• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 29 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Herkesin bir sorumluluğu, her sorumluluğun bir hesabı var

Derviş Argun
Dağdaki çobanla şehirdeki belediye başkanının aynı sorumlulukları taşımadığı doğru. Sorumlulukları aynı olmayanların kirlenmeleri de aynı olmaz. Çünkü kirlenme yapılan hataların birikimi ile oluşur. Hata yapmak ise bir şeyler yapıyor olmakla doğru orantılıdır. Bir şeyler yaparak hata yapan olmak, herhalde hiçbir şeye karışmadan köşede duruyor olmaktan daha erdemlidir. Belki de insan olmanın en büyük özelliği hata yapmaktır. Çünkü hata yapmanın telafisi ile ilgili reçete sadece insana verilmiştir. Allah (cc) hata yapan kulları ile ilgili olarak, tövbe etmekten tutun kefarete kadar, dahası, güç yetiremeyeceklerimiz içinde af ve bağışlanma garantisine kadar bir çok yol göstermiştir. İnsan, esas itibariyle havf ve rec’at arasındaki bu güzel dengede bir anlam ifade etmektedir. Tümden ümitsizliğinde, tümden kurtulmuşluğa olan inancında perişanlık olduğunu bildiğimiz İslam, bu anlamda kişi üzerinde oluşan dengeye çok önem vermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde, havf ve reca arasında yaşamanın ne olduğunu bilen insanlar tarafından hükümet ediliyor. Bu bilgi onlar için de en az bizim kadar bir anlam ifade ediyor. Çünkü onlar da bilir ki, Allah bir kuluna gazaplanırsa işlerini ters düz ediverir. Yine bilirler ki Allah bir kulunun işini kolaylamak isterse ona bilmediği yönlerden ummadığı destek ve katkıları verir. Tüm bunların temelinde ise, kulun Allah’a olan ilgi ve bağı vardır. Çaresizliklerin sorumlulukları şekillendirdiğini biliyoruz. Şekillenen sorumluluklarında bir vebal ve kazanım olarak geri döndüğüne inanıyoruz.

Bugün ülkeyi yönetenlerin batı yanlısı yada batı hayranı olmadığını biliyorum. Ülke bir sürü hengameden sonra belli bir kıvama geldi. Bu kıvamın maddi ve manevi maliyetini çok iyi biliyoruz. İrticayı bahane edenlerin bu milletin 60 milyar dolarını nasıl çaldığını tüm millet gördü. Başörtüsü, YÖK ve sair sebeplerle ateist yapının nasıl kadrolaştığını ve bütçelerin nasıl iç edildiğini hepimiz öğrendik. Fakat tüm bunları, ne şikayet edebileceğimiz bir merci nede kavgasını verebileceğimiz bir gücümüz vardı. Deyim yerinde ise, denize düşmüş yılan arıyor idik. Bu kritik çizgi, hükümet için belki de tüm kaygılarını unutturacak bir karara sebep oldu. İçerideki hainlerle, batının bu projede ortak çalışıp çalışmadığını bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da, radikal İslamcılar da dahil olmak üzere, hepimiz yılanımızı seçmiştik. Bizim onu, onun da bizi sarması için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdık.

ABD ve AB’nin içindeki ABD uzantılarının bizim AB’ye girmemiz için gösterdiği performans göz yaşartıcı. Bu performansın hesabı ne zaman gelir, ödemesini ne zaman alırlar bilmiyorum. Ama bu ülkenin tüm derin ideolojilerden arınarak AB yanlısı olması herhalde almaları gereken sonuçla ilgili ipuçlarını vermeye başlamıştır.

Meclis Başkanı bir televizyon programında, önceleri karşı olduğu Avrupa Birliği anlayışına ülkemizin üzerinden geçen Şubat darbesi sonrası farklı bakmaya başladığını söylemiş. Gerekçesi, içerideki sorumsuz ve sorgusuz güç sahiplerinin yine içerideki iktidarlar tarafından dizginlenemediği olsa gerek. Haksız olmadığı tüm Türkiye’nin malumu. Çünkü engel olamadığınız gelişmeler için, engel olmaya çalıştıklarınızın ağabeylerinden yardım talep ediyorsunuz. Hepimiz biliyoruz ki özü itibariyle soyguncu ve barbar bir anlayışa sahip olan batının ne bize ne de kendi halklarına verebileceği hiçbir şey yoktur. Ama buna rağmen biz, bu batıdan talepte bulunmak, ülke halkımızın menfaatlerine yönelik gelişmeler için destek almak zorunda kalıyoruz. Bizi bu desteğe muhtaç edenlerin bu utançları ile ölmeleri temennimiz olmakla birlikte, gelecek kuşaklarda batı ile entegrasyonun mücadelesini veren bugünkü hükümetin nasıl anılacağı da bilinmez. Bunu ancak Allah (cc) bilir.

İmanını muhafaza etmenin, tüm kazanımların ötesinde olduğuna inanan bizler, istemediği uykuya, öcü korkusu ile ikna edilen bir çocuk gibi öcü korkusu ile sindirmeye çalıştığımız bu entegrasyonu imanımıza zarar vermesin diye de özel bir fanusta muhafaza etmemiz gerekiyor. Bizi bu entegrasyona itenlerin! vebalinin ne denli yüksek olduğunu biliyoruz, ama bizim de bu yapıya karşı duruşumuzun onurdan yoksun olması bizim vebalimiz olarak kayıtlanacaktır. Bu şartları hazırlayanlar, evet diyenler, uyanlar ya da uymak için gayret sarf edenler herkes bir hesap ya da bedel ödeyecektir. Umarız bu bedel bizim de utanç içinde ölmemize sebep olmaz.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim