• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 31 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

‘‘HAS GONYALI’’ OLANA ÇOK ŞEY HATIRLATACAK BİR MEKTUP

Seyit Küçükbezirci

Epey zaman önce, hoş bir mektup aldım. ‘Eski Konya’nın zaman tünellerinde gezdiriyordu; ‘aşk gibi, sevda gibi’ çocukluk ve gençlik yıllarının Konya’sına götürüyordu; tadını çoktan unuttuğumuz ‘‘aladiriz üzüm’’lerden, ‘‘hamıdatlı erik’’lerden söz açıp ağzımı sulandırıyordu.

            Şimdi size de sunacağım mektubu Muzaffer Tanrıkul elden getirdi; yazmış, ‘‘Şunu Siyid Abe’’me götürüp elden veriyim’’ dimiş.            

Muzaffer Tanrıkul’un mektubun söylesem inanmazsınız, şimdi yayınlayacağım zamana kadar belki on / on beş defa okudum. Hemen yayınlamaya kıyamadım. Sonra, dağ gibi evrakım arasında yitip gitmesine razı olmadım; ‘Yayınlayayım’ dedim.

En iyi okurlarımdan biri Muzaffer Tanrıkul; kıdemli bir inşaat mühendisi ama ‘Konya Kültürü’nü doktora yapmışçasına bilir. ‘Kadim Kara Takım Konya Halk Kültürü’nü bütün boyutlarıyla yaşamış, hala yaşamaya çalışan bir aydın.

Mektubun içinde geçen ‘tebrik’, ‘takdir’, ‘saygı’, ‘Kadir kıymet bilirlik’ cümleleri için Muzaffer Tanrıkul’a teşekkür ederim; layık olmaya çalışacağım.

Lütfen okur musunuz? Aynen sunuyorum. Çocukluğunuzu, gençliğinizi, ‘Konya halk kültürü’ ile kuca kucağa yaşamışsanız; Sedirler’den, Araplar’dan, Meram’dan, Uluırmak’tan, Tahtatepen’den, Topraklık’tan, Türbeönü’nden, Dolay’dansanız şu satırlar size çok şey söyleyecek; çok şey hatırlatacak…

Sevgili Seyit KÜÇÜKBEZİRCİ,

Değerli ağabeyciğim,

            Sizi ilk olarak yanılmıyorsam 1972 yılında tanıdım. CHP gençlik kollarına yeni üye olmuş taze bir yüksek öğretim öğrencisiydim. Cumhuriyet Halk Partisi il binasının üstü camekânlı holde sohbetinize tanıklık etmiştim. O gün politikanın nasıl yapılacağını anlatıyordunuz. Maşşallah Memeda’nın nezle olan ata nasıl kepek çorbası yaptığını, kahvehaneleri dolaşarak anlatmayı ve özellikle de kazağı ters giyip gitmeyi, halkım nabzının nasıl tutulacağını öğütlüyordunuz biz gençlere. Sordum: Kim bu ağabey? diye.

            ‘Seyit Küçükbezirci’ dediler. Akşam babama sordum, böyle bir abi var konuşmasını çok beğeni ve ilgiyle dinledim, çok tatlı dilli ve iyi bir konuşmacı dedim. Haa o Hacı Velilerdendir, dedi. Yıllar böylece akıp gitti. Pek çok insan tanıdık ama tatlı dilli, güler yüzlü, esprileri derinlikli sizi hep saygı ve sevgi ile anarken, sanki hısımım akrabam gibi hissettim. Bir de rahmetli Şevket Yanartaş ağabeyi hiç unutmam.

            Değerli ağabeyciğim, eskiler ‘‘Söz toprağa ekilen tohum gibidir, asla kaybolmaz, mutlaka bir gün yeşerir’’ derdi. Sizin de gerek sohbetiniz ve gerekse yazılarınız olsun, dönümlerce tarlaya atılmış tohumdur. Allah uzun ve sağlıklı ömürler nasip etsin, binlerce yıl yeşerecektir.

            ‘‘Gündüz Hayalimde Gece Düşümde’’ adlı eserinizi yutarcasına okudum. Zaten köşe yazılarınızı hiç kaçırmamama rağmen yine okumadım, bire bir yaşadım. Var olun sağ olun. İleriye bırakılacak, bizim yaşadıklarımızı yaşayamayan yeni nesillere çok büyük bir belge. Yüreğinize ve emeğinize sağlık.

            Gelelim sadede. Konya’lı aileler üstüne adlı yazınızda, ünlü aileleri sayarken ‘Hacı Veli’leri atlamanız tevazu örneğidir, gözümden kaçmadı. Söz Veli’lere gelince Konya’da benim bildiğim altı tane veli’li aile var.

1-Hacı Veliler

2-Saka Veliler

3-Pala Veliler

4-Çarık Veliler

5-Deli Veliler

6-Topal Veliler

Daha var mı bilmem? Benim kulaktan dolma bildiklerim bunlar.

            Yazılarınıza ve kitabınızda söz ettiğiniz bütün ritüelleri ve olayları şükür ki bire bire bir yaşadım. Çaraş da çiğnedin, etlik de yapıldığına tanık oldum. Hıdırellez de bağa da göçtük, pekmez de kaynattık, avar suladım, ağaç budadım, bağ belleyenlerin gatmerinden de tatım, evde bez dokuyan anneanneme de tanıklık ettim. Bümüetli düğün pilavı da yedim (şimdilerdeki kavurmalı pilav daha icat olmamıştı)

            Aladiriz, gut, gadın barnağı, dimnit, germi üzümlerini dattım. Şeker armudu, alıc elma, davşanbaşı hamıdatlı, üzüm erik, nar armudu, öküz göbeği armudu, yoniz eriği nedir bire bir tadıp tanık oldum. Datlı pelit hala durur, anıt ağaç olarak tescil ettireceğim inşallah.

            Bağımız Uluırmakta idi. Şimdi blok apartman oldu. Bağda her noktanın bir adı vardı. ‘Arka suluk, iki bağın arası, elmalık, tarla, harman yeri, dişli badem, al gayısı, eğri armıt, güççük bademlerin altı, datlı çekirdeğin ora, Aliye apladan geçe meris, örtme, tandır başı, avgazın ora.’

Muzaffer, tanayı gilamaçlı puştaya çak da gel guzum’ları duydum. Hüsnüyosifleri sulayıvır gari Muzafferim, sana dua eder valla gıy’ları duyup, amaaan bıktım işinizden duygularını yaşadım. Ağaçların altına dökülen elmaları, armutları, kayısıları toplamaktan bıktım, mandalın dibine ekilen gıllı hırtlakların inanmılmaz tadına vardım. Gössüzlere (köstebek) fak kurdum. 1978,1984 yıllarında Muğla’da görev yaptım, çarşıdan Tariş pekmezi alıp, aygazda ısıntıp köpük savurdum.       

Çoban deli Mustafa’nın Hooo’sunu duyup, ineği, camızımız naciyeyi sığıra saldım, tanayı, boduğu anasına çekinmesin diye yonca yolup avuttum, Bağlar sulanınca puştaların arasına inen leylekler kovaladım, baharın suvarmılıkdaki yuvasına gelen cücüllülüğü bekledim. Bağ suyunu avucuyla şifa diye içen babaanneme güldüm, bağ budanınca kesilen yerden ağlayan çıbığın özsuyunu gözlerime sürdüm.

Kışın bağı kontrol için gittiğimizde, hezanları deşip bulduğumuz alıçların dadını unutmadım. Babamın damlara yuvak çekip tuz attığını gördüm. Kayısı yarıp kuruttum, elma kakı, armut kakı hoşaflık erik kuruttum. Sevgili eşim anneciğim hayatta iken ekşili kabak, bütümet pişirmeyi öğrendi. Kışlık ciğer kavurmasını donyağ ile kalıplayıp kahvaltılık yapmayı hala sürdürüyorum. Kızım Gizem yine yalvarır öyle, ne zaman yapacan babacığım diye. Hülasa bir rüya âleminde yaşamışım da şimdi ayırtına varıyorum.

Ağabeyciğim, Musalla Mezarlığı ile ilgili bir çalışmanız vardı sanırım. Yanlış aklımda kalmadıysa adeta bir envanter çalışması gibi bir şeydi sanırım. Merakla o çalışmanızı bekliyorum. Çünkü mezarlıklar, bir yaşamın, şehrin ve insanların en önemli belgeselidir.

Geçtiğimiz aylarda, Üçler Mezarlığında bir arkadaşımın babasını defnederken, şöyle gölge bir kabirin kıyısına oturdum. Bir anda önümde Sille taşından bir taş dikkatimi çekti:

 ‘‘Hacı Süleyman Efendi cariyesi HOŞKADEM ruhuna fatiha’’ diye. 1928 yılımda ölmüş bir hatun. Başladım o taş ile konuşmaya. Kimsin nereden getirdiler seni, kaç paraya sattılar, asıl adın neydi? Bir roman okudum adeta o taştan. 

Rahmetli babam, Üçler mezarlığındaki bir kişinin taşında yazılanları gülümseterek şöyle naklederdi:

‘‘İSMAİL EFENDİ KİM

RIHLETİYLE EHİBBAINI NALAN ETTİ

YETMİŞİNDE MARAZİ KALB İLE ŞAHA KALKIP

ON BEŞİNDE BİR KIZ SEVDİ

CENNETE DÖRTNAL GİTTİ’’

            Mezarlıkta mizah bile bulmak mümkün demek ki. Bu anlamda sizin çalışmanızı merak ediyorum.

            Sivaslı Ali Kemal Bey’in taşı her kabristana girdiğimde, o günleri bana anlatır ve duygu yoğunluğu yaşarım.         

            Hülasa segili ağabeyciğim, sizi çok önemli ve bir nirengi taşı olarak saygı ve sevgi ile selamlıyorum. (Çok çala klavye yazdım, noktalama ve ifade bozuklukları için affedin beni)

Muzaffer TANRIKUL

MESAJ TAHTASI

GONYAMIZ’IN HAMIDATLI ERİĞİ ÇIKTI

Eminim çoğunuzun güzden yazdan haberi yoktur. ‘Dünya telaşesi’ kirman gibi çeviriyor, hepimizi…                              

Çoğu da ‘kıvırmış aklını’ paraya, mala; ‘Deli seğirtmesi’ içinde. Bir düşünseler; kendileri gibi, Musalla’da, Üçlerde dünya kadarı yatıyor.

Neyse… ‘zülfü yare de, zülfü kare de dokunmadan’ sadede gireyim…

Bu yazıyı sizin için yazarken, İsmail Detseli’nin ‘‘armağan olarak getirdiği ‘Hamıdatlı gök erik’leri’’ tuza basa basa yiyorum. ‘Oğlan çocuğu’ olanlardan yanımda birileri olsaydı, onlara da, ‘Bir yirleri şişmesin diye’ ikişer ikişer verirdim. İsmail Detseli sağ olsun, bir ‘deve yükü’ getirmiş; Lalebahçe’deki ağacından.

Birden Prof. Dr. Saim Sakaoğlu aklıma geldi. İsmail Detseli’nin eriklerini onsuz yedim diye gönül koyar. Sakaoğlu’na da ‘gardaşlık payı’ bir avıç ayırdım.

            Dünyanın eriğini tadın, Konya gök eriği ‘Hamıdatlı’nın tadında birinde bile bulamazsınız, onu öyle nefis yapan ‘Gonya Toprağı’dır.                         

            Meram’da, Lalebahçe’de, Hatıp’da, Gödene’de hala ‘katledilmemiş’ bağı bahçesi olan epbablarınız varsa; hamıdatlıyı sorun; varsa geirsinler ‘bir dostluk’

            Ya da çıkın pazarlara ‘Gonya hamıdatlısı’ arayın. Bulursanız, tuza basa basa yerken, ‘Hacıveliler’in Siyid’e hatırlattığı için teşekkür etmeyi unutmayın.

            ‘Gök erik turşusu’ da çok güzel olur. Nasıl yapılacağını turşu kurmasını bilen her hanım bilir.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Dincer Uutas
27 Mayıs 2014 Salı 00:34
00:34
Yine beni asil Konyali duygularimlar yan yana biraktin. Her zaman soylerim,beni Konya dan aldilar ama Konya yi benden alamadilar diye. Cok tesekkur ederim, sevgili arkadasim Seyit.

Dincer Ulutas
Marblehead, USA
96.237.193.120
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim