• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Konya 1 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

İçimizdekiler

Ufuk Karadavut
Son zamanlarda sözde Ermeni soykırımı gündeme yoğun olarak getirilerek Türkiye üzerine yeni oyunlar tezgahlanmaya çalışılmaktadır. Kendisini ‘dost ve müttefik’ olarak isimlendiren ülkeler de bu tezgahta başrol oynamaktalar. Bugüne kadar kendisini Türkiye’nin dostu olarak kabul eden 17 ülke Ermeni iftiralarını kabul etti. Ama ne oluyorsa içimizde Ermeni yanlısı bazı kişiler sanki bu iftiralar doğruymuş gibi yurt içinde ve dışında katıldıkları toplantılarda Türkiye aleyhine konuşmalar yapmaya başladılar. Türkiye’nin Ermeniler’den özür dilemesi gerektiğini ifade eden uzun yazı dizileri yayınlandı. Türk olmadıkları belli olan ya da Türk olmasına rağmen soysuzlaşan bu insanların dertleri ne? Neden Türklere saldırmayı bir marifet kabul ediyorlar?.

Sayın Mustafa Denizli Türk Milli Takımı’nın teknik direktörlüğünü yaptığı sıralarda Avrupa şampiyonası çeyrek finalinde İrlanda ile bir eleme maçına çıkılacaktı. Basında kendisine karşı ağır eleştiri yapan bazı yazarları kastederek, Denizli ‘İçimizdeki İrlandalılar olmasa bu maçı rahatlıkla kazanırız’ şeklinde bir cümle kullanarak dilimize önemli bir katkıda bulunurken, Sayın Suat Yalaz ise yazısında ‘İçimizdeki Hınçaklar’ diye bahsederken ‘Aman içimizdeki Hınçaklar’a dikkat edin’ uyarısını yapmaktadır.

Bu ülke, ‘içindekilerden’ yıllarca sıkıntı çekti, çekmeye devam ediyor ve muhtemelen de yaşadığı sürece sıkıntı çekmeye devam edecek. İçimizdekiler bugünlerde neler mi söylüyorlar. 1914 yılında başlayan birinci dünya savaşı esnasında Ermenilerin Osmanlı devletinin düşmanları ile işbirliği yaparak onbinlerce Türk’ü katletmeleri, devlete isyan ederek savaş ilan etmelerine rağmen Osmanlı devletinin büyük bir vakar örneği göstererek bunları bulundukları yerlerden başka yerlere göndermesini soykırım olarak ifade ediyorlar.

Avrupalıların da sanki sicilleri çok temizmiş gibi ‘soykırım uyguladınız, bunu kabul edin, Ermenilere topraklarını ve tazminatlarını verin’ söylemlerini sıklaştırdıkları görülmektedir. Hitlerin Almanya’da, İngilizlerin Afrika’da, Mussolini’nin İtalya’da, İtalya’nın Habeşistan’da, Fransa’nın Cezayir de, Amerika'nın Hiroşima ve Nagazaki’de yaptıkları çok masum şeylermiş gibi hiç gündeme getirilmezken, yapılmayan bir şey sürekli gündemde tutularak Ermeniler Türklere karşı kışkırtılarak kullanılmak istenmektedir. Saydığımız ülkelerin yaptıkları tam anlamıyla soykırım (jenosid)dır.

Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, biz Türkler’in tarihlerinin hiçbir sayfasında hiçbir zaman böyle insanlık dışı vahşet yaşanmamıştır. Aksine Türk milletinin töresi, İslam inancının gereği olarak başka milletlere, Rumlara, Ermenilere, Musevilere, kol-kanat gerilmiş ve daime el üstünde tutulmuştur. Hatta Sayın Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın tespitleriyle çoğu zaman Türkler geri plana dahi atılmışlardır. Söylenenler ve yazılanlar morallerini bozmasın, aksine görüşlerinizi ve düşüncelerini daha netleştirsin. Herkesi daha iyi tanıma fırsatı bulmuş oluyoruz. Pirincin içindeki taşlarda ayıklanıyor.

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet gezerken kuşların satıldığı çarşıya girmiş. Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli güzelim kuşları satıyorlardı. Bir ara padişahın gözü kekliklere ilişir. Bir grup kekliğin üzerindeki etikette ‘Tane işi satış fiyatı 1 altın’ yazıyormuş. Hemen yanı başında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha varmış ki, fiyatı 300 altınmış. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır. ‘Hayırdır’ der satıcıya. ‘Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?’ Satıcı, ‘Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor’ der. ‘Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar’ diye ekleme yapar. ‘Satın alıyorum’ diyor Padişah ve ‘Al sana 500 altın...’ Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser. Adam şaşırıp, ‘Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi?’ diye dövünürken; Padişah gülerek ‘Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er yada geç budur’ der.

İçimizdekilere çok dikkat edin. Kulakları çınlasın anam ‘Yavrum, insanın sütü bozuksa ondan her şey beklenir’ der dururdu. Küçükken ne demek istediğini pek anlamazdım. Ama şimdi ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Allah içimizdeki sütü bozukların şerrinden bizleri korusun ve hidayet nasip etsin. Amin.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim