• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 0 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

Genetik Değiştirme İşlemleri-2

Ufuk Karadavut

Genetik değiştirme işlemleri gelişmiş batı ülkeleri olma üzere bütün hızıyla devam ederken, bu işlemi yapan ülkeler farklı açıklamalar yaparak bunun gerekliliği üzerinde duruyorlar. Hatta genetiği değiştirilmiş ürünlerin bu gün yaşanan ve gelecekte genişlemesi beklenen  ağlığa çare olabileceği ifade edilmektedir. GDÜ’leri savunan görüşlerin dayandıkları en önemli noktalardan biri, dünyada giderek artan besin ihtiyacını karşılamak ve açlık sorununa çare bulmak için GDO’nun zorunlu olduğu. Genetiği değiştirilmiş organizmalar gerçekten açlığa çare olabilir mi? Aslında bu soruya cevap vermeden önce şunları açıklamakta fayda vardır. Bilim adamlarına göre; üçüncü dünya ülkelerinde görülen açlık sorununun, üretim potansiyelinin eksikliğinden değil, üretim kapasitesinin plansız kullanımından ve dağılımın adil olmayışından kaynaklanmaktadır. Uzmanlar, mevcut tarım kapasitesinin dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli olduğunu düşünmektedirler. Eğer adil dağıtım yapılırsa günümüzde yaşanan açlık sorununun olmayacağını belirtmektedirler.

Tarımsal alanlarda araştırmalar yapanlar bitkilerdeki verim ve kalite artışına yönelik olarak yoğun bir şekilde ıslah çalışmaları yapmaktadırlar. Son yıllarda gerek dünyada ve gerekse de ülkemizde çeşit geliştirme yönünde ümitvar gelişmeler yaşanmaktadır.  Bu sayede verim her geçen gün artmaktadır. FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü)’nun verilerine göre dünyadaki özellikle tahıl üretimindeki artış nüfus artışı8ndan fazla. Ancak yine belirtelim asıl sorun üretimden değil dağılımın adil olmayışından kaynaklanmaktadır.

Dikkatinizi bir Konya daha çekmek istiyorum. GDÜ’lü ürünlerin pazarda daha fazla yer edinebilmesi ve taraftar bulabilmesi için sürekli olarak açlık yaşanan ülkeler gözler önüne serilmekte ve insanlar etki altına alınmaktadırlar. Bunları görenler ise sanki başka çareleri yokmuşçasına önlerine sunulan alternatifleri kayıtsız şartsız kabul etmektedirler. Açlık sorununun yaşandığı ülkelere bakacak olursak, bu ülkelerin hemen hepsinin batılı ülkelerin eski sömürgeleri olduğunu görürüz. Bu ülkelerin tarım ekonomileri başka ülkelerin yararına kurulmuş durumda. Çoğu ülke bağımsızlıklarını kazandıktan sonra dahi, dış borç vb. ekonomik sorunlarla boğuştukları için ihracata yönelik tarım politikaları uygulamışlar. Yani halkı doyuracak besinler üretmek yerine döviz sağlayacak besinler üretilmeye çalışılmış. Açlık sorunu yaşanan birçok ülkede, eskiden besin yetiştirmek için kullanılan topraklarda kahve, pamuk, muz, kakao gibi gelişmiş ülkelere satılan ürünler yetiştiriliyor. Hatta bu ülkelerde anlaşmalar gereği (Nasıl bir anlaşma ise) kendi ihtiyacı olan ürünleri üretmelerine izin dahi verilmiyor. Örneğin, Etiyopya’da açlığın kol gezdiği dönemlerde bile kahve üretimi ve ihracatı sürdürülüyordu. Diğer taraftan, konunun bir de israf ve tüketim çılgınlığı boyutu var. ABD Tarım Bakanlığı’nın verilerine göre, ABD’liler her yıl üretilen gıdanın yüzde 25’inden fazlasını israf ediyor. Araştırmaya göre, sadece 1995 yılında çöpe atılan gıda miktarı 43 milyon ton civarında. Bir kişinin günde ortalama 1.5 kilo gıda tükettiğini varsayarsak, israf edilen gıdanın sadece yüzde 5’i bile geri kazanılsa 4 milyon insanın doyması sağlanabilir.

Tarımda modern tekniklerin, kimyasal ilaçların, hormonların vb. kullanılmaya başladığı “yeşil devrim” olarak nitelendirilen süreç de kamuoyuna dünyadaki açlığa çare bulmak şiarıyla sunulmuştu. Ancak veriler iddianın tam tersini gösteriyor: Dünya Bankası’nın 1993’te yayınladığı Dünya Kalkınma Raporu verilerine göre, 1976’da düşük gelirli olarak sınıflanan ülkelerde kişi başına düşen ortalama gelir, yüksek gelirli ülkelerdekinin yüzde 2.4’ü kadardı. 1982’de bu oran yüzde 2.3’e, 1988’de yüzde 1.9’a düştü. 1980’den 1990’a kadar, düşük ve orta gelir grubundaki ülkelerde kişi başına gayri safi milli hasıladaki büyüme, gelişmiş ülkelerdekinin yüzde 52’si kadardı.

Artan besin ihtiyacına yanıt vermek ya da açlığın hüküm sürdüğü yerlere yiyecek götürebilmek için GDÜ’lere ihtiyacımızın olmadığı açıkça ortada. Dünyadaki açlığın nedeni yeterli besin olmaması değil, besinin adil dağılmaması ve plansız tarım politikaları. Üçüncü dünya ülkelerinin tarım politikalarıyla ilgili zaten yeteri kadar derdi varken, bu ülkelerin tarımına bir de GDÜ üreticisi çok uluslu şirketlerin sokulmaya çalışılmasının pek de iyi niyetle ilgisi olmasa gerek.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim