• BIST 90.122
  • Altın 145,975
  • Dolar 3,6213
  • Euro 3,9326
  • Konya 5 °C
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor

Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa!

Fatma Şeref

bayrak.jpg

Ilgın'da bir köy ağasının konağında ileri gelenler toplanmış konuşuyordu. Son günlerde Ankara'dan gelen Gazi ile İsmet Paşa'nın arası açılmış, haberlerini tartışıyorlardı. Gazi’yi sevenler İsmet paşada ne kadar kusur görüyorlarsa sayıp döküyor karşı görüştekiler Atatürk’ü eleştiriyordu.

Hangisini desteklemeye karar verilemediği gibi tartışma gittikçe hararetleniyor sesler yükseliyordu. İki taraf birbirine girecek diye korkmaya başladım. Dizinin dibine oturduğum babama biraz daha sokuldum. O sırada konağın taş merdivenlerinde ağır bir bastonun tak tak sesleri duyuldu. Bu ses hepimizin çok iyi tanıdığı ve saygı duyduğu tek bacağında istiklal harbinden kalma bir sakatlık bulunan ünlü bir gazinin gelişini haber veriyordu. Nihayet, baston seslerinin arkasından bir anda kapıda gözüktü. O haliyle o dik basamakları çok kısa sürede tırmandığı anlaşılıyordu. Ömrünün çoğu seferberlikte geçtiği için onun görüşleri merakla bekleniyordu.

Adam selam verip salonun ortasına kadar yürüdü. Ve bir sütuna dayanarak dengesini sağladıktan sonra:

“Aşağıda konuşmalarınızı dinledim. Beni buraya kadar çıkarmayın diye dua ettim ama nafile…” Dedi. Derin bir nefes alıp, sırtını direğe yasladı ve o kocaman bastonu sanki bir tüfekmiş gibi eline aldı. Nişan alır gibi bir yandan salondakilerin üstünde dolaştırıyor bir yandan konuşuyordu.

fg.jpg

“ Afyon’daki muharebeden önce, gece nöbetindeydim. Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa az ilerimizde yere diktikleri bir tüfeğe dayanarak sohbet ediyorlardı. Konu bu günkü meseleler değildi elbette. Yaklaşan ölüm kalım savaşıydı. Biz sabaha kadar kaç kez nöbet değiştirdik hatırlamıyorum ama sabah uyandığımızda, gün doğarken onlar hala vaziyetteydi. Bu benim gördüğüm bir gece. O güne gelene kadar onlar, kaç gece ayakta ve hiç göz kırpmadan bu vatan için sabahladılar, kim bilir. İçinizden hanginizin böyle bir gecesi var, bir düşünün ve insaf edin! Ben bunu kendi gözlerimle gördüm ve dünyada ahrette buna şahidim. Gerisi de beni ilgilendirmez. Bu yüzden eğer ikisinden biri aleyhinde bir kelime daha duyarsam hepinizi vururum. Siz onların vatanseverliğini sorgulayacak durumda değilsiniz. Şimdi, içinizden hangisini desteklemek geliyorsa, onu destekleyin. Ama adam gibi destekleyin ! Diğerine çamur atmaya kalkışmayın !”

Çocukluğunda bizzat yaşadığı bu olayı bana nakleden Naci amca “Sonraki yıllarda, eğitim ya da iş hayatımda Atatürk hakkında ne söylenirse söylensin, nasıl iddialarla karşılaşırsam karşılaşayım hep bu olayı hatırladım. Hepsini dinledim değerlendirdim düşündüm ama geldiğim son nokta yine o bastonlu gazinin sözleriydi.” Demişti.

Bizim çocukluğumuzda hayatta kalan gazilerimizden de benzer şeyler duyardık. Bana göre Anadolu’nun Atatürk’e bakışının özetidir bu!

rwerewrer.jpg

Şunu da söylemem lazım. Ben birçok yer gezdim. “Dedelerimiz samanlıkta Kuran okumuş “ veya “Atatürk Kuran’ı yasaklamış” gibi bir anı duymadım, Konya’ya gelinceye kadar. Aslında Konya’nın da Atatürk’ün yaşadığı dönemde onunla ilgili hiçbir problemi yok hatta hemşerilikten kaynaklanan ayrı bir ünsiyet, muhabbet bağı var. Peki, sonra ne olmuş? Delibaşı ya da Bozkır isyanları gibi önemli badireler atlatılırken yaşanan bazı doğal sıkıntılar, büyütülüp afiş yapılmış. O yüzden burada bir arkadaşımın dedesi dini sohbet yaptığından dolayı takip edilirken, Nevşehir’deki benim dedelerim böyle bir şeyle hiç karşılaşmamış.

Dini kılıf yaparak eleman devşirip, devletimize ve milletimize karşı kanlı savaş açan PDY ile mücadele içinde olduğumuz şu günlerde, o zor dönemleri daha iyi anlayacağımız kanaatindeyim. Dün istiklal mahkemelerini kıyasıya eleştirenler bu gün idam da idam tempoları tutturuyorlar. Haksız olduklarını söylemek de pek mümkün değil. Ama hukuk sistemimiz ve kadromuzdaki zafiyet ortada iken adalet yalnızca gerçek adalet diye haykırmayı tercih etmeliyiz. Bu günkü darbeci kadronun önünü açan Ergenekon süreci davalarını asla ve asla unutmamamız gerekiyor.

Gelelim muhafazakâr aydın kültüründeki dönüşüme; Bence Ahmet Hakan bunları yazmakta geç kaldı. Kendi adına ise de bir zamanlar içinde bulunduğu camiadan beslenip yetişenler adına ise de geç!

Aslında muhafazakârlar yönetimde söz sahibi olduklarında fark ettiler. Atatürk konusunda yanıldıklarını ya da son günlerin meşhur savunması ile aldandıklarını… Fakat tüm siyasi mücadelelerini, Kemalist/Laik cepheye karşı konumlandırmış olduklarından bir anda çark edemediler. Bırakın herkesi, tabanlarına, okurlarına, takipçilerine, öğrencilerine bunu nasıl izah edeceklerdi. Üstelik durumun tek müsebbibi de kendileri değildi. Karşı cephede kendi mevzisini bu temel çatışmaya göre dizayn etmişti, yıllardır. Atatürk’ü kurucu olarak dokunulmaz kılıp İnönü döneminden tartışma başlatsalar yine olmuyordu. Bence iki tarafın da masum olduğu söylenemez. Bu konuda tartışıp konuşmamız gereken çok şey var elbette.

Fakat nihayetinde büyük bir terör darbesi ile karşı karşıya kaldık ve milli birlik ve beraberliğimizin, cumhuriyetimizin onun temel değerlerinin kıymetinin bir kez daha farkına vardık. Artık ana zemin üzerinde çatlak açacak hiçbir ayrılığa tahammülümüz olmalı. Çocuklarımızın milli ve manevi duygularını pekiştiren bayramlarımız, törenlerimiz, metinlerimiz derhal gündeme alınmalı. Tam da bu günler için söylenmiş gibi bir söylev abidesi olan Atatürk’ün gençliğe hitabesi demokrasi nöbetlerinde okunmalı. Yenikapı mitinginde mutlaka okutulmalı.

Bu kritik günlerde, birlik ve beraberliğin en güzel örneğini veren siyasi partilerimiz, birleşen ellerini çözmeden bu konuların takipçisi olmalı. Geçmiş hatalar hızla düzeltilmeli, yenilerine asla fırsat verilmemeli.

Mesela 30 Ağustos Zafer bayramı kutlamalarını, halkın her gece meydanlarda olduğu bu günlerde güvenlik gerekçesi ile yapmamak izah edilir bir durum değildir. Umarım en kısa sürede içimizi ferahlatan bir açıklama yapılacaktır.

Son olarak, sağlıklı bir vatandaşlık bağı için devletin kurucusu ile milletin arasındaki manevi irtibatın sağlam olması gerektiğini bir kez daha hatırlayalım. Hala kafası basmayan kaldığından değil bu konuda en az pdy kadar tehlikeli kadroların görev başında olduğunu bildiğimizden.

Bu ve birçok konuda kültürel ve bilimsel temizliklere ne kadar ihtiyaç duyduğumuz da, darbe sonrası iyice idrak edilmiştir diye umuyorum.

En doğrusu da Atatürk’ten başlamaktır. Özellikle gençliğin milli konularda sağlıklı bilgilendirmeye ihtiyacı vardır. Bu vesile ile olsa da Atatürk’ün gündeme gelmesi önemlidir. En güzelini de ona kendi halkı söylemiştir:

Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa!

Askerin, milletin, bayrağınla çok yaşa …

 

Not: Ekranını henüz açmış seyirciler gibi köşemi ilk kez okuyanlar için açıklama :  Atatürk’le ilgili kişisel görüşlerimi önceki yazılarımda bulabilirsiniz. Ama bana şunu okudunuz mu bunu dinlediniz mi diye kaynak göndermeyin lütfen.Peşinen söylüyorum hepsinden haberdarım , verilecek cevapları da biliyorum ama vaktim yok buna artık..

img010_ataturk_00010011.jpg

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim