• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Konya 19 °C
  • Bylock nasıl yüklenir? Kullanan anlattı:  Yanlışlıkla oldu, bilmiyordum...Yok öyle birşey!
  • Darbe sanığı erbaş, terörist başı Gülen'den şikayetçi oldu
  • İki amirali gözaltına alan İmren'den 'darbeden haberim yoktu' savunması
  • Bylock nasıl yüklenir? Kullanan anlattı:  Yanlışlıkla oldu, bilmiyordum...Yok öyle birşey!
  • Darbe sanığı erbaş, terörist başı Gülen'den şikayetçi oldu
  • İki amirali gözaltına alan İmren'den 'darbeden haberim yoktu' savunması

Gözleri nemli bir şehit babası

Fahri Kubilay

Altmış yılı geride bırakmıştı yaşlı adam.  Her canlı gibi o da ömrünün sonbaharına doğru yaklaşmış, saçları ağarmış, yüz hatlarındaki yaşlılık izleri kalıcı şekle dönüşmüş,  sakalındaki beyazlıklarla piri fani bir görüntü verirken,  güler yüzünü hiç kimseden esirgemiyordu.

 

Ömrü her insanda olduğu gibi geçim derdi, dünya telaşı, bir evlat yetiştirmenin zorluğu ile geçmişti.

Bir yiğit oğlu vardı bir zamanlar. Geçen yılların sıkıntı ve zorluğu değil de, en çok bu gonca gülünün koparılışı, oğlunu geçit vermez dağlarda şehit vermesi onu yıkmıştı. Özenle yetiştirdiği gonca gülünü koparıp almışlardı ondan.

Tek çocuklarıydı. “Onu iyi yetiştirirsek bunun sevabı bize yeter. Ya iyi yetiştiremezsek ya vatana millete hayırlı bir insan olmazsa” demişlerdi hanımı ile.

İhtiyar adam fazla bir şey verememişti oğluna. Zaten kendisi de zor, çetin yollardan geçmişti. Ama inancı adına, imanı adına oğluna az-çok bir şeyler vermeye gayret etmişti. Manevi dünyası apaydınlıktı.

Dalyan gibi, aslan gibi bir yiğit olan oğluna; “Git oğlum, git. Vazifeni yap. Vatan senden hizmet bekler” demiş ve kendi eliyle teslim etmişti oğlunu asker ocağına. Biraz buruk, biraz sevinçli, biraz da bir asker yetiştirmenin gururuyla gözleri doldu.

Ara sıra oğlunun mektupları geliyordu. Bir mektubunda esrarengiz bir hadiseyi anlatıyordu:

Acemi eğitimini bitirmiş ve dağıtımda bir sınır karakoluna verilmişti. Karakol dağın tepesinde sanki bir kartal yuvası gibiydi. İçindekileri de tabii ki kartal, aslan misali yiğitlerdi.

 

“15–20 km uzakta bir vadi varmış. Hadisenin olduğu gece, ilk gece nöbetini tutacakmış. Birden, sanki gökten vadiye yeşilli-beyazlı çok büyük bir ışığın indiğini görmüş. Ardından irili ufaklı dört ışık topu daha. Paniğe kapılmış ve bunu bir terörist saldırısı zannederek nöbetçi subayına haber vermişti. Subay dürbünüyle ışığa doğru bakmış ve “önemli değil, bu her gece olur” demişti.

Bu vadide, bir müddet önce bir sabah, bir astsubay ve üç erimiz, hainlerce pusuya düşürülüp şehit edilmişlerdi.

“Acaba ben de şehitlik makamına ulaşabilecek miyim?” diye bitirmişti mektubunu oğlu.

Bir müddet sonra oğlunun şehit olduğu, gonca gülünün koparıldığı haberiyle sarsılmıştı ihtiyar baba. Bir operasyonda şehit olmuş, cesedi bulunamamıştı. Ama yıkılmamıştı. Yıllardır emek verdiği gülünün koparılması bile, şehitlik mertebesine ulaşmış bir evlada sahip olmanın gururu ile karışıktı duyguları. Bari cesedini getirselerdi.

Namazlarını hiç ihmal etmezdi yaşlı adam. Artık emekli idi. Namazına karışamazlardı artık. Bir şehit babası olmanın sorumluluğu omuzlarındaydı. Sabah namazında bile cemaati kaçırmazdı. Her namazdan sonra oğluna bir Yasin okur evine öyle dönerdi.

Gözleri daima nemli idi.

Yine bir sabah namazı. Camide birkaç ihtiyar huşu ile namaza durmuşlardı. Bu sabah nedense gaflet ağır basmış, fakat yine de cemaate yetişmişti. Safın en sağında yer bulabilmişti, yanında sadece bir kişilik yer vardı. İmam “Şehitlere ölü demeyin, zira onlar diridirler.” âyetini okuyordu.

Birden ortalığı mis gibi bir koku kapladı. Sonra, oğlunun kokusunu duyar gibi oldu. Göz ucu ile sağına baktığında kalbi duracaktı neredeyse. Oğlu dimdik ayakta, gözleri kapalı, namaz kılıyordu. Üzerinde asker üniforması vardı.

Namazı bozup, boynuna sarılmak istedi bir an. “Oğlum!” diyerek bağrına basacaktı onu. Ama cemaatin namazını bozmamak için vaz geçti. “Selam verdikten sonra oğluma sarılırım. “diye geçirdi içinden. O güzel kokuyu hala duyuyordu.

 

Son oturuştaydılar. Birazdan Tahiyyat, Salli-Barik duaları, selam verme ve oğluna kavuşma. Düşündükçe kalbi yerinden fırlayacaktı neredeyse.

İşte, imam sağa selam vermişti bile. Önce sağa “Esselamü aleyküm verahmetullah’, sonra sola “Esselamü aleyküm verahmetullah” Bu selamlar ne kadar da uzun gelmişti ona.

 

Heyecanla başını sağ tarafa çevirdi: Oda ne! Oğlu yoktu. Hemen ayağa fırladı. Telaşla caminin dışına koştu. Oğlu yoktu. Tekrar içeri girdi. Caminin her yerine baktı. Oğlu yoktu. O mis gibi kokunun giderek azaldığını fark etti. Sonra nedense imamın namazda iken okuduğu “Şehitlere ölü demeyin, zira onlar diridirler” ayeti geldi aklına.

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim