• BIST 107.196
  • Altın 151,513
  • Dolar 3,6807
  • Euro 4,3300
  • Konya 19 °C
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"

Güçlü yönetimlerin ABC’si

Ramazan Altıntaş

Eğer bir toplumun mevcut kaynakları, bütün toplum kesimleri arasında âdil ve hakkaniyet esaslarına göre bölüştürülmez de bazı toplumsal gruplar refah içinde yaşayabilecek şekilde bir pay sahibi kılınırken,  gelir dağılımındaki adaletsizlikten kaynaklanan toplumun diğer kesimleri günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak bir şekilde yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilirse, böyle bir ortamda yoksulluk, ruhi gelişmenin en büyük düşmanı olur. Bazen de bütün toplumu Allah’a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaştırarak ruhi gelişmeyi öldürücü bir materyalizmin kollarına iter. Hz. Peygamber @ şu uyarıcı sözleriyle sanırım bunu kastetmiştir:

“Fakirlik insanı küfre yaklaştıra yazdı.”

Wictor Hugo ise, “aç insan inançlarını yer” der. Bundan dolayı, mutlaka maddi ve manevi anlamda her türlü yoksullukla mücadele vermek gerekir.

İslam, paylaşma ahlakını bütün toplum kesimlerine yayıcı bir siyaset izler. Bu sebeple, hiçbir Müslüman, benim karnım tok, başkaları açlıktan ölürse ölsün bana ne! zihniyetine sahip olamaz ve olmamalıdır da.  İslam’da veren el, hep övülmüştür.

Yaşadığımız dünyada açıkça hepimiz görmekteyiz ki, ekonomik açıdan fakir ülkeler her yönüyle perişan durumdadırlar. Zengin olan ülkeler, fakir milletlerin hemen hemen bütün kurum ve hatta rejimleri üzerinde, güvenlikleri üzerinde bile söz sahibi olabiliyorlar.

Günümüzde paraya sahip olanlar siyasete, siyasete sahip olanlar dünyaya hâkim oluyorlar. Bu sebeple, milletler ekonomik kalkınmalarını sağlayamadıkları ve demokratik gelişimi güçlendirmedikleri sürece, tam bağımsızlıklarını garanti altına almaları zordur. Bunun en açık örneği, Mısır’da yaşanan darbedir.

Yardımlaşma ve dayanışma yoksul kimselerin zenginlere karşı içlerinde duyacakları kıskançlık duygusunu köreltir. Eğer imkânsızlıklar içinde çalışamayan veya hiçbir günahı olmadığı halde toplumu iyi yönetemeyen yöneticiler nedeniyle fakir düşmüş bir cemiyette borç üstüne borç yaparak hayatını sürdüren yoksul, zenginden yardım görürse, ona karşı sevgi ile bağlanır ve düşmanlık duyguları siner; onu mal sahibine düşmanlık etmek için harcanan çabalar da boşa gider. Böylece fert hiçbir yıkıcı cereyanın tesiri altında kalmadan imanını koruyabilir. Ancak refahın toplumun tüm kesimlerine adil bir şekilde yaygınlaştırılmasıyla sınıfsal çatışmaların önüne geçilebilir. Orta sınıfın var olduğu bir sosyal dokuda; huzur olur, mal ve can güvenliği  sağlanır.

Tarih, ders çıkarmasını bilenler için her zaman iyi bir laboratuardır. Bilindiği gibi Emevî yönetiminin ilk yıllarında İslam servetinde ve gelir dağılımında ortaya çıkan sosyal alandaki adaletsizlikler sebebiyle rızık ve helâl malla ilgili tartışmalar yaşanmıştır. Hatta Akâid ve Kelam kitaplarına “rızık” konusu girmiştir. “Haram rızık mıdır değil midir?” tartışmaları bunun en açık örneğidir.  Bireysel manada da olsa, bir aydın sorumluluğu taşıdığına inandığımız Gaylan ed-Dımaşkî (ö. 101/720), Emevî yöneticilerinin haksız bir şekilde halkın mallarını gasbederek adâletten ve Hz. Peygamberin yolundan uzaklaştıklarını söyleyerek sert muhalefet göstermiş ve neticede Hişam b. Abdülmelik (ö. 126/743) tarafından önce dili kesilmiş ve sonra da hayatına kastedilmiştir.

Diğer taraftan Hasan-ı Basrî Hz. leri de (ö. 110/728)  özellikle Emevî valilerinden Haccac b. Yusuf’un (ö. 95/714) icraatlarına fikrî temelde şu şekilde eleştirileri yöneltmiştir: “Onlar, dinlerini alaya aldılar. Bineklerini semizlediler. Dairelerini, evlerini genişlettiler, ama kabirlerini daralttılar. Ayrıca onlar, giysilerini yenileyip dinlerini geriye attıklarını görmüyorlar mı? Bunlardan biri sağ yanına yaslanıp başkasının malını yer. Yemeği gasptan elde edilmiştir. Hizmetlileri, karın tokluğuyla çalışan ırgatlardır.”

Netice olarak, küreselleşmenin kaçınılmaz sonucu, dünya küçüldü. Bu saatten sonra toplumları totaliter ve otoriter yöntemlerle idare etmek mümkün değildir. Sosyal medyanın güçlendiği bir çağda, aynı zamanda insan da bilgi ile aydınlanmaktadır. Her zaman açık toplum siyaseti izleyen yönetimler kazanır ve uzun ömürlü olur. Darbeciler gibi toplumu vesayet altında yönetmeye kalkan rejimlerin çağı kapanmıştır, artık. Güçlü yönetimlerin emniyet sibobu, adalet, özgürlük ve refahın tüm toplum kesimlerine yayılmasıdır. Böyle bir vasatilikten herkes kazanır.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim