• BIST 89.844
  • Altın 145,078
  • Dolar 3,6250
  • Euro 3,9071
  • Konya 5 °C
  • İsmailağa Cemaati referandum kararını açıkladı
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı
  • İsmailağa Cemaati referandum kararını açıkladı
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı

FONKSİYONEL İMAN

Ramazan Altıntaş
Günümüzde Müslümanların en büyük sorunlarının/handikaplarının başında “ahlâk” problemi gelmektedir. Maalesef bu hastalık toplumumuzun bütün kesimlerine sirâyet etmiş durumdadır. Ticarî ilişkilerden tutun da sosyal hayatın değişik bölümlerine varıncaya kadar insanlar birbirlerini ahlâkî bulmadıkları söz, tavır ve davranışlar yönüyle kıyasıya eleştiriye tabi tutmaktadırlar. İşte ben bu makalemde iman-ahlak üzerinde duracağım. Çünkü, İslam’ın en büyük amacı, ahlaklı bir toplum yetiştirmektir. İslam’a göre ahlak kelimesi, karakterin sağlamlaştırılmasını, büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı şefkat ve merhametin yerleştirilmesini amaçlayan bir anlam bütünlüğüne sahiptir. Bunun içerisine yaşadığımız doğal çevreyi koruma ve kirletmeme faktörü girdiği gibi bütün canlı varlıklara karşı merhametli olma duygusu da girer. Bizim düşüncemizde: “Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş, bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltmiş gibi olur” (Maide, 35) inancı yer alır. Nisa Suresi’nin 93. Âyetinde haksız yere bir cana kıymanın cezası, ebedi olarak cehennemde kalış olarak anlatılır. Bütün bu âyetler insana verilen değerin ne büyük anlamlar ifade ettiğini anlatır bize. İslam’da ahlak, dünyevî müeyyidelerle yüklü olan rasyonel hukuk öğretisinden önce gelir. Ayrıca bir başka açıdan ahlak, Müslüman’ın zihniyet dünyasında akıl ve din tarafından övülen davranışları yapmak; akıl ve din tarafından yerilen davranışları yapmamak gibi alışkanlıkları kazanmak demektir. Bunu inanan insanda sağlayacak olan iman bilincidir. Ahlaklı insan dediğimizde Allah’a, peygambere, anne ve babaya, çevreye, içinde yaşadığı toplumuna ve milletinin değerlerine karşı bir birey olarak sorumluluklarını yerine getiren insan akla gelir. Elbette insanın doğasında hayra eğilimli olan duygular olduğu gibi, kötülüğe eğilimli olan duygular da vardır. İşte İslam ahlakının amacı, insanın tabiatında/yaratılışında bulunan hayra/iyiliklere yönelik eğilimleri güçlendirerek itiyad haline getirmek; kötü eğilimleri ise, terbiye sürecinden geçirerek zararsız hale getirmektir.İman, Allah tarafından gönderilen ilahî mesajı gönlüyle tasdik etmek anlamına gelir. Dolayısıyla iman bir gönül işidir, vicdan işidir. Ameli olmayan kimse, dinden çıkmış sayılmaz. Ama ameli hayat, imanın korunması için bir destektir. Diğer taraftan gönüllere hükmeden ve onda olanı bilen ancak Allah’tır. Bizim açımızdan, diliyle Müslüman olduğunu itiraf eden kimsenin imanındaki samimiyetinin ölçüsünü, cismani bir âletle ölçmek mümkün değildir. İnsanın imanını ölçmede tek bir yöntem kalıyor. O da görülür bir düzeyde yansıyan güzel ahlak adı verilen davranışlardır. Sahabe imanı tanımlarken, hiçbir zaman tekfirci kuramın öncüsü “hariciliğin” mantığıyla imanı tanımlamamışlardır.Söz ve davranış birliğine dayalı güzel ahlak, imanın en açık göstergesidir. Kur’an müminden fonksiyonel bir imana sahip olmasını ister; işlevi olmayan, ateşi alınmış, ruhsuz ve âtıl, iyiye ve güzele sevk etmeyen imanı değil. İmanın insanlara yararlı bir meyvesi gerekir. Bu yararlı meyveler insanın özünde, sözünde ve davranışlarında ön plana çıkmalıdır. Elbette kavak da bir ağaçtır, elma da bir ağaçtır. Ama elma ağacını kavakta ayıran vasıf, bir de bu ağacın insanlara besin açısından faydalanmada bir meyvesinin olmasıdır. Dolayısıyla ideal Müslüman meyveli bir ağaç gibi olmalıdır. İman kökse, yalan söylememek, gıybet etmemek, içki içmemek, hırsızlık yapmamak, kul haklarına tecavüz etmemek, hak-hukuk tanımak gibi güzel davranışlar; namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve her türlü yardımlaşmaya katkıda bulunmak da bu iman ağacının meyveleri konumundadır.Kur’an, bir ahlaki ilkeler mecmuasıdır. Peygamberler de bu ahlaki ilkeleri yaşamada model oluşturmuş kâmil ve salih insanların zirvesidir. İnsanlar bu iki rehberiyetten yararlanmasını bilmelidirler. Teorik ahlakın bilgisini Kur’an’dan; pratik ahlakın örnekliğini de peygamberden alarak yaşarsa, İslam’ın öngördüğü Müslüman prototipine ulaşabiliriz.Kur’an ilkeler bazında bize birçok güzel ahlak örneklikleri sunar. Meselâ, bunlardan birisi, doğruluktur. Yani, sıddîkiyet.. Kur’an sadık/doğru insanın tanımını da yapar. Bunu, doğru insanda bulunması gereken nitelikleri ve güzellikleri sayarak yapar. Kur’an’ın öngördüğü doğru insan, yaptığı bütün işlerde Allah’la beraber olan insan; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere inanan, bunu sadece teorik iman seviyesinde bırakmadan fonksiyonel bir imanın göstergelerini sunmak adına, imkan ölçüsünde akrabalarına, toplumun zayıf bırakılmış kesimi olan yetimlere, düşkünlere, yolculara, insan hak ve hürriyetleri elinden alınmış mülteci konumuna düşmüş insanlara maddi ve manevi imkanlar sağlayan; namaz kılan, zekat veren, sözleştiği zaman sözünde duran, zorda, darda ve savaş, deprem gibi şartların önüne çıkardığı zamanlarda sabreden, isyan etmeyen şeklinde tanımlar. (Bakara, 177). İşte doğru insan dediğimiz zaman iman-ahlak bütünlüğünü sağlamış, bunu gündelik hayatında her türlü tezahürleriyle kanıtlayan olgun, mükemmel insan akla gelir.Kur’an müminlerden kendilerine söz veya eşya türünden bir şey olsun ‘emanet’ edildiği zaman o emanete ihanet etmemelerini ister. Diğer taraftan emanet o kadar geniş bir anlam alanına sahiptir ki, müminin sorumluluk alanına giren her şey bir emanettir. Allah’a karşı dini sorumluluklarımız bir emanettir, helalinden kazanmak bir emanettir, çocuklarımız bir emanettir, içinde yaşadığımız coğrafya bir emanettir, bedenimiz bir emanettir, ilmimiz, irfanımız bir emanettir. Emanetleri, layık oldukları şekilde tasarruf yetkisine sahibiz. İmanlı kişi, insanların güvenini kaybedecek her türlü tutum ve davranışlardan uzak durmalıdır. Hz. Peygamberin hadislerinde “emanetlere ihanet etmemek” imanın alâmeti, müminlik şiarı olarak anılmıştır.Yine Kur’an, hayatın her alanında “adalet”ten ayrılmamayı öğütler. Adalet, her türlü haksızlığın zıddı olup, her hak sahibine hakkını vermek, demektir. Çünkü, pragmatist bir faydacılık düşüncesi karşısında doğruluktan ve haktan sapmak, bireysel ve toplumsal düzeni bozar. Kur’anın adlandırmasıyla, adaletsizlik toplumsal hayatı bozan bir fesad girişimidir. Bu sebeple Koçu Bey meşhur Risâlesi’nde; “toplumlar küfürle ayakta durur ama, zulümle/haksızlıkla ayakta durmaz” tespitinde bulunmuştur. Kur’an adalet kavramı üzerinde o kadar hassasiyet göstermiştir ki, insanlara tavsiyesinde,” kafirlere karşı olan öcünüz, kininiz bile sizi adaletten alıkoymasın” buyurmuştur. (Maide, 5/8). Ayrıca Kur’an, şahitlik ve anlaşmazlıkların çözümünde adaleti gözetmemizi ister. Taraflardan birinin fakir veya zengin olması, akraba veya arkadaş olması hâkimin hükmünü etkileyici bir etken olmamalıdır. (Nisa, 153) Hz. Peygamber Efendimiz, adaletli bir yöneticinin kıyamet gününde Allah’ın özel konuğu olarak muamele göreceğini belirtir. Ayrıca, çocuklarımız arasında kız ve erkek ayrımı yapmadan sevgi de bile olsa adaletten ayrılmamamız gerektiğini emretmektedir.Maalesef günümüzde savrulan/buharlaşan değerlerimizden bir diğeri de “ahde vef┠ahlakıdır. Evvelâ insanın yaratıcısı olan Allah’a karşı sorumlu olması gerekir. Çünkü, Allah’a karşı vefalı olmayan kimse, ne işine, ne eşine, ne arkadaşına, ne dostuna, ne akrabasına, ne çevresine ve ne de milletine/ toplumuna karşı vefalı olur!. Acaba ahde vefa imtihanında başarılı mıyız? Ahde vefa, imanın bir göstergesi, alâmet-i farikasıdır.Sonuç olarak, insanın sadece Allah’ın varlığına, birliğine iman etmesi yeterli değildir. Allah’ın yaratıcılığına iman etmekle birlikte, samimi bir Müslüman olduğumuzun kanıtı olarak, söz ve davranış planında bu imanımızın bir yansıması olarak davranışlarımızda güzel ahlakı temsil etmemiz gerekiyor. İmanımız, akla ve İslam dinine uygun düşmeyen kötülükler karşısında bile bir vatandaş olarak sorumluluk alanlarımızda tepkide bulunmayı emreder. Meselâ, çevre bilinci açısından yolda Müslümanlara bir zarar verecek engel veya hoşa gitmeyen bir şey görüldüğü zaman onun kaldırılmasını veya kaldıranlara yardımcı olunmasını imanın bir gereği olarak görür. Öyleyse, hayatımızın her alanında fonksiyonel imanı hâkim kılmanın iyi niyet ve uygulamasını davranış planında gösterelim. Allah’ın yaratıklarına karşı merhametle olalım. Bizden sonraki nesillere güzel ahlaktan daha iyi bir hediye bırakmamın sancısını duyalım.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
elçin demir
19 Şubat 2008 Salı 16:24
çok uzun
ya bu bilgi çok uzun az kısaltırmısınız lütfen
78.162.9.155
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim