• BIST 89.695
  • Altın 145,979
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Konya 7 °C
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor
  • Avrupa'da yaşayan gurbetçiler referandum için oy vermeye başladı
  • Ertem Şener'den Hakan Şükür'e Çok Sert Tepki: Buraya Hainler Bağlanamaz
  • Meteoroloji uyardı: Bu illerde yağış bekleniyor

HİPNOTİK DARBE

Dr.Faik Özdengül

İnsan beyni kontrol altına alınabilir mi? İnsanlara iradelerinin dışında bazı işler yaptırılabilir ve hatta cinayet işletilebilir mi? 1996 yılında Daniel Brandt adlı bir yazar, sarsıcı bir kitapla çıkmıştı ortaya. "Beyin Kontrolü ve Tanımlanamayan Gizli Hükümetler" adlı bu kitapta bir insana hipnozla bir cinayet işletilebileceğini iddia ediyordu. 

Hipnoz, Yunanca uyumak anlamına gelmektedir. Fakat hipnoz tam anlamı ile uyku hali değil, uyku ile uyanıklık arasında olup, telkin almayı kolaylaştıran bir ruh halidir. 

Geçmişte insanlar hipnoz ve benzeri yöntemleri bilmeden kullanmışlardır. Hipnozun ilk olarak kullanılmaya başlandığını gösteren belgelere Yunanlılarda rastlanmaktadır. M.Ö. 1400-1300 yıllarından kalma dua taşlarında telkin ile ilgili bilgilere rastlanmıştır. Eskiden yunanlılar gerginliklerin giderilmesi için hipnozu kullanmışlardır. Eski Galyalılar ise hipnoza sihirli uyku adını vermişler ve siğili olan kişileri tedavi etmek için kullanmışlardır. Uzakdoğu dinlerinde de bilinen hipnoz yöntemi çok eski dönemlerden beri kullanılmakta idi. 1760 yılından sonra ise Avrupa’da Franz Anton Mesmer tarafından gösteri şeklinde halka tanıtılmaya başlanmıştır.

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar Hadisini de hatırlamakta yarar var. Hepimiz bir hayalin peşindeyiz der Hz Mevlana da.  Aslında tam olarak gerçeğin ve hakikatin farkında değiliz. Hepimiz bize gösterilen bir rüyanın peşindeyiz.

On beş temmuz gecesi Türksata saldırıp bir görevliyi şehit eden teröristin daha sonra su istediği ve suyu Peygamber sav in sünneti gereği oturarak ve üç yudumda içtiği ardından insanlar homurdanınca ne var işte arkadaşınız vatanı savunurken şehit oldu, ben ölseydim ben de şehit olacaktım dediği aktarılıyor. Bu hadisenin birebir gerçek olup olmaması çok önemli değil. Benzer örnekleri daha önce de çok işitmişliğim var.

İmam Gazali Batıniliğin iç yüzü adlı eserinde beyni yıkanıp uyuşturulan insanlara bunun nasıl yapıldığıyla ilgili ayrıntılı yöntemleri yazmıştır. Önce inandıkları ile ilgili şüphe tohumları ekmek, sonra boşluğa düşürmek, ardından özel birisi olduğuna dair gizli payeler vermek, sonra üstün güçleri olduğuna inanılacak bir otoriteye bağlamak, en önemlisi de sürekli bunu kimseyle paylaşmama yönündeki telkinleri. İmam Gazali kitabında bunları ayrıntılı bir şekilde anlatır.

İnsanları hipnoz etmek ve bunu sürdürmenin yolu muhakeme etmelerini engellemek ve hiç durmadan telkine maruz bırakmaktan geçer. Malum insanların seçilmiş ve özel insanlar olduklarına dair inançları ve gizli saklı olmalarının altında durumu muhakeme etmeye fırsat bırakmamak yatar. Her birisine vad edilmiş özel cennetler vardır.

Teknik ve yöntemlerden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim. Telefon dolandırıcılarının hala başarılı olabildiklerini göz ardı etmeyin lütfen. Otoriter bir ses, seri ve hızlı konuşmak ve gizlilik muhatabın düşünmek ve durumu değerlendirmek fırsatı yakalamaması içindir.

Günümüzde özellikle görsel ve  sosyal medya üzerinden yapılan algı operasyonlarının altında da benzer yöntemler yatar. Şüpheye düşürmek, boşlukta bırakmak, hızlı ve sık tekrar ve muhakemeyi engellemek.

Peki bu malum cemaatin rehabilite olma şansları var mı? En önemli soru bu bence.

Hipnozdan çıkma şansları var mı? Düşük olsa da var. Tecrit ve telkinlere maruz kalmaktan uzaklaştırmak yararlı olabilir. Ancak bir insanı içinde bulunduğu inanç kuyusundan çıkarabilecek en etkili yöntem etkili ve yeni bir duygu fırtınası içindeki yeni telkinlerdir.

Örnek verecek olursak ayaklarının küçük olduğuna inandığı için sokağa çıkmayan bir hasta için çağrılan  Erickson hastanın  beklemediği bir anda koltuk değneğiyle gencin ayağına basar ve hasta canhıraş acı içinde bağırırken o daha sert bir ses tonuyla bu kadar büyük ayağın olursa ben de basarım tabi der.

Yine de malum yapı için çok ümitvar olmamak gerekir. Rehabilitasyon o kadar kolay olmayacak. Özellikle de bukalemun tarzı bir kişilik yapılanması ile karşı karşıya olduğumuz düşünülürse.

Münafıkların Asr-ı Saadette de var olduğu, bizde hastalık yapan mikropların her yerde ve her zaman mevcut olduğu  düşünülürse hastalanmamak için korunmanın yolu vücudu ve bünyeyi güçlendirmek ve bağışıklık sistemini güçlü tutmaktan geçer.

Güçlü olmanın en temel yolu ise en güçlüye dayanmaktır.

Bu topraklarda yaşayan insanlar, kendilerinden önceki atalarının en güçlü olduğu dönemlerdeki gibi inanmalı ve yaşamalıdır. Anlatılanların özeti budur.

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim