• BIST 94.213
  • Altın 144,563
  • Dolar 3,5456
  • Euro 3,8765
  • Konya 21 °C
  • Son teknoloji Türk savunma sistemleri
  • ABD'deki FETÖ kampında "anormal" gelir artışı
  • TEOG sonuçları açıklandı
  • Son teknoloji Türk savunma sistemleri
  • ABD'deki FETÖ kampında "anormal" gelir artışı
  • TEOG sonuçları açıklandı

Fîhi Mâfih

Murat Kayacan

Dün mutasavvıf, şair Mevlana Celâleddin-i Rumî’nin vefat (17 Aralık 1273) yıldönümüydü. Bu vesileyle;  Farsça’dan Türkçe’ye (Bu da Anadolu topraklarında “Türk büyüğü” olarak lanse edilen ama gerçekte, Afganistanlı olan müteveffa bir zat için ilginç bir durum!) çevrilen,  Rûmî’nin sarf ettiği sözleri içeren ve Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları’nın neşrettiği Fihi Mâfih adlı eserin (İstanbul, 1990) ilk bölümünün sayfaları arasında gezindim. Kitabın önsözünde, kitapta mevcut sözleri Rûmî’nin oğlu Sultan Veled’in ya da müritlerinden birinin kayda geçirdiği rivayet edilmekte. Eser, Rûmî’nin umumi olarak tasavvufi düşüncelerini, şiir anlayışını, devrinin birçok dinî, felsefî, ahlakî akidelerini, önemli olaylarını ve o dönemdeki çevresini yansıtması açısından önemli.

Kitapta Hz. Muhammed (s)’den nakledilen bir habere göndermede bulunularak Hz. Peygamber (s)’in şöyle bir maksadı güttüğü ifade edilmekte: “Rabbim! Gerçekte çirkin olanı güzel, güzel olanı ise çirkin gösteriyorsun. Bize her şeyi olduğu gibi göster ki, tuzağa düşmeyelim ve her zaman yolumuzu kaybetmeyelim” (s. 11). Bu açıklamayı “Allah’ın şeytana izin vermesi sonucu ortaya çıkan bir durum” olarak anlamak gerek. Yoksa haşa Allah güzel olanı çirkin göstermez. Gösterir dersek, helaller ve haramlardan şüphelenmemiz gerekir ki bu mümin bir kimsenin yapacağı bir şey değildir.

Kitapta insanı insan yapan doğruyu yanlıştan ayırt edebilme yetisine bir vurgu, bedensel arzularını doyurmayı hayatın hedefi haline getirmeye de eleştiri söz konusu: “Görmüyor musun ki, delinin eli, ayağı var fakat ayırtı (furkan) yoktur. Ayırt, sende bulunan latif bir manadır ve sen gece gündüz o ayırttan mahrum olan şeyi, beslemeye uğraşıyorsun” (s. 14).

İktidara yakın olmanın tehlikelerine de şu cümlelerle işaret edilmekte: “Padişahların nefisleri, kuvvetlenip bir ejderha gibi olur. Onlarla konuşup, onların dostluğunu iddia ve mallarını kabul eden kimse mutlaka onların keyfine göre konuşur. İşte bu yüzden de her zaman bir tehlike mevcuttur. Çünkü onların tarafını yaparak, asıl olan diğer tarafı sana yabancı bırakmanın dine zararı vardır. Sen o tarafa doğru gittikçe, aziz olan bu taraf senden yüz çevirir ve sen dünya ehli ile ne kadar uzlaşırsan o da sana o kadar kızar” (s. 15-16). İnsanların sorgusuz sualsiz itaati, iktidar sahiplerinin hoşuna da gitse onları geliştirici bir etkisi yoktur. Tersine etraflarındaki “onaylayıcıların” onaylama cümleleri onlara “doğru yolda olduklarını” düşündürür. Dindar insan bâtıl konusundaki muhalif tavrını elden bırakırsa balığın hem başı hem bedeni kokar.

Öte yandan eserde Moğollar ile iyi ilişkilere sahip ancak dinî duygularını da koruyan bir kimse ile (muhtemelen) Rûmî arasında geçen bir diyaloga da yer verilmekte: “Gece, gündüz kalbim ve canım sizin yanınızda, hizmetinizde fakat Moğolların işinden ve meşgalesinden dolayı ziyaretinize gelemiyorum.” dedi. O (kastedilen Rûmî olmalı) da: “Bu işler de Hakk işidir çünkü bunlar, Müslümanlığın güvenini temin ediyor. Siz onların gönüllerini rahat ettirmek ve birkaç Müslümanın huzur ve güven içinde ibadetle, taatle meşgul olabilmeleri için, kendinizi malınızla, canınızla feda ettiniz. Bu da hayırlı bir iştir. Ulu Tanrı size böyle hayırlı bir iş yapmak arzusunu vermiştir. Bu işe karşı ilginizin artması, Tanrı’nın size olan inayetinin bir delilidir. Bu arzunuz zayıflayacak veya eksilecek olursa, bu da Tanrı’nın inayetinden mahrum kalacağınıza bir işaret demektir.”

Son iki nakilden anlaşıldığı kadarıyla kitapta iktidara yaranmak amaçlı yöneliş tenkit edilirken, Müslümanlara alan açma ihtimaline kapı aralamak niyetli çabalar, kınanma konusu edilmemekte. Bu yönüyle ikinci nakildeki yaklaşım ile; mehdiliğine inanmadığı halde “Sudan’da kendini mehdi ilan eden ve İngiliz işgaline karşı direnen kişinin hareketine” yazılarıyla destek veren Cemaleddin Afgani’nin, Mısır prensesi Nazlı ile görüşen Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’nın yaklaşımı paralel görünmektedir. Eserdeki bu bakış açısı hiç de fena değil.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
nurüddün
01 Temmuz 2009 Çarşamba 19:33
nuruddün'ün yorumu
sayın kardeşim yazdıklarına bakılırsa senin biraz benim yorumlarıma ihtiyacın olduğunu esefle görmekteyim. zaman zaman sana yazdığım yorumlar biraz da olsa senin dar pencereni aydınlatmak için yeteceği düşüncesine sahibim.fakat sadece sana yapacağım yorumları değil diğer yazarlara yapacağım yorumları da iyi takip etmelisin. öncelikle Mevlana hususunda senin fazla bilgin olmadığını görmekteyim. tabi kolay değil karşısında insan bir devi görünce kolay kavrayamıyor. önce sen devi görmeye bak ve yorumlarımı takip et
88.254.25.163
gamze baran
31 Aralık 2008 Çarşamba 19:15
bence her zmn her yerde 100.yıl ahmet haşhaş 1.
gerçekten çookk ğüzel
78.167.124.52
A. Göktürk
23 Aralık 2008 Salı 23:10
Mevlana Türk Büyüğü Değilmiş...
Sayın dostum, biraz tarih oku sonra yaz. TÜRK lerin aslı Anadoluya nerden geldi? Ayrıca bir insanın memleketi bir insanın etnik yapısını göstermeye yeter mi? Şimdi diyeceksin ki: "Mevlana farsça yazmış" Ulu Türk Hakanı Yavuz'da Farsça divan yazmış. Anadolu Selçuklu sarayında da bir moda olarak Farsça konuşuluyordu.(şu an suud sarayında ingilizce konuşulması gibi) Efendim Orhun Abideleri'nin bir yüzü Çince'dir. Göktürklerin yaşadığı yer ve Orhun Abidelerinin olduğu yer Moğolistan. Ozamada bu tutarsız kısır mantıkla dersiniz ki: "Göktürkler Çin'dir. Göktürkler Moğoldur." Türklerin hiç gidip devlet kurmadığı yer var mı ki? Türklerin etkin olmadığı bir devir var mı ki? Branşınız nedir bilmiyorum. Ancak okuyucuları yanlış bilgilendirilmemesi adına yazdım. Yokdsa hiç ciddiye alınmayacak ilköğretim 3. sınıf mantığı ile yazılmış bir yazı. Ayrıca biraz TÜRK TARİHİ BİRAZ TÜRK EDEBİYATI okuyarak anlayış yanlış kavarayışınızı giderebilirsiniz. Eminim Türkçeyle ilgili ciddi kavrayış probleminiz var.
88.254.25.82
Merve Karahan
21 Aralık 2008 Pazar 18:37
süperrrrrrr
teşekkürler çok güzel
88.231.247.55
Murat Özçelik
18 Aralık 2008 Perşembe 16:04
Gerçekten Güzel...
Bizi biligilendirdiğiniz için teşekkürler...
85.110.83.150
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim