Geleceğe atılan birliktelik imzası

Herhalde kırk yıl önce, Hollanda’ya çalışmaya gelen işçi çocuklarının gün gelip Amsterdam’da uluslararası bir sempozyum organize edecekleri kimsenin aklına gelmezdi. Hem de Avrupa’nın değişik yerlerinden bir araya gelen ve geleceğe dair sözleşmeler yapan bir kuşağın olacağını 1960’ların ortalarında söylesiniz, size gülerlerdi. Tarih nelere şahit olmuyor ki. Ford Fabrikası’ndan, NDSM’den, sokak temizliğinden lüks hotellerin salonlarına geçişin tarihsel izahı nedir acaba? Biz bu sorunun cevabını sosyologlara bırakalım ve konumuza dönelim isterseniz. Neden mi bahsediyoruz? Amsterdam’da organize edilen V. Avrupa Türkçe Süreli Yayınlar Sempozyumu’ndan…Evet, On Eylül İkibinbeş tarihinde Hollanda’nın Amsterdam kentinde tarihi bir güne daha şahit olduk. Türkiye dışında onaltı ülkede Türkçe yayın yapan yazar ve editörler, sivil toplum örgütü temsilcileri beşinci defa Hollanda’da bir araya geldiler. Hem de bu bi raraya geliş sadece birbirlerini tanımak değildi. Bunun da ötesinde tüm dünyayı ilgilendiren, insanlık gündeminde olan konuları kendi aralarında tartıştılar. Global değerlerin insanlık gündemine daha iyi yerleşmesi için kafa yordular. Sempozyumda neler konuşulduğu elbette önemlidir. Ancak sempozyumda oluşturulan sinerji, Türkiye dışında oluşan ağ, ortak çalışma, birlikte onyıllara uzanacak, sürdürülebilir projelere, yani geleceğe imza atmak bir o kadar daha önemlidir. Beni esas sempozyumun bu fazla görünmeyen, ilk bakışta pek dikkat çekmeyen metafizik, soyut yönü daha çok ilgilendiriyor. Her şeyden önce, geçmişte farklı siyasi kulvarlarda koşmuş pek çok düşünür ve yazar bu sempozyumda, geçmişlerine bakmadan ortak sorunlar etrafında biraraya gelmişler, tanışmışlar, tartışmışlar ve uygulamak için kararlar almışlar. Bu birliktelik ve ortak eylem düşüncesi bir taraftan Türkiye dışında yaşayan aydınların bireyselleştiğini gösterirken, geleceğe yönelik yeni oluşumların da habercisi ve başlangıcı olarak yorumlanabilir. Zira Fransa’dan gelen sempozyum delegesiyle, Kosova’dan gelen sempozyum delegesinin siyasi geçmişleri oldukça farklı. Ancak sempozyum süresince ne güzel ve hoş anlaşıyorlar. Sanki geçmiş yıllarda kendilerinin de farkında olmadan ayrı kamplarda yer aldıkları, hatta birbirlerine buğz ettikleri zamanı sorgularcasına bir kaynaşmayla… Ayrı ülkelerden örnek vermeye ne gerek var? Hollanda’dan sempozyuma katılanlar arasında da aynı sevinci görmemiz mümkündü. Sanki bireyler neden yıllardır ayrı kaldık, küs kadık, konuşamadık diye birbirlerine sorarcasına bir kaynaşmanın içindeydiler. Ve bundan herkes zevk alıyordu. Konuşacak, dertleşecek o kadar çok meseleleri vardı ki, bir günlük sempozyum yetmiyordu bu birlikteliklere…İsrail’den gelen delegenin de, İngiltere’den gelen delegenin de ve tabii ki herkesin de ortak derdi, gelmiş oldukları ülkelerde Türkçe’nin yaşatılmasıydı âdeta. Her tarafta Türkçe’nin öğretilmesinin önünde çok çeşitli sebepler bulunuyordu. Hepsi bu işe gönül vermişlerdi. Türkçe mutlaka gelecek nesillere aktarılmalıydı. Bu işte şüphesiz süreli Türkçe yayınlara önemli görev düşüyordu. Ancak ailelerde, velilerde Türkçe’nin çocuklara öğretilmesinde vazgeçilmezlerdendi. Zira dil, ana dil; su gibi, ekmek gibi çocuklarımızın ihtiyacıydı. Âdeta varolma ,yokolma mücadelemizdir Türkçe… İşte sempozyuma katılan tüm delegeler bu bilinç ve duyarlılık içindeydiler.Aralarında öyle bir sevgi bağı oluşmuştu ki, kimi delegeler Müslüman, kimi delegeler Hıristiyan kimi delegeler Musevi kimi delegeler de Nihilist’ti… Sanki Avrupa Türkçe Süreli Yayınlar Sempozyumu bir dinlerarası, hayat-yaşam biçimlerarası bir diyaloga dönüşmüştü. Kimse kimsenin dünya görüşüne karışmıyordu. Birbirlerine tahammül ve anlayışla davranıyorlardı. Aynı otel odalarını paylaşıyorlar, yemekte şakalaşıyorlar, fikir alışverişi yapıyorlardı. Âdeta farklılıklar bu sempozyum delegeleri için bir zenginlikti…Hep birlikte tesbit etmiş oldukları gündemdeki konulara etrafında tartışıyorlar ve gelecek bir yılda hangi etkinlikleri gerçekleştirebiliriz sorusuna cevaplar arıyorlar ve almış oldukları kararları uygulamak için gayret sarfediyorlardı. Ortak oluşturulan sinerji farklı ülkelerden gelen delegelere adeta bir doping oluşturuyor ve aşkla ülkelerine dönüyorlardı. Son yapılan sempozyumda, BM’nin Milenyum Gelişim Hedefleri’ni tartışmışlar ve bu hedeflerin bazılarını yoksul ülkelerde kendi çaplarında gerçekleştirmek üzere karar aldılar. Mesela bunlardan bir tanesi oldukça ilginçtir. Irak’ta okula devam etmeyen çocuk sayısı oldukça kabarık. Irak delegesinin teklifiyle Irak’ta çocukların okullara gönderilmesi için velilere yönelik bilinçlendirme etkinlikleri yapılacak. Böylece kendi çaplarında insanlığın gündemini oluşturan global sorunlara katkıda bulunacaklar. İşte bu sinerjiyi yakından gören, sempozyumun önemine yürekten inanan Devlet Bakanımız Mehmet Aydın, sempozyumun ilk bölümünü dikkatlice izlemiş ve yapmış olduğu konuşmayla sempozyum tartışmalarına katkıda bulunmuştur. Aynı şekilde Lahey Büyükelçimiz de delegeleri motife ederek desteklemiştir. Netice olarak söylenebilirki, On Eylül Ikibinbeş’te Amsterdam’da yapılan sempozyum ve sempozyum delegelerinin ortaklaşa verdikleri isabetli kararları geleçcğe atılan tarihi bir imza mahiyetindedir. Bu heyecan ve sinerji mutlaka sürdürülmelidir…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.