• BIST 83.161
  • Altın 147,145
  • Dolar 3,7693
  • Euro 4,0453
  • Konya -3 °C
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi

Güney Doğudaki Son Olaylar Üzerine

Ufuk Karadavut

Son günlerde sanki birileri düğmeye basmışçasına bazı olaylar olmaya başladı. Önce Hakkari’de küçük bir ilçede başlayan olaylar seri bir şekilde diğer illere de sıçrama eğilimine girdi. Her zamanki gibi DEHAP’lı eylemcilerin başı çektiği olaylarda güvenlik kuvvetlerine yönelik ağır tahrik ve yaralayıcı eylemler yapılmaya başlandı. Bu olayların başlamasını isteyenler sadece sokak eylemeleri ile yetinecekleri gözüküyor. Bunun yanında medya desteği ve daha önemlisi yurt dışı desteğini de arkalarına almaları yada önceden almış olmaları gerekiyor. Zaman içerisinde bunu görme imkanımız olacaktır. Bu tür eylemleri planlayanlar ülkeyi kendi planlarına göre dönüştürmek, değiştirmek, ideolojik ve psikolojik zemin hazırlamak için ellerinden ne geliyorsa bunu yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler.

 

Sorunu bir bütün olarak algılamak yerine bundan kaçınan bazı çevreler her zamanki tavırlarını sergileyerek olayları örtmek için uğraşıyorlar. Olayları PKK’nın değil de derin devletin işi olduğunu öne sürmeye başladılar. Aslında asıl amaçları yıllardan beri PKK teröristlerinin yapmış oldukları kanlı olayları, onların değil ‘Derin Devlet’ olarak nitelendirdikleri devlet yetkililerinin yaptığını söylemek istiyorlar. Böylece sanıyorlar ki PKK aklanacak. Buna destek veren ya da böyle düşünenler Susurluk Olayı’nı, Yüksekova Çetesi gibi bazı olayları gündemde tutmaya gayret ediyorlar. Hatta bu tür insanlar Mersin’de Türk bayrağı yakılmasını dahi derin devletin işi diyerek savsaklamaya çalışmışlardı.

 

Üzülerek söylemeliyiz ki, bu tür insanlar basın ve TV’leri oldukça iyi kullanabiliyorlar. Her hangi bir sınırları da yok gibi gözüküyor. İnsan hakları adı altında kurulan ve böyle zamanlarda harekete geçmeyi kural haline getiren dernek ve vakıfları kullanarak Türk halkı psikolojik olarak baskı altında tutulmak istenirken, kendilerinin hareket alanları olabildiğince genişletilmek istenmektedir. Bir tane polis ve asker cenazesine gelmeyen bu tür dernekler terörist cenazelerinin başından ayrılmıyorlar. İnsan hakları yalnızda onların malıymış ve onların tekelindeymişçesine kendi bildiklerini yapmaya devam ediyorlar.

 

Bu ülkenin varlığından rahatsız olan Marksistler, etnik özürlü liberaller, mikro milliyetçiler, nihilizm ve kozmopolitliği siyasal bir sistem olarak görmek isteyenler her zamanki gibi dış destekçilerinin yardımlarıyla bölücülerin yanında yerlerini almış durumdalar. Kalemlerini, köşelerini ve ekranlarını hizmete sunmak için hazır bekleşiyorlar. Bu nedenle her şeyi gören ve bilen akil adamlar rolünü oynayarak insanların devlete karşı güven duygularını sarsmaya başladılar. Kendilerine göre geliştirdikleri tespitleri, teşhisleri ve hükümleri mutlak gerçek ve yapılması gereken şartlarmış gibi art arda sıralamaya başladılar.

Bölücü terörün azgınlaştığı ve saldırıların yoğunlaştığı 90’lı yıllarda Apo’dan bir halk kahramanı yaratmaya çalışanlar bugün de aynı işleri yapmaya devam ediyorlar. Elbette bu kez daha cesurca. Hatırlarsanız, bu insanlar Bekaa vadisinde teröristin yuvasının kapısında sıralanıp dizilerek röportaj yapanlar, olayların bir terör eylemi değil de bir halk direnişi olduğunu söyleyenler hep aynı kişilerdi. Bu eski Apo sempatizanlarının yanına yenileri de katılmaya başladı.

 

Bölücüler, içeride sağlanan elverişli ortamdan ve uluslararası durumdan yararlanarak, amaçlarını daha fazla saklama gereği bile duymadan her türlü faaliyeti gerçekleştirir oldular. Özellikle bazı politikacıların bunlara açıkıca destek vermeleri ve anayasa değişikliği yolu ile Kürtler’in etnik kimlikleriyle bu devletin iki kurucu unsurundan birisi olarak resmen belirlenmesi talepleri, bu insanları cesaretlendirmektedir. 1992 yılında zamanın Almanya Dış İşleri Bakanı Gencher ‘Biz Türkiye için Yugoslavya benzeri bir model düşünüyoruz’ derken bu günlerin projesinin o günlerden hazırlandığını göstermektedir. Zanagiller ekibinden olan bazı sözcüler de ısrarla ABD’nin yalnızca Kuzey Irak’taki Kürtler’in değil bölgede yaşayan bütün Kürtler’in müttefiki ve dostu olduğu yönündeki açıklamaları ve Avrupa’dan aldıkları destekler ile daha cüretkar, daha pervasız ve daha acımasız bir politika yürütmeye başlıyorlar. Türk Ocakları Genel Başkanı sayın Nuri Gürgür’ün ‘Türkiye’nin her şeyine ortak olduklarını ilan edenler, bunu sadece kar ve kazanım anlamında ticari ortaklık şeklinde algılıyorlar. Hem parti hem de vatandaş olarak anayasal sorumlulukları ve yükümlülükleri olduklarını düşünmek bile istemiyorlar. Milli devletin ve egemenliğin simgeleri olan Milli Marşımızı ve Bayrağımızı ısrarla reddediyorlar’ sözleri bu insanların nasıl bir sorumsuzlukla siyaset yaptıklarını açıklar niteliktedir.   

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim