• BIST 98.314
  • Altın 143,598
  • Dolar 3,5661
  • Euro 3,9852
  • Konya 20 °C
  • Tankın içinden çıkan emniyet müdürüne istenen ceza belli oldu
  • İskandinav ülkelerinde oruç süresi 22 saati bulacak
  • Milyonlarca çalışana müjde! Yıllık izin uzuyor
  • Tankın içinden çıkan emniyet müdürüne istenen ceza belli oldu
  • İskandinav ülkelerinde oruç süresi 22 saati bulacak
  • Milyonlarca çalışana müjde! Yıllık izin uzuyor

Her şey yeşil/beyaz renkler için…

Mustafa Yiğit

Bir futbol takımı taraftarı olmak bambaşka bir duygu.

Hani derler ya anlatılmaz, yaşanır.

İşte öyle bir şey…

Çoğu zaman pek çok duygunun önüne geçebiliyor bir futbol takım taraftarı olmak.

Kendi takımının oynadığı maçlarda sloganlar atmak, marşlar söylemek, coşmak başka bir şey…

Şahsen ben televizyonda bir futbol maçını izlerken, hatta mahalle maçlarını izlerken bile bu duyguları yoğun bir şekilde yaşayanlardanım.

Bu tutku çocukluğumdan beri var...

Çocukken ortopedik engelli biri olarak, bastonlarım olduğu halde, neredeyse her gün futbol oynar, sınıfın, mahalle takımımızın kalesine geçer, futbolun o inanılmaz adrenalini, rekabet içinde birlik duygusunu iliklerime kadar yaşardım.

Bu maçlarda arkadaşlar benim bastonlu olmamın haksız bir rekabete yol açtığını söyler, senin dört ayağın var, bizim iki ayağımız var, olmuyor böyle diyerek takılırlardı.

Evet çocukluk yıllarımda iki taştan kaleler yaptığımız, doğru düzgün futbol sahaları olmadığı için çoğu zaman ağaçlar arasında oynadığımız ve rakibi çalımlarken, ağaçları da çalımlamak zorunda kaldığımız, meşin top yerine daha çok plastik toplarla oynadığımız, top sahibini kötü de olsa mecburen takıma aldığımız, sahanın darlığı nedeniyle üç kornerin bir penaltı olduğu, imkansızlıklarla dolu, ama çok keyif aldığımız bir dönem yaşadık. Bu yaşananlar mutlu bir hatıra olarak hala hafızamda….

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor gibi takımların siyah beyaz dönemde TRT’de yayınlanan maçlarıyla büyüyen biri olarak kendi şehrimin taraftarı olmayı, kendi şehrimin takımını televizyonlarda izlemeyi o zamanlar ne kadar çok istediğimi de hatırlıyorum…

Kendi şehrimin futbol takımının taraftarı olmak, onu televizyonda izlemek, onu şampiyon takımlarla oynarken izlemek…

Evet, evet…

Kendi şehrimin futbol takımını televizyonlarda görme isteği çocukluğumdaki birkaç hasletten biriydi.

Ancak uzun zaman, her Türk genci gibi 3 İstanbul takımından birini tutmaktı benim de kaderim.

Çünkü kendi şehrimin takımı birinci lig arenasında değildi çocukluğumda.

O yüzden hep bir burukluk vardı o dönemde içimde…

Bu burukluk 80’li yılların sonunda sona ermişti nihayet…

Bu yüzden 1987-1988 sezonunu hiç unutamam.

O sene Konyaspor yıllardır hep direkten döndüğü 1. Lige çıkmış, hepimizi sevince boğmuştu.

Artık bizim de birinci ligde bir takımımız vardı.

Bir yandan üç büyüklerden birinin taraftarı olsak da, -ben Fenerbahçeliydim, hala da öyleyim- kendi şehrimizin takımını da coşkuyla destekleyebilecektik.

Siyah beyaz dönemden yeni çıkmış renkli ekranın başında Yeşil Beyaz renkleri izlemenin hazzını yaşayacaktık.

Bu bizim için gerçekten çok önemliydi. Evet tüm Konya o yıl sevince boğulmuştu.

Bizim havamız da artmış, birinci ligde takımı olan bir şehirde yaşamanın gururunu taşıyorduk…

Sonra Konyaspor yeniden ligden düştü, yeniden birinci lige çıktı. Her ligden düşüşünde içimiz burkuldu, üzüldük.

Son yıllarda yine 2. Lig’de mücadele etmeye başlamıştık. Ancak bir türlü Süper lige çıkamıyorduk.

Bu yıl da aslında her şey bitti derken, ligi 6. sırada bitirmişken Konyaspor Playoff’da çok büyük bir çıkış sağladı ve Süper lige adım atarak bizleri büyük bir sevince boğdu.

Süper Lige çıkan Konyaspor’umuza buradan başarılar diliyor, tebrik ediyorum.

Torku Konyaspor’umuzun Süper Lig’de başarıyla mücadele etmesi için, taraftarıyla, yöneticisiyle, bürokratıyla, gazetecisiyle herkes bir beraber olmalı, düşme korkusuyla değil, şampiyonluk tutkusuyla birbirine sarılmalılar.

Tüm Konyalılar adına, başta alın terlerini akıtarak, büyük bir mücadele örneği veren ve Konyaspor’umuzu Süper Lig’e çıkaran futbolcularımıza , geldiği andan itibaren Konyaspor’u ikinci yarının en iyi takımı yapan teknik direktör Sayın Uğur Tütüneker’e, bütün zorlukları göğüsleyen Konyaspor Başkanı Sayın Ahmet Şan’a, Konya Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Başkanlığı’nı yürüttüğü sırada Konya’daki amatör sporun gelişmesinde büyük katkıları olan ve bu yönüyle Torku Konyaspor’un bu sportif başarısında emeği geçen, Konya’nın yetiştirdiği, spor aşığı Spor Genel Müdürü Sayın Mehmet Baykan’a teşekkür ediyorum.

Ve son olarak diyorum ki, her şey yeşil/beyaz renkler için…

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim