insanlar, darbe sonrasında bizzat devlet eliyle yok edilmiş ve ülkenin en dinamik ve en eğitimli grupları budanmıştır. Hatta baskıların bir kısmı artık insanlık dışı işkenceye dönüşmüş ve heyecanlı ve idealist olan iki gruptan artık tamamen sindirilmiştir

Ülke içerisinde yaşatılan çatışmayı sona erdirme, barışı ve güvenliği sağlama iddiasında olan bir darbe, maalesef ilkeli ve idealist olmanın bedelini çok ağır ödetmiştir. Yapılan ağır ve baskıcı müdahaleler toplumun bütün katmanlarında çok ağır yaralar açmış ve geriye dönüşü olmayan tahribatlar yapmıştır. Daha sonra da bu yaraları iyileştirmeye yönelik çalışmaların yapılmaması ya da çok yetersiz kalması çözümün gelişmesini engellemiştir.

İlkeli hayat sürmenin ne denli zor olduğu o yıllarda öğretildi. İdealist bir hayat sürenlerin baskı ve şiddete maruz kalacağı öğretildi. Heyecanlar kaybedildi, idealizm öldü. İnsanlar adeta bir boşluğa itildi. Bunun sonucu olarak ta insanlardan ilkesiz bir hayat yaşamayı seçmeleri istenmiştir. Bu çok kişinin hoşuna gitmiş ve kolay yaşayan ilkesiz insanlar çoğalmaya başlamıştır. Günübirlik yaşayan, duruma göre şekil alan, değerlerini her an değiştirebilen, küçük menfaatler peşinde koşan, milleti ve bayrağı için heyecan duymayan yada zorlanan, karamsar, ilkeleri olsa bile iddialı olmayan ve yeri geldiğinde ilkelerini değiştirmekten bir an bile çekinmeyen insanlar çoğalmıştır.

Türkiye ve Türk insanı bilinçli bir şekilde yürütülen politikalar ile düşünce ve davranış şekilleri büyük ölçüde değiştirildi. Böyle ağır ve güçlü destekleri olan yıpratma sürecinden geçen insanların ilkeli, dirayetli ve idealist olmaları beklenemezdi. Bugün idealist iki gruptan büyük oranda sapmalar yaşanmış ve yerlerini eskilerin hem bilgi hem de görgü olarak yetersiz insanlar doldurmaya başlamıştır. Bunun önüne geçilemediği takdirde ülkenin dinamik gücünü oluşturan insanlar yerine ülkenin dibini oyan insanlar daha da artacaktır. Sonuçta da başkalarının yönettiği bir sömürge ülkesi olmanın ötesine geçemeyeceğimiz görünen bir gerçektir…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim