• BIST 97.726
  • Altın 145,645
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0008
  • Konya 22 °C
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması

Günahın Büyük ve Küçüğüne Bakılmaz

Ramazan Altıntaş

Günahın Büyük ve Küçüğüne Bakılmaz

Kur’an’da farklı kelimelerle ifade edilen günah kavramı, Allah’a isyan etmenin genel adı olarak kullanılır.

İslam bilginleri dini metinlerden hareketle günah kavramını büyük (kebîre) ve küçük (sağîre) günah şeklinde ikiye ayırmışlardır. İslam dininin, hakkında tehdit edici bir nas, (vaîd) tahsis ettiği had ve lian gibi cezaları gerektiren suça, kebîre/büyük günah; sadece tövbe etmeyi gerektiren suça ise,  sağîre/küçük günah derler.  Meselâ, Allah'a ve Hz. Peygambere dil uzatmak (şetm), peygamberleri hafife almak, peygamberlerden herhangi birisine ve Kâbe’ye saygısızlıkta bulunmak, Kur’an’ı Kerim’i çöplüğe atmak vb. büyük günah; yalan söylemek gibi fiiller de küçük günah kapsamına girer.

Yaşadığı yüzyılda etkili bir din âlimi olan İz b. Abdüsselâm, Allah’a, peygambere ve kutsal değerlere saygısızlığın hükmünü İslamın muhkem nasları açıkça beyan etmediği için büyük günah kapsamı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini söylemektedir.

 Elbette itikâdî açıdan büyük günahların tümü küfür kapsamına girmez, şeklinde bir genel ifade kullanmak doğru değildir. Çünkü Allah’a şirk koşmak, Allah’a, Peygambere saygısızlıkta bulunmak gibi eylemler her ne kadar saygısızlığın keyfiyeti bakımından büyük günah içerisine girmiş olsalar da, bu fiilleri işleyen kimselerin küfür kapsamının dışında tutulmayacaklarına dair bir sonuca varmak her zaman mümkün olarak gözükmemektedir. Özellikle Allah ve peygamber hakkında kullanılan şetm ve seb; dil uzatmak, şahsiyet zedeleyici ve yaralayıcı asılsız tenkitlerde bulunmak manasına gelir.

 Kur’an’da Allah’a ve Hz. Peygamber’e saygısızlıkta bulunmak manasına gelen şetmetmenin açık bir tanımı ve hükmü yoksa da ma’nevî tecavüzün adı eziyet kavramıyla açıklanmıştır: “Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.”[1] Kâdî Iyaz gibi İslam bilginleri gerek Kur’an’dan zikrettiğimiz ayetlerden ve gerekse Hz. Peygamber dönemindeki uygulamalardan yola çıkarak Allah’a ve Hz. Peygamber’e dil uzatarak hafife almak ya da şahsiyeti zedeleyici tavırlar içerisine girmek manasına gelen şetmin küfür olduğunu söylemişlerdir.

İz b. Abdusselâm küçük ve büyük günah kavramını temellendirmede meseleye, mesâlih ve mefâsid açısından yaklaşıyor. Büyük günah işleyen kimsenin imanı bakımından durumu hakkında açık görüş ve hükümlerde bulunmuyor. İşlenilen günahlar sebebiyle tövbenin mükelleflere vacip bir hüküm olduğunu söylemesinden zımnen çıkan sonuç, o, kebîre işleyeni kâfir değil, günahkâr mümin kabul ediyor. Ona göre bilginler arasında büyük günah olan kimi eylemlerin, işlendiğinde İslam dininde açıkça hükmü beyan edilmediği ve daha çok icmâ ve ictihada konu olduğu için küfür olarak sayılmaması yolunda bir eğilim ağır basmaktadır.

İslam âlimlerine göre,  her türlü işlenilen günah fiili için mükelleflere tövbe gerekli olup, kim zamanını geçirirse âsi bir mümin sayılır. Tövbe, dinin her türlü haram, mekruh ve şüpheli işlerde ayrıca farz olan bir görevi terketmede gerekmektedir. Bir mü’min olarak Allah’ımızın en güzel isimleri arasında yer alan “et-Tevvâb” isminden istifade etmeliyiz. Kur’an okuduğumuzda devamlı tevbeye davet edildiğimizi görmekteyiz. Bunun anlamı, Allahu Teala bizi bağışlamak istiyor. Huzuruna tertemiz çıkmamız için uyarırlarda bulunuyor. Hatta günahlarından dolayı tevbe etmeyen kimseleri en ağır bir biçimde “zâlim” olarak nitelendiriyor.[2] Allah’tan ümit kesilmez. O’nun merhamet ve şefkati her şeyi kuşatmıştır. O halde her zaman için günah kirlerinden aklanma, formatlanma imkanı vardır. En iyi mü’min bu imkanı en kısa zamanda değerlendiren kimsedir.

 


[1] bk. el-Ahzâb 33/57. Ayrıca şu âyetlerde de bu konuya değinilmektedir. bk. el-Mâide 5/33; et-Tevbe 9/61, 65-66; el-Mücâdile 58/8.

[2] Bkz. 49/Hucurat, 11.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim