GÖÇERLERİN İZİNDE MUT’TAN BOZYAZI’YA

Cafer Algül, sanal dünyada tanıştığım, eğitimci, yazar, iş adamı, Kayseri’li bir arkadaşım. Bir Ağrı Dağı çıkışından sonra ilk kitabını yayınlamış. Şimdi Aladağlardaki bir yörük söylencesinden yola çıkarak yeni bir kitap hazırlığında. Yörüklerle ilgimi bildiği için, yörükleri tanımak istediğini, yardımcı olup olamayacağımı, sordu.Yardımcı olabileceğimi, yörük dostlarımı onunla tanıştırabileceğimi söyledim.

Geçtiğimiz hafta cumartesi sabahı yol arkadaşı, hukukçu Mustafa Kılıçarslan ile Kayseri’den çıkıp geldiler. Sabah erkenden Mevlana civarında buluşup yola düştük. Mustafa Kılınçarslan bir ayağından engelli ama bu engeli onu iki kere Ağrı Dağına çıkmaktan alıkoyamamış.

562008_518514248247814_417097347_n.jpg

Hava soğuk olmasına rağmen yollar güzeldi, sadece Sartavul karlı ve buzluydu her kış olduğu gibi.

İlk durağımız Mut otogarı oldu. Burada yörük ozan dostum Gırbaş Osman ve eğitimci yazar arkadaşım Nihat Mustul ile buluştuk. Bir yazıhanenin önünde otururken Gırbaş Osman’ın söylediği güzelim şiirleri dinledik. Bu ara yakınımızda oturan ak sakallı biri söze karıştı, benim de şiirlerim var, diye. O söyledi, biz dinledik, gerçekten güzel şiirleri vardı ve güzel söylüyordu. Alahanlı Aşık Hulusi’ymeş adı.

Mustafa Kılıçarslan’ın Silifke’de görüşeceği kişiler varmış, onlar bizi tahtacı bir alevi köyüne götüreceklermiş. Taşucunda buluştuk o arkadaşlarla. Mersin Merdak ekibindenmiş arkadaşlar. Ayşegül Karayiğit ve iki arkadaşı yeni bir gezi rotası tesbitinden dönüyorlarmış. Birlikte Celal Üçyıldız’ın evine gittik. Celal Üçyıldız ile eşi güleryüzle karşıladılar bizi. İkisi de tahtacı alevilermiş, Celal bey müthiş bilgili, donanımlı bir insandı. Onu dinlemek gerçekten keyifliydi. Söz arasında kış olduğu için köyde kimse bulunmadığını, gitmemimizin bir yararı olmayacağını söyledi. Burada Mustafa beyin kendi hazırlayıp getirdiği sucukları yeyip çaylarımızı içtikten sonra Yeşilovacığa doğru yola düştük. Yörük dostlarımın bir kısmı o bölgede yaşıyorlarmış. O ara Merdaktan Cezmi Çöm yöreyi bilen bir arkadaşı aradı, o gideceğimiz bölgedeki yörüçklerin yerlerini biliyormuş. Yol göstermek üzere hemen geleceğini söylemiş.

img_8539.jpg

Yeşilovacığa ulaştığımızda akşam olmuştu. O fotoğraf tutkunu arkadaşımız olmasaydı yörük dostları bulmakta epey zorlanacaktık. Vardığımız oba Mustafa Öksüzoğlu’nun obasıydı. İki araba dolusu insanı görünce epey şaşırdı ama yörüklere has insan sıcaklığı ile hemen buyur etti. Eşi Emine ve üç çocuğuyla denize bakan bir noktaya kurmuşlardı çadırlarını. Naylonla kapattıkları büyükçe bir çadırda kalıyorlardı, eski çadırlarını ise mutfak gibi kullanıyorlardı. Ocağın üzerinde her zaman olduğu gibi çinko çaydanlık kaynıyordu. Çaylarımızı içtikten sonra Mersin’li arkadaşlar ayrıldılar.

Dışarda çok rüzgar vardı ve hava oldukça soğuktu. Buna rağmen Mustafa bey kendi çadırını kurmakta ısrarlıydı. Ya kara çadırda kalalım ya da Aydıncık öğretmen evine gidelim, dedim. Sonuçta kara çadırda kalmaya karar verdik. Mustafa bey ocak ve siğara dumanından rahatsız oluyordu. Ateşin tadını çıkaramadan uyumak zorunda kaldım.

img_8587.jpg

Emine çay için ateş yakmaya çadıra girdiğinde saat sabahın beşiydi. Bizlerden hiç yüksünmeden hazırlıyordu sabah kalvaltısını. Kızı Meryem’de ona yardım ediyordu. Akşam hep yanımdan kaçan Meryem’le ancak sabah anlaşmaya başlamıştık. Epeyce fotoğrafını  çektim küçük cadımın.

Yörükler derneği başkanı Halil İbrahim Yağal’da o civarda oturuyordu. Yeşilovacık’ta onların toplaştığı kahveye varınca aradım. Çıktı geldi. Çaylarımızı içip biraz sohbet ettikten sonra Bozyazı’da Kuş Ali ve diğer yörük dostları ile buluşmak umuduyla ayrıldık.

Kuş Ali’nin obasına çıkarken Bacak’lardan birinin obasına ulaştık. Küçücük iki çocuktan başka kimse yoktu çadırın yanında. Belki malın başına gitmişlerdi anne-baba.

Kuş Ali her kış Hanifeler köyü civarında kalır, yazın Taşkent yaylalarına geri döner. Onu bulabilmek için epeyce uğraştık. Kendisi malın başındaymış görüşemedik. Fatoş cadım ile annesi Hatice hanım vardı çadırda. Fatoş cadım sekizinci sınıfı bitirdikten sonra okumak istememiş. Kışlakta develeri gütmek ona düşmüş. Yanlarından ayrılırken geri dönmemem için yalvarıyordu. Gitme, birlikte deve güdelim, diyordu.

img_8621.jpg

Yeniden görüşmek umuduyla ayrıldık çadırdan.

Dönüşte Gülnar-Ermenek yolundan geldik. Sarıveliler’i geçtikten sonra karlı ve buzluydu yollar. Konya’ya ulaştığımızda gece yarısı olmuştu.

Meraklısı için not:

Bu gezide tanıştığım ve yol arkadaşlığı yaptığım Mustafa Kılıçarslan dört aylıkken çocuk felci hastalığına yakalanmış. Sağ ayağı sol ayağına göre kısa ve güçsüz. Bu nedenle ancak iki kanadiyen bastonla ayakta durabiliyor. Buna rağmen hayat dolu ve mücadeleci bir arkadaş. İki kere Ağrı Dağında zirve yapmış.

img_8674.jpg

Ondaki yaşama azmine hayran olmamak mümkün değil.

img_8723.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.