• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • Konya 0 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Hepsi aynı değişen isimleri

Ufuk Karadavut

“BOP projesi” ismini duymayanınız herhalde yoktur. Eğer hala daha bu projeyi duymayanlar varsa ben hatırlatayım. Bu plan ilk olarak ABD’nin Donald Rumsfeld, Dick Cheney, Paul Wolfowitz,Richard Perle ve William Kristol öncülüğünde, 1997'de oluşturduğu 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin (PNAC) bir alt unsuru olarak gündeme getirildi. Bu proje Amerika’nın geliştirmiş olduğu bir projedir ve ABD'nin batıda Fas, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası'ndan Somali'ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir "İslam coğrafyası" dönüşüm stratejisi olarak tanımlanmaktadır. Elbette bu dönüşüm ve değişim projesi kısa vadeli ve bugünden yarına olabilecek bir çalışma değildir. Orta ve uzun vadeli olarak düşünülmektedir.Yukarıda belirtilen alanlarda ciddi ve köklü değişimleri hedeflemektedir. Aslına bakılırsa bu plan çokta yeni değildir. Kökleri incelendiğinde 1957 yılında ABD Kongresinin kabul ettiği “Ortadoğu’da Barış ve İstikrarı Koruma” adını taşıyan bir karara dayanmaktadır. Bu aslında bize Amerika devletinin nasıl planlı çalıştığını ve devletin başına kim gelirse gelsin bu planları değiştirmediğini ya da değiştiremediğini göstermektedir.

İşte bu noktada bizim etkili ve yetkililerimiz devreye girdi ve BOP’un eşbaşkanı olmakla gurur duydular. Bütün konuşmalarında bu projenin bölgeye barış ve kardeşlik hatta huzur getireceğini ifade ettiler. İçlerinde bazıları hafifçe “bu Yahudi projesidir” diyecek oldular ama hemen sesleri kesildi. Herhalde birileri “otur oturduğun yerde” dedi ki sesleri kesildi. Ne yapsınlar sesleri kesilmese bir daha meclise giremezler. Vatan ve millet zaten onların menfaatlerinin yanında bir anlam taşımadığı için anlamsız da kalıyor. Milletvekili olmak varken kim ne yapsın BOP’u. Kim ne alırsa alsın, neresi bölünürse bölünsün, kim malı nasıl görürse götürsün ama kendilerin götürdüklerine de kimseler karışmasın. Elbette zihniyet böyle olunca de BOP aldı başlını gitti. Nereye gideceği aslında belli ama ne hikmetse kimse görmek istemiyor. Görenlere de “hain”, “yalancı” ya da “iftiracı” yakıştırmaları yapılarak psikolojik baskı yapılmakta ve susturulmaktadır.

Peki bu BOP’un bize yansıması nedir diye soracak olursanız hemen oraya gelelim. Yıllar önce Afganistan’da Taliban zulmü var diyerek Afganistan’a girmeyle başlayan BOP daha sonra Pakistan’a asker gönderme ile devam etti. Oralarda Müslümanların katledilmelerine bilerek izin verildi. İnsanlar karşılıklı olarak tahrik edilerek ve dezenformasyon yolu ile kelimenin tam anlamıyla kırdırıldılar. Daha sonraları ise Irak savaşı çıktı. Irakta kimyasal silah var denilerek müdahale edildi. Ve 2 milyona yakın Müslüman katledilirken 250 bin Müslüman kadına tecavüz edildi. Yani bir anlamda soykırım yapıldı. Bizler ise “Amerikan askerlerinin sağsağlim ülkelerine dönmeleri için dua” ettik. Daha sonra Libya devreye girdi. Libya’da savaş tamtamları çalarken Amerikan devlet başkanı televizyonların karşısında “bu bir haçlı seferidir” deyiverdi. Ama biz ülke olarak bu haçlı seferine karşı çıkmamız gerekirken haçlı ordusunun merkezinin İzmir olmasını sağladık. Ve Libya ya saldıran ve binlerce Müslüman’ı öldüren askerlerin bütün ihtiyaçları İzmir’den sağlandı. Üstelik asker ve teçhizat yardımı yaparak katkı da sağladık.

Daha sonra Fas ve Cezayir’de benzer tiyatrolar yapıldı. Yine Müslümanlar öldürüldü. Yahudi ve Hıristiyanlara bir şey olmadı. Bizler ise yine bu ülkeleri eleştirdik ve Müslümanların yanında olmadık olamadık. Daha sonra ise Mısır karıştı. Müslüman kardeşler denilen ama benim Müslüman olduklarında şüphe ettiğim bir grup sahneye çıktı ve çatışmalar oldu. Yine Müslümanlar öldürüldü. Bizler ise bunu alkışladık. Daha sonra darbe oldu. Askerler yine Müslümanları katletti. Önceleri eleştirir gibi olduk ama Mısırla ilişkilerimizi sıkı tutma kararı alarak bununda üstesinden geldik. Daha sonra ise bir hafta sonra Şam’da yemek yiyeceğiz denilen Suriye’ye sıra geldi. Muhalifleri açıkça destekledik. Ölen de öldürülende Müslüman. Ölende öldürülende tevhid getiriyor. Bizler ülke olarak bu çatışmayı destekledik ve halen daha destekliyoruz. Sıra ülkemize geliyor ama bizler tencere ve tavacıların peşinde cadı avı başlattık. PKK elini kolunu sallayarak paralel oluşuma giderken bizler komşularımızı şikayet etmenin peşine düştük. Peygamberimizin komşu hakkında neler söylediğini dikkate almadan...

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim