• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Konya 22 °C
  • Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne savunma yaptı
  • Ahmet Turan Alkan savunma yaptı: Bildiğim olsa itiraf ederim
  • Personeline elden ücret veren işveren yandı
  • Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne savunma yaptı
  • Ahmet Turan Alkan savunma yaptı: Bildiğim olsa itiraf ederim
  • Personeline elden ücret veren işveren yandı

Hoşgörüsüzlük

Zeki Oğuz

Son iki yazımda, iki bayan yazarımızın kitaplarından yola çıkarak, yazılarında kullandıkları dili eleştirmiştim.

       O yazılara gelen tepkilerden anladım ki eleştiriye karşı tahammülsüz bir toplumuz. Hoşgörüsüz bir ortam içinde yaşıyoruz. Sadece kendi doğrularımız olduğu için bizden ayrı düşünenlere saldırmaktan çekinmiyoruz.

       O iki eleştiri yazısını yazarken, bayan arkadaşlarımıza karşı saygı sınırlarını aşmadım. Osmanlıca, Arapça, Farsça kelimeler yerine arı duru Türkçe kelimeler kullanmalarının daha yerinde olacağını belirttim. Özellikle kırıcı, sert eleştiriden kaçındım çünkü bu arkadaşların emeklerine saygı duyuyorum, köşelerine çekilip gün tüketecekleri yerde bir şeyler üretmeleri alkışlanacak bir olay.

       O yazılarıma bugün de aynı duygularla imza atarım.

        Yazılarıma gelen eleştirilerin bir kısmında saygı sınırlarını aşan cümleler var. Kimi arkadaşlar da “Bizim mahalleye bulaşma” anlamına gelebilecek sözler sarf etmişler. Dostlar ne yazık ki aynı mahallede yaşıyoruz, çaresiz katlanacaksınız ya da bir Zeki Oğuz yazısı gördüğünüzde başınızı öte çevireceksiniz.

        Şemsettin, yazısının başlığında başlamış suçlamaya. “tasavvuftan anlıyor musun ki” diye, bir soruyla başlamış yazısına. Ve devam etmiş. “Tasavvufi bir kitapta Arapça Farsça Osmanlıca kelime kullanmamak mümkün mü” Yeri gelince bu dillerden kelimeler de kullanılabilir ama benzer bir kitap arı duru Türkçe ile de yazılabilir.

       “Bu taraklarda beziniz olmadığı için ne Şems’i ne Mevlana’yı manevi olarak anlayabilirsiniz.” diyor Şemsettin ve beni hala köy şivesiyle yazmakla suçluyor.

         Birincisi, o ulu kişileri anlamak sadece Şemsettin gibilere has değil, olsaydı, saldıracağı yerde biraz daha hoşgörüyle yaklaşabilirdi olaya. İkincisi köylü şivemden de, günlük konuşma dilimden de memnunum, bu dili horlayanlara, haddini bil, derim.

         Haddini bilmek, en değer verdiğim kurallarımdan biridir. Şemsettin benden öz Türkçe bir Şems kitabı yazmamı istiyor. Bu konulara ömrünü vermiş, Arapça, Farsça, Osmanlıca gibi dilleri ana dilleri gibi bilen hocalarımız varken bana haddimi bilmek düşer.

         Bilmem anlatabildim mi, Şemsettin? 

         Bir Genç, diye imza atan ve kendisini tanıdığımı ima eden bir arkadaş, hayli uzun bir eleştiri yazmış. Yazısının başlığı şu: “Dinime küfreden Bari Olsa”. Cümle yarım gördüğünüz gibi. Keşke tamamlasaydı, onca saldırıdan sonra.

          Kimi okurlar maalesef anlama özürlü.

          Hiç ilgisi yokken beni materyalist bir anlayışla konuya yaklaşmakla suçluyor, genç arkadaş.

          Dilde benim anlayışım şu, derdimi anlatmak gibi bir kaygım varsa günlük konuşma diliyle yazarım. Bunun hiçbir zararını da görmedim şimdiye kadar. Dahası böyle olduğu için okurum seviyor yazdıklarımı. Yeri gelir ve çok gerekli olur bir yabancı kelimeyi kullanırım. Kullandığım kelimenin halen halk arasında kullanılıp kullanılmadığına dikkat ederim. Örneğin ağda kelimesi, severek kullandığım bir kelimedir ve bu kelime üzerine kurulu onlarca deyim vardır dilimizde.

         Dil yaşayan bir varlık. Toplumun gelişimiyle birlikte dil de gelişir, zenginleşir. Bu gelişme içinde kimi kelimeler unutulur, genç kuşaklar unutulan kelimelerle üretilen bir eseri anlamakta zorluk çekerler ve okumazlar. Bırakın Osmanlıca, Arapça, Farsça kelimeleri, toplumdaki gelişme ve değişmenin sonucu binlerce Türkçe kelime de unutulanlar arasına karıştı.

         Genç arkadaşıma önerim, yalnızca tarımla ilgili geçmişte kullanılan ama günümüzde bir anlam ifade etmeyen kelimeleri bir araştırıversin. Binlerce kelime çıkar karşısına. Ve ben bir öykümde ya da yazımda onları kullanarak bir metin ortaya çıkarsam hiçbir anlamı olmaz, kimse de anlamaz. Ama şunu yapıyorum, yeri gelince o unutulan kelimelerden bazılarını kullanıyorum o birkaç kelime de bütünün içinde göze batmıyor.

          Genç arkadaş, madem bu konuda bu kadar bilgilisin de Şems’le ilgili bir kitap neden yazmadın, gibisine cümleler kuruyor.

           Bu kadar yavan olabilir bir tartışma.

           Yukarda da belirttim, ben haddimi bilirim, bu konulara ömrünü vermiş hocalarımız dururken benim Şems’i yazmaya kalkmam edepsizlik olur.

           Kişi duracağı yeri bilmeli.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
BİR GENÇ
05 Mart 2009 Perşembe 00:21
Zeki Oğuz’un Yılmaz Güney’i
Zeki Oğuz’un Yılmaz Güney’i

Zeki Oğuz, Şems-i Tebrizi’nin mânevi şahsiyetinden dolayı övülmesine o kadar içerliyor ki, köşe yazısında, “…sonunda karşımıza ayakları yere basan, insan bir Şems değil, göksel bir varlık çıkıyor” diyor. Kitapta(bazı kaynaklardaki değerlendirmeler ve aktarılmalara yer verilmişse de) göksel bir varlık olduğu iddia edilmemiş ama fiillerinden ve Mevlâna gibi büyük bir mutasavvıfı günümüze kadar yaşatacak bir seviyeye getirmesinden dolayı büyük bir varlık olduğunun inkâr edilemezliği, mânevi yönü vurgulanmış.

Peki Zeki Oğuz, “Dolavlı Yılmaz Güney” adlı kitabınızın 96. sayfasında anlattığınız Yılmaz Güney’i sizin göklere çıkarmanıza ne demeli. Üstelik Yılmaz Güney’in adam öldürmesini bile savunacak kadar,”…Yumurtalık olayında sabrının nasıl taşırılıp da silaha sarılmak zorunda kaldığını da. ‘Çirkin kral da kimmiş, asıl benim buraların kralı’ diyen kişi belki karşısındakinin bir salon oğlanı olduğunu sanmıştı ama başını sert kayaya vurduğunu anladığında iş işten geçmişti” şeklindeki cümlelerinize ne demeli? Yani her sabrı taşanın bir hakim ya da bir adam öldürmesini onaylıyorsunuz. Yılmaz Güney’in her davranışında kendinizden bir şeyler bulduğunuzu yazmışsınız. Kabadayılığına hayranlığınız bilinçaltınızda neleri barındırıyor, merak ettim doğrusu? Yılmaz Güney’i sürgün kaldığı yıllarda evinde barındıran ve sizin tabirinizle kabadayılık âleminin saygın kişisi, Miço(Mustafa)’nun Yılmaz Güney’in pavyon fedailiği yaptığını, Ahmet Kahraman’ın ve eşi Fatoş’un doğrulamasına rağmen Miço’nun karşı çıkması vb. Bizim ne Miço ile ne başka bir kabadayı ile işimiz yok. Zeki Oğuz göklere de çıkarabilir ancak Şems’e bazı yüceltmeleri çok gören Oğuz, Yılmaz Güney, Miço vb öyle anlatmış ki, nerdeyse okuyanın kabadayılığı, katilliği koruyucu bir yasa çıkarması için meclise başvurası gelecek.

Eeee, sayın Oğuz, siz söyleyin simdi, Kabadayılara oranla Şems’in bin kere göksel bir seviyeye çıkarılması hakkı değil mi? Zaten Şems’i, Yaratan’ı layık olduğu yere çıkarmış ki, 13 asır geçmesine rağmen yaşıyor, yaşatılıyor.

“Bir Genç” diyerek savunmaya geçtiğiniz “Hoşgörüsüzlük” başlıklı köşe yazınızda, kendinize o kadar hoşgörülü, karşıya o kadar hoşgörüsüz bir saldırınız var ki, pes doğrusu. “Birincisi, o ulu kişileri anlamak sadece Şemsettin gibilere has değil, olsaydı, saldıracağı yerde biraz daha hoşgörüyle yaklaşabilirdi olaya. İkincisi köylü şivemden de, günlük konuşma dilimden de memnunum, bu dili horlayanlara, haddini bil, derim” Saldıran, öz Türkçe savunuculuğuna soyunan sizsiniz. Buna karşılık silahınız geri tepiyor Öz Türkçe yerine köylü şivenizden ve günlük konuşma dilinizle yazdığınızdan memnun olduğunuzu sizi okuyanların da bundan memnun olduğunu söylüyorsunuz. Bu sözünüz Öz Türkçeye aleni bir saldırı değil mi? Nerede kaldı “Güzel Türkçemizi bozuyorlar” diye yaygara koparmanız. Sizin bozuk şivenizden memnun olanlar varsa Şems’in, Mevlâna’nın veya çevresindekilerin anlatımından memnun olanlar daha çok bunu da hoşgörüsüz hoşgörünüzün bir kıyısına kaydederseniz iyi olur kanısındayım.

Bir önceki yazımın başlığı “DİNİME KÜFREDEN BARİ OLSA MÜSELMAN” idi. Aktarım hatasından ötürü eksik yayınlanmış. Düzeltme yapma imkanı olmadığı için de müdahale edemedim. Hoşgörünüze(!) sığınırım.
Son söz olarak takma isimlere takıntılı “mehmet” beye şunu söylemek isterim: Bak güzel kardeşim bizim kimsenin sözünğ eğip büktüğümüz yok. Mahlas kullanmamız isim kullanma tereddütümüzden değil, muhatap kişinin haysiyetini muhafaza etmektir. Biz ismimizden utanacak değiliz. İsmimizi en güzel yerlerde layıkıyla söyletmeyi de biliriz, edebimizle mahlas kullanmayı da biliriz. Siz de edebinizle okumayı biliniz.
78.170.95.197
b saritas
04 Mart 2009 Çarşamba 17:22
muhafazakar
yazıları ve yorumları okudum. birçok şey söylenebilir. ben sadece sonucu yazmak istiyorum. muhafazakarlık yabanci dilde consevative demekmiş. conservative ise konserve demekmiş aynı zamanda.

ol sebepten bazı durumlarda ne anlatsan boş.
195.245.227.116
bir okur
26 Şubat 2009 Perşembe 15:44
Takdir edilecek yok mu?
Tenkit ettiğiniz hanım yazarlar olduğu gibi, takdir ettikleriniz de olduğunu söyleseydiniz. Kadın yazarlara karşı art niyetli görülmeyebilirdiniz!
78.167.126.184
merve
26 Şubat 2009 Perşembe 10:26
hoşgörüsüz olan sizsiniz.
lütfen siz önce hanım yazarlara karşı takındığınız hosgörüsüzlüge bakın.Ondan sonra size gelen yorumlara karşı hoşgörülü olun ki;yazılarınızla ters düşmeyin.
88.254.17.209
BİR DOST
25 Şubat 2009 Çarşamba 09:11
HOŞGÖRÜ
Saygıdeger dostum sen ilkönce kendin hoşgörüyü biraz özümsemen lazımki başkasından hoşgörü beklenmen lazım. Ben senin yazılarını takip ediyorum degil başkasına bu gazetenin degerli yazarlarınına karşı takındıgın tavırlardan senin ne kadar anlayışlı ve hoşgörülü oldugunu çok iyi tanıyorum. SANA BİR TAVSİYEM VAR AYNAYA BAK...
85.106.236.56
mehmet
23 Şubat 2009 Pazartesi 20:53
boş ver abi üzülme
zeki abi sizinle yüzyüze hic gorusmek nasib olmadı...yazılarınızdan ve etkinliklerinizden tanıyorum sizi... ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz demiş şair...sen konya konya kültürüne bunca katkı sağla.. yapılan bir çalışmayı iyi niyetle eleştir..tutsun birileri sözünü eğip bükmeye çalışsın...dört provakatörün takma isimlerle sana saldırmasını ciddiye alma lütfen.
193.255.246.78
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim