• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Konya -6 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Genetik Değiştirme İşlemleri-3

Ufuk Karadavut

Aslında niyetim, bu hafta bir Ermeni’nin ölümü ile ülke genelinde başlatılan Türkiye ve Türklük aleyhtarı propagandalar üzerine yazmaktı. Ama bu konunun da bitirilmesi gerekiyor. Çünkü genetik değiştirme işlemleri sinsi bir çalışma ve herkesi bir Ermeni’nin öldürülmesinden dahi fazla etkileyecek. Gen aktarımı yapılan canlı türü ile sınırlı kalmamaktadır. Yapılan çalışmalar ile elde edilen canlı organizmaların yakın türler ya da komşuları ile ilişkileri sonucunda ne tür değişimler olabileceği konusu halen daha belirsiz. Daha da ilerisi, bu tür üretim yapılan alanların dışına değişik yollarla gen kaçışlarının olması nasıl engellenebilir. Örneğin, bir sivrisineğin aldığı geni başka bir canlı organizmaya vermesi nasıl engellenebilecektir. Ya da vermeyeceği nasıl teminat altına alınabilecektir. Bazı bilim adamlarına göre bu tür gen kaybı biyolojik zenginliklerin kaybolmasına dahi yol açabilecektir. Toprak mikroorganizmalarının yapıları etkilenebilmekte ve hedef olmayan bazı kuş, böcek gibi bazı canlıların bunlardan etkilenmeleri söz konusu olabilecektir.

Gen kaçışlarının insanlar üzerinde ne tür etkileri olabileceği ise henüz bilinmiyor. Bazı bilim adamları dünya için en büyük tehlikenin mutasyonlar (Kontrol edilemeyen değişimler) olduğunu ve gen transferinin bu kadar büyütülmemesi gerektiğini belirtmektedir. Mutasyonlar doğa’da kendiliğinden ve yüzlerce ve hatta binlerce yıl içerisinde oluşur. Bu süreç doğa’da halen devam etmektedir. Ama bu doğal bir süreçtir. Fakat burada şundan korkulabilir. Çevre kirliliği ve küresel ısınma gibi nedenlerde mutasyonların sayısının artması ve süresinin kısalmasıdır. Bu konuya ileride ayrıca değineceğimiz için şimdi geçiyorum. 

Gen kaçışları nasıl engellenebilir. Bunun için ne tür çalışmalar yapılıyor. Bu konuda resmi ya da özel herhangi bir çalışma var mı diye baktığınızda pek bir şey bulamıyorsunuz. Bulunanlar ise bilinenlerin ötesine geçmiyor.  Biyolojik çeşitliliğimizi sürdürebilmemiz gerekiyor. Bunun için elbirliği ederek çalışmalıyız. İnsanlığın geleceği ancak biyolojik çeşitliliğin korunması ile sağlanabilir. Aklınıza hiç gelmeyen, tahmin dahi edemediğiniz pek çok canlının insan hayatı için ne kadar önemli olduğunu onları kaybettikten sonra anlayabiliyoruz. Bunları illa ki yaşamak zorunda değiliz. Yaşanmış olaylardan ders alarak ta öğrenebiliriz.

Genetik değiştirme işlemleri gelişmiş ülkelerde yoğun olarak devam ediyor. En büyük üretici onlar ürettiklerinin bir kısmını da bizlere satıyorlar. Burada bir soru ya da işin temel açmazı geliyor. Genetik değiştirme işlemlerinin tamamına yakını gelişmiş ülkelerde yapılıyor. Bu ülkelerin yönetimleri vatandaşlarını hiç mi düşünmüyorlar. Ya da olayı biraz daha büyük boyutta düşünelim. Sanayi devriminden sonra hava kirliliğinin, sanayi yatırımlarının çevreye büyük oranda zarar verdiği biliniyordu. Biyolojik çeşitliliğe zarar vereceği kesindi. 20. yüzyılın başlangıcında dahi bilim adamları küresel ısınmadan bahsetmişler ve bunun için çalışmalar yapılmasını istemişlerdir. İnsan sağlığına ne tür etkiler yapacağı tam olarak bilinmiyordu. Bu konuda çalışmalar yalnızda gelişmekte olan ya da gelişmemiş ülkelerin çevre korumacı tedbirler almasına yönelik çalışmaların ötesine geçmemiştir. Gelişmiş ülkeler her hangi bir tedbir almamışlar ya da göstermelik tedbirlerin ötesine geçmemiştir. Mesela nükleer santraller soğutma işleminin ucuza yapılabilmesi için suya yakın yerlerde kurulmalıdır.  Yakınında bulunan sulak alanın sularını aşırı derecede ısıttığı için canlı türü bırakmıyor. Ama bugün ülkemizde nükleer santrale karşı çıkılırken, ABD enerji üretimin %60’ını nükleer santrallerden sağlıyor. Almanya, Fransa, Kanada ve İngiltere bunları izliyor. Yanı başımızda Ermenistan bile enerji ihtiyacının büyük kısmını nükleer enerjiden sağlıyor. Gen değiştirme işlemleri ile dün bitkisel tohumculuk piyasasını ele geçirmiş bulunan batılı kartel tohumculuk firmaları yerel firmaların yaşamalarına izin vermemektedir.

Peki bizler ne yapmalıyız. Bu işler sakıncalı ise herkese sakıncalı. Yalnızca gelişmekte olan ülkeler ya da geri kalmış ülkeler için değil. Bu nedenle bu tür gelişmelerden fazla da geri durmamak gerekiyor. Çünkü çevre kirliliğini de yapanlar büyük oranda batılı ülkeler, biyolojik çeşitliliği de azaltanlar onlar, gen değişimi ile elde ettikleri kaynakları bizlere satarak zenginleşende onlar. Bizler bu tür çalışmaların dışında kalarak pazar olmaya devam mı edeceğiz. Ya da diğer bir değişle kobay olmaya gönüllü mü olacağız. Yıllardan beridir bizleri geri bırakanlar ve hem kirlenmenin sebebi olan hem de sanayileşmenin kaymağını yiyenler şimdi de gen değiştirmenin kaymağını yemeye başlamışken bizler ne yapabiliriz. Sadece onlara bakarak onların oyuncağı mı olacağız. Yoksa bu alanda kendi elemanlarımızı yetiştirerek daha milli bir politika mı izleyeceğiz. Eğer bizler milli bir politika ile milli bir araştırma hareketi başlatmazsak, birileri bu boşluğu dolduracaktır. Bunların kim olduğunu da çok acı şeyleri yaşadıktan sonra öğrenebileceğiz. Bu nedenle milli bir politika ile milli bir araştırma hareketi başlatılmalıdır. Bu yapılırken para durumundan ziyade kamu yararı dikkate alınmalı ve insan en önde tutulmalıdır. Unutmamak gerekir ki, halka hizmet eden Hakka hizmet etmiştir. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim