• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 1 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Global Tehdit ve İslam

Ufuk Karadavut

Globalleşme kavramı, son yıllarda herkesin yoğun olarak konuştuğu ama aslında çoğu insanın içeriğini tam olarak bilemediği bir kavram. Bazı uzmanlar buna ‘Küreselleşme’ de demektedirler. Adına her ne denirse densin, sonuçta hızlı bir değişim rüzgarının yaşandığı ve yaşatıldığı kesin. Ancak dikkatimizi çeken nokta globalleşme ya da küreselleşme çalışmalarının ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerde yoğunlaşmasıdır. İslam dünyasında son zamanlarda üst üste gerçekleşen baskı ve yıpratma çalışmalarının temel öğesi olarak İslam’ın kullanılması sonucu bu bölgelerde ve İslam inancına sahip insanlar yeni yeni bu kavramların ne anlama geldiğini ve amacının ne olduğunu sorgulamaya başladılar. Aslında bu kavramların ne tür sonuçlar getireceğini kavramak için gerekli olgunluğa pek çok acılar çekilse de yeni yeni ulaşılmaya başlandı.

Yirmibirinci yüzyılın henüz başından itibaren sanki bir yerlerde özellikle planlanmış gibi İslam dünyası bir ‘meydan okuma’ ile karşı karşıya geldi. Adeta insanlar ‘ya dünya devletinin bir parçası olarak global kültürün bir üyesi olun’ ya da ‘marjinalleşin, yoksa biz sizi zaten zaman içinde yok ederiz’ şeklinde bir baskı altında tutulmak istenmektedir.

Ancak, biraz geniş anlamda düşünürsek globalleşme konusunda farklı tepkiler bulunmaktadır. Bunun başında globalleşmenin büyük güçlerin büyük kazançlar sağladığı, insanların büyük sermaye sahiplerine hizmet etmek için boyunduruk altına alınmak istendiği bir sistem olarak görmektedirler. Yapılan uygulamalar bu görüşü destekler niteliktedir. Özellikle bazı batılı devletlerin İslam ülkelerine demokrasi getirme yada insan haklarını geliştirme adı altında yürütmüş oldukları çalışmalardaki uygulamalar insanların bu düşüncelere sahip olmalarını desteklemektedir. Bu görüşe sahip olan insanlar için fazla bir seçenek yoktur. Ya direnç göstererek Müslüman kimliklerini koruyacaklar yada entegre olarak kaybolup gideceklerdir. Bu ikisinin arasında bir yer yoktur.

Bir de bu görüşün tam tersi düşünenler vardır. Bunların görüşlerine göre globalleşme büyük bir değişim rüzgarıdır ve buna karşı koyulamaz. Herkesin buna rıza göstermesi ve kendisine çeki düzen vererek globalleşmeye karşı koyulmaması gerektiğini söylemektedirler. Bir anlamda globalleşme her ne olursa olsun kayırsız şartsız teslim olunması gerektiğini vurgulamaktadırlar. Bu tür düşünceye sahip olan gruplar karşı koymanın gereksiz olduğunu ve barış içinde yaşamak istiyorsak büyük güçlerle uzlaşmamız gerektiğini ifade etmektedirler. Ancak uzlaşmanın nasıl olacağını ve şartlarının nasıl belirleneceği konusunda ciddi bir açıklama yapamadıkları da gözlerden kaçmamaktadır.

Hangi düşüncede olunursa olunsun asıl olan konu ihmal ediliyor. Gerek globalizm kavramına karşı olun ya da taraf olun bu önemli, ancak Müslümanlar’ın günümüzdeki en önemli sıkıntıları bence tanınma meselesidir. Aslında İslam dünyası üzerinde yapılan bütün saldırılar ve planlar bu temel üzerinde inşa edilmektedir. Özellikle batılı devletler bu coğrafyadaki İslam ve Müslüman kimliğini tanımamaktadırlar. Müslümanlar için temel sorunun bu olması gerekir. Tanınmadan hiçbir eyleminiz başarıya ulaşamaz. Çünkü yaptığınız iş başından gayri meşru sayılacaktır. Tanınmak için yapılması gerekenler aslında o kadar da zor şeyler değil. İslam ülkelerinin İslam’ı bir algılama ve yaşam şekillerini yeniden gözden geçirmeleri ve gerçek anlamda Müslüman olmalarından geçmektedir.  Eğer fakirlik, yoksulluk, adaletsizlik, hırsızlık, dolandırıcılık, hukuksuzluk gibi istenmeyen özelliklere sahipseniz tanınamazsınız. Tanınsanız da farklı tanınırsınız. Çünkü saydıklarımız İslam düşüncesinin tam zıddı özellikleridir.

Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra batılı devletlerde yaşayan Müslümanlara yoğun baskılar yapılması, Müslüman ülkelere insan haklarına saygı gösterin denilerek yapılan haksız muamelelerin temeli gerçek kimliğimize sahip çıkamadığımızdandır. Şunu çok iyi belirlemek gerekiyor. Biz Müslüman mıyız yoksa değil mi? Eğer Müslüman isek yapılması gerekenlerin ne kadarını nasıl yapıyoruz? Eğer Müslüman değilsek neden müslümanmış gibi gözükmeye gayret ediyoruz? En başta kendi kimliğimizi ve kişiliğimizi tam olarak geliştirmemiz gerekiyor. Kendi kimliğimizi ve kişiliğimizi tam olarak belirleyemez isek başkalarının bizleri tanımasını nasıl bekleyebiliriz. Rahmetli Dündar Taşer’in ‘İnandığımız değerlerle arzuladığımız değerlerin zıddiyeti anarşiyi doğurur’ tespiti tam bu konuyu anlatır niteliktedir.  Globalleşme yada adı her ne olursa olsun bu tür uygulamalar her çağda olmuştur. İleriki dönemlerde de olacaktır. Bundan korkmaktan ziyade kendimize çeki düzen vererek hazır olmak gerekir. Unutmayın ‘Barışı korumak için savaşa hazır olmak gerekir.’

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim