• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Konya 7 °C
  • Türk Lirası'nda artık Merkez Bankası Başkanının da imzası olacak
  • Bugün hava nasıl olacak?
  • İstihdam seferberliği tam gaz: İş arayana 650 TL destek
  • Türk Lirası'nda artık Merkez Bankası Başkanının da imzası olacak
  • Bugün hava nasıl olacak?
  • İstihdam seferberliği tam gaz: İş arayana 650 TL destek

Her şey bildiğimin tam tersi çıkarsa...

Fatma Şeref

Sekiz yaşlarındaydım. Rahmetli amcam ev yaptıyordu ben inşaatta çalışanlara su dağıtıyorum yazın sıcağında. Ahşap doğrama kapı -pencere işlerini yapan marangoz Ali amca işaret parmağını yukarı kaldırıp kendine çekerek “gelsene “ işareti yapıyor. Ama bu öyle bir çağrı ki içinde büyük bir sır gizli olduğu , başka kimsenin duymaması gerektiği belki de hayatımın akışını değiştirek bir bilgi verileceği, tüm hareketlere sinmiş durumda. Ben yine bunları hiç hissetmemiş gibi badağı doldurup ona da götürüyorum. 

Birkaç yudum alıp gözlerime dikkatle bakıyor bir şey anlamak istiyor gibi. Sonra “Annen , baban, kardeşlerin hatta amcan yengen seni çok seviyor değil mi? Tabi sen de onları ...” diye söze başlıyor. Bu girşten hiç hoşlanmıyorum. Aile konusunda dünaynın en şanslı çocuklarından biriyim ve aklımın ermeye başladığı ilk yaşlarımdan beri bunun farkındayım ama hiç cevap vermek istemiyorum. Nezaketen sadece 'evet' demekle yetiniyorum. Ama devamı gelmekte gecikmiyor. “Peki, hiç düşündün mü sana neden bu kadar düşkünler? Neden üstüne titiryorlar , oğlan değilsin ilk çocuk değilsin?” Düşünmeye çalışıyorum ve 
“ Galiba en küçük olduğum için, bir de yedi aylık olmuşum öleceğim diye çok korkmuşlar çabuk hastalandığım için üstüme düşüyorlar sanırım” 
“Emin misin , bu kadar mı ?” 
“Başka ne olabilir?”
“Sana gereksiz yere kızdıkları ya da yasak koydukları , istediğin şeylere izin vermedikleri olmuyor mu?”
“Oluyor tabi ama tüm aileler öyle değil mi?”
“Değil ! İyi düşün ...”
“Evet, arkadaşlarımın annesi izin verse de benim annem vermez bazı şeylere”
“Peki , ablanlara öyle mi?”
“Onlara verir ama onlar büyük olduğu için , büyüyünce bana da verecek.”
“Ne kadar iyi niyetlisin canım ama durum hiç bildiğin gibi değil” diye devam eden konuşma , sonunda “Seni üzmek istemem ama , bence yeterince büyüdün artık bilmen gerekir : Sen evlatlıksın !” a bağlandığında yüreğim öfke ile doluyor. 
“Siz deli misiniz !” diye bağırıp daha bir çok şey sıralamak istiyorum ama karşımdaki insan çok yaşlı... Sadece “Bu imkansız bardağı alabilir miyim?” diyorum. “Neden imkansız?” “Ben altıncı çocuğum, hem  erkek ve kız evlatları var annemle babam niye evlatlık alsın beş çocuğun üstüne ?” “Normal şartlarda almazlar tabi ama sana hiç anlatmadılar mı baban camiden gelirken dere kenarında çingenelerin kamp kurduğu çadırların orada bir ses duymuş. Yaklaşınaca ne görsün kundakta bir bebek ! Meğer çingeneler o gün başlarına ne geldiyse apar topar kalkıp gitmişler . O grup bir dahaki bahara dönmedi daha sonraki yıllar da gelmedi. Biliyorsun senin ailen çok merhametli bunu sana hiç hissettirmek istemediler. Bazen kızsalar bile kimsesiz olduğun için acıyıp hemen iyi davranırlar. Ama ben gerçekleri öğrenmen hakkın diye düşünüyorum...”
O anda başımı kaldırıp ileride aralarında bir şey konuşan yengemle amcama bakıyorum. İçim bir tuhaf oluyor. Aslında hediye vermekten pek hoşlanmayan amcam bana çok çok güzel bir elbise almıştı acaba sevdiğinden değil acıdığı için mi? Yengem tombiş bir çocuk olduğumdan beş yaşından beri beni 'tulum peynirim' diye severdi. O da mı yalan diye düşünürken yaşlı adam içimdekini seslendirircesine “Evet onlar senin amcan ve yengen değil , hiç olmadılar...” diyor . Artık dayanamayıp oradan uzaklaşıyorum. 
Yüreğimde söylenenlere hiç inanmasamda o bir köşeye atılan zehirli tohum büyüyüp dallanıyor. Artık evdeki herkesten şüpheliyim , iyi davransalar başka kötü davransalar başka bir anlamı var benim için ve mecbur kalmadıkça kimseyle konuşmuyorum. 
Ta ki annemin en ufak bir “hayır” cevabı ile ağlama krizine tutulup içimde kaynayan volkanın kapağını “Ben herşeyi biliyorum!” çığlığı ile açana kadar.
Elbette Ali amcanın hikayesi tamamen uydurmaydı ruh hali her ne ise bize “şaka yaptım” dedi unuttuk. Ara da hatırlar gülümserim belki bunu yaşamam gerekiyordu diye. Ama o süreç boyunca düşündüğüm ve emin olduğum bir şey var o hikaye doğru olsa da ne ailemin benimle ilgili duyguları değişirdi ne benim onlarla. 
Çünkü bana verdikleri onca emek ve sevgi sadece kan bağı ile açıklanamaz . Aile olmak kan bağı ile başlasa bile onun çok ötesinde bir şey bunun birçok örneğini gerçekten evlatlık olan arkadaşlarımın hayatında gördüm. Orada en çok yaralayan sonradan öğrenmek oluyor biraz da aldatılma duygusu gibi...

Bazen hayatımızın ya da kaderimizin yaşadığımız toplumla ne kadar örtüştüğünü düşünürüm. Aslında bu anımı anlatmamın sebebi bu ... 

Cumhuriyetimizin yıldönümünü kutladığımız ve seçime girdiğimiz bu hafta boyunca hep bu hatıra dönüp durdu hafızamda. Benim yaşadığımın trilyonlarca büyütülmüş hali ükemizde yaşanan.
Bakıyorum da sanki her kesime her gruba her ideoloje bir dönemde biri: “Sen bu devletin öz evladı değilsin !” diye fısıldamış. O sırada yönetimde olan büyük kardeşler de bu sesi haklı çıkaracak davranışlar sergilemiş üstelik . Çünkü aynı ses onlara da “Bu küçükler sizin öz kardeşiniz değil, büyürse yönetimi ele geçirip kimbilir size neler yapacak ?” diye fısıldıyor. 
Yönetim kardeşler arasında ne kadar el değiştirirse değiştirsin kardeşlerin devlete ya da bir birlerine bakışı değişmiyor. Herkes birbirinden şüpheli olsa iyi, herkes karşı tarafın hainliğinden emin hem de o hain sesle birlikte davrandığından. Peki ben o sesi nereden biliyorum demek ki bana da bir şeyler fısıldıyor diye düşünen hiç yok.
Üstelik o ses , bizim Ali amca gibi masum ve donanımsız değil , burada anlatmaya gerek olmayacak kadar herkes onu iyi tanır !
O halde birbirimizi değil onu susturacağız ! 
Ne farklı etnik kökenimiz, ne din ya da mezhebimiz, ne ideolojik siyasi görüşümüz ne de seçimdeki tercihlerimiz bizi birbirmize düşürmemeli... Bunların tamamı geçici gündem dünyaya uzaydan ve tarihten günümüze bakıldığında...
İnanın tüm buna benzer tartışmalar 1186 da 1 milyon kişilik Haçlı Orsusu ve  1243'te Moğollar Anadolu'ya yürüdüğünde de yapılıyordu.Ama Miryakefalon'da birlik olup kazanılan olağanüstü zafer, Kösedağ'da beylikler “ben” deyip ayrı sancak açınca büyük bir yenilgiye dönüştü. Ve kısa sürede dünyada kendinden söz ettiren Selçuklu Devleti'nin sonunu getirdi.
Gündemin coşkun akan seline kapılıp giderken düşünmeye fırsat bulma zor. Geri çekilip, uzaktan bakıp büyük düşünerek yol almayı denemeliz. 
Ve bir gün tüm bildiklerimiz yanlış çıksa da sarıldığımız temel dinamikler ayakta kalmamızı sağlamalı...

img_3116.jpg

img_3117.jpg

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
YAsemın CElebi
30 Ekim 2015 Cuma 23:57
23:57
DEmek ki bizim oraların bütün çocukları aynı cıngenelerın bıraktığı çocukla büyümüşüz. COcuklugumuzda bu belkıde çok kötü bır saka ama şimdi içime bazen öyle bir korku gelıyorkı SElcuklu devletçinin çöküşü.
176.219.144.29
gonyalı
30 Ekim 2015 Cuma 12:07
12:07
Ne Cumhuriyet-i memlekette Cumhuriyet mi kaldı? Olanını da son 10 yılda tükettiler bitirdiler.
46.197.167.120
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim