• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • Konya -4 °C
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi

Genetik Değiştirme İşlemleri-1

Ufuk Karadavut

Genetiği değiştirilmiş organizmalar olarak yaygın kullanımı olan genetik değiştirme işlemleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak, halk arasında kulaktan dolma bazen doğru ama çoğu zaman yanlış bilgilere sahip olunmaktadır. Biyoteknoloji olarak adlandırılan bilim dalının temel konularından birisi olan genlerle oynama, ekolojik, dönemsel ya da diğer konular bakımından herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın ve herhangi bir sorun yaratmaksızın gelişen kurtarıcı bir üretim şekli olarak algılandı. Bir canlıya bir ya da birden fazla genin aktarılmasıyla yada eklenmesiyle yeni canlılar elde edilmektedir. Bu canlılar bazı karakterler bakımından benzerlerinden ya da doğal olanlardan üstün özelliklere sahip olabilmektedir. Elde edilen bu ürüne ‘genetiği değiştirilmiş ürün (transgenik organizma)’ denilmektedir.

Gen aktarımı ile elde edilen ürünlerin dünya genelindeki yayılım ve kullanım durumları ne boyutlarda diye aklınıza bir soru gelecek olursa hemen cevaplayayım. Dünya genelinde 1996 yılında GDÜ (Genetiği Değiştirilmiş Ürün)’lerin kültüre alındığı alan 1.7 milyon hektar iken, 2001 yılında 53 milyon hektar, günümüzde ise 65 milyon hektara çıktığı tahmin edilmektedir. Bu ürünleri yetiştirenlerin başında yüzde 68’lik bir oranla ABD gelirken, bu ülkeyi Arjantin, Kanada ve Çin izlemektedir. GDÜ olarak yetiştirilen ürünlerin başında Soya fasulyesi (%65) gelirken, bunu mısır (yüzde 20) ve pamuk (yüzde 15) izlemektedir. Bunun dışında bazı bitkilerinde yetiştirildiği, ancak bunların miktarlarının şimdilik kaydıyla az olduğu bilinmektedir.

Tarım alanında yoğun kullanım alanı bulan GDÜ’ler üzerinde gen aktarımı işlemleri aralıksız devam ediyor. Özellikle mısır, pamuk ve patates gibi bitkilerde yoğunlaşmış durumda. Elbette bu çalışmalar yapılırken amaç, hastalıklara ve zararlılara dayanıklılığı artırmak, bitkiye verilen yabancı ot ilaçlarından en az etkilenmesini sağlamak, daha kaliteli (besin maddesi içeriği bakımından) ürünler elde etmek, depolama süresince bozulmadan kalabilmesini sağlamak, uzak yerlere taşınan ürünlerde görülen bozulmaların önüne geçebilmek, raf ömrünü uzatmak, yağlık bitkilerde yağ miktarı ve kalitesini artırmak, hayvanlarda et ve süt miktarı ve kalitesini artırmak, hayvanlardan elde edilen sütlerden yapılan peynir başta olan üzere süt ürünlerinin daha kaliteli olmasını sağlamak, bazı balık türlerinde büyümenin hızlandırılması ve olumsuz koşullara dayanıklılığın artırılması ya da tüketicilerin özel isteklerinin karşılanması gibi pek çok sebepten ötürü bu işlemler yapılmaktadır.

İlk bakışta bu kadar iyi özelliklere sahip olan ve insanlığın faydasınaymış gibi gözüken GDÜ’ler için neden tepki gösterilir ve neden bu kadar korkulur. Gelecekte yaşanabilecek olan açlık, kıtlık ya da benzeri afetlere karşı en büyük kurtarıcı gibi gösterilen bu çalışmalardan neden korkulur. Tepki gösterenlerin çoğu bunu tam olarak bilemiyorlar. Ama hemen söyleyeyim. İnsanlar GDÜ’lerin sentetik birer ürün olduğunu iyi bilmelidirler. Doğal hiçbir tarafı yoktur. Laboratuar koşullarında üretilmektedirler. Daha önemlisi bu ürünlerin insan vücuduna ya da çevreye yapabileceği zararlar konusunda hiç kimsenin en ufak bir bilgisi dahi bulunmamaktadır. İnsanları rahatlatmaya yönelik olarak bazı açıklamalar yapılsa da bunların gerçeklik payı bana göre yoktur. Çünkü açıklamaları yapanlara dikkatle bakarsanız GDÜ üreten firmaların yetkilileri ya da o firmalarla organik bağı olan kişilerdir. Bu nedenle inandırıcı hiçbir tarafı bulunmamaktadır.

Elde edilen ürünler bakımından baktığınızda çok cazip ve oldukça güzel ürünler olduklarını görebilirsiniz. Dışardan bakıldığında harika bir meyve ya da sebze görebilirsiniz ama içini göremezsiniz. Mesela demir ve A vitaminin yüksek çeltik üretimi çalışmaları sürüyor. Yada domates ve çilek gibi ürünlerde hem aromanın artırılması hem de raf ömürlerinin uzatılması çalışmaları devam etmektedir. Bunun için gen aktarımı çalışmaları sürüyor. Bazı olumlu sayılabilecek sonuçlar da elde edilmiş durumdadır. Ancak, elde edilen ürün ya da ürünlerin insan vücuduna nasıl etki yapacağı henüz tahmin edilemiyor. Domatesin raf ömrünü uzatmak için ya da çileğin aromasını güzelleştirmek için ne tür faydalardan ya da doğallıklarda vazgeçiyoruz bunu bilemiyoruz. Evet domatesin raf ömrü uzuyor ama eklenen ya da aktarılan genin domatesteki diğer karakterleri nasıl etkilediği henüz bilinemiyor. Olumlu yönde etkilediğini belirten herhangi bir bulguya da rastlanmış değil. Daha ilginç olanı, bitkiler yetiştirildikleri toprakla sıkı bir ilişki içindedirler. Kendilerine özgü salgılar salgılayarak topraktan en iyi şekilde yararlanırlar ve toprağı kolay kolay yıpratmazlar. Aynı şekilde bu ürünlerin toprak için ne tür olumlu ya da olumsuz etki yapabileceği tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle mümkün olduğunca GDÜ’lerden uzak durmak bizim ve çevremiz için sağlıklı bir karar olacaktır.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim