• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Konya 26 °C
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası

FETÖ, PKK/PYD ve Suriye İlişkisi

Derviş Argun

2012 Mart ayından bu yana Suriye yangın yerine döndü. Hiç şüphesiz bunun baş müsebbibi ABD’dir. Yüz binlerce masumun ölümüne, milyonlarca insanın da yer değiştirmesine sebep oldu.  Avrupa’ya ulaşabilmek için Akdeniz’e gömülen cansız bedenleri söylemeye bile gerek yok.

Neredeyse beş yıldır Suriye’de olağanüstü bir dram yaşanıyor ve bu drama tüm dünya ABD’nin yalanları üzerinden eşlik ediyor. Ne İran’ın devlet olarak yürüttüğü çizgi ne de kimi İslamcı örgütlerin takip ettiği yol, ne Suriye’yi ne de halkını merkeze oturtan bir düzlemde değildi. Hem Suriye’ye sokulan Lübnan Hizbullah’ı hem de onun karşısında konumlandırılmış ve konuşlandırılmış güya Sünni örgütler, kendi hesaplarını Suriye halkının acısı üzerinden görmeye çalıştılar. 2016 yılı Ağustos sonu itibariyle görüyoruz ki bu savaş,  bir ABD tahterevallisidir. Bir iniyoruz, bir çıkıyoruz. Ne havada durmamıza ne de yere inmemize izin veriyorlar.

Açık söylemek gerekirse Suriye sorununa müdahil olmuş, içerisinde körfez ülkelerinin de bulunduğu Türkiye dışındaki tüm ülkeler,  kendi ajandaları hesabına çalıştılar.  Körfez ülkeleri, İran üzerinden Şia ile hesaplaşmaya çalışırken, ABD ve batı, PKK’nın Suriye kolu PYD’ye türedi bir Kürt devleti üretme telaşına girdi. İşin kötüsü de bu durum, savaşın sürecinde değil ta başında planlanmıştı. Oysa Türkiye’nin durduğu yer bu değildi ve olmamalıydı da.  Çünkü Türkiye, ilk andan itibaren özgür ama birleşik bir Suriye istiyordu. Batı ve ABD ise, müstemleke ve parçalanmış bir Suriye. Bu iki duruşun ortak çalışması zaten düşünülemezdi ve beklenen son, 15 Temmuz darbe girişiminde ABD, FETÖ, PKK/PYD ilişkisinin açığa çıkması ile geldi. Bu beklenen sondu,  çünkü ABD’nin Türkiye için uygun gördüğü ve bir yönüyle de dayattığı ilişki biçimi götürülebilir değildi. 

Şimdi neredeyiz? Sorusunun cevabında illaki 15 Temmuz’dayız satırı bulunmalı. 15 Temmuz, son elli yıldır Türkiye düşmanlığında kardeşlik etmiş ülke, örgüt ve şahısların kesiştiği ortak alandır. FETÖ ile ilgili olarak tüm bürokratik ihanetler, PKK/PYD ile ilgili olarak Van, Siirt, Elazığ ve Cizre patlamaları, aynı şekilde DAEŞ’le ilgili olarak Gaziantep patlaması ayrı ayrı değerlendirilebilir. Ama tüm bunların ABD ile birlikte ortak sahne aldıkları gece, 15 Temmuz gecesidir. O sebeple özgür ve bağımsız bir Türkiye için bu ülkeye ve bu millete düşman tüm unsurların yakasına yapışmalıyız ama 15 Temmuz’un faili FETÖ ve ABD’nin yakasını hiç bırakmamalıyız. Neden? Çünkü her ikisi de Türkiye için mütemadiyen düşmanlık üreten bir ruha ve çalışma biçimine sahipler.

Şimdi ÖSO’ya destek vermek üzere az sayıda askeri ama yoğunluklu teçhizatla askeri birliklerimiz Cerablus operasyonu için Suriye’ye girdi. Suriye iç savaşı başlayalı neredeyse beş yıl oldu. Savaş, Suriye halkının acılarını azaltmak şurada dursun daha da arttırdı. Cerablus operasyonunu son dönem dış politika değişikliğinden ve Rusya, İran ve Kuzey Irak lideri Barzani ile yapılan görüşmelerden bağımsız düşünmek olmaz. Bu operasyonun tek sebebi,  Suriye’ye saldıran tüm batılı ülkelerin de klasik bahanesi olan DAEŞ değil. O da sayılabilir nedenlerden birisi olsa da ana sebep çok açık ki,  PKK/PYD’nin ABD ve batı ile birlikte güneyimizi kuşatan bir Kürt devleti oluşturma çabasına dönüktür. Öyle olunca da Suriye’ye yapılan bu çıkarmanın hem süresi hem de sonuçları 2012 yılı Mart ayında planlanan uluslar arası takvimin ve talebin çok dışında olacak. Bir anlamda Suriye’de iç savaş, savaşa döndü ve yeni başladı. 

 

 

 Bunu neden söylüyoruz?

ABD ve batı PKK/PYD terör örgütüne güneyimizi tamamen kuşatan bir Kürt devletini kurdurmak için ne kadar ısrar ederse etsin, Türkiye’nin buna müsaade etme lüksü ve ihtimali yoktur. Bu bizim önümüzdeki yüzyılı kaybetmemiz, olsun diye çabaladığımız tüm kazanımların elimizden çıkması demektir. Dahası, Ak Parti iktidarının ufuktaki Türkiye’yi kurguladığı tüm zeminin altımızdan kayması demektir. Artık Suriye iç savaşının savaşa dönüştüğünü ve başlangıç parametrelerinin tamamen değiştiğini bilerek Suriye müdahalesini değerlendirmemiz gerekiyor. Hem ABD hem de batı için uzaktan seyrederek olgunlaştırdığı bu acının, bedelini ödeme vakti gelmiştir.

Bilelim ki Türkiye’nin selameti, PKK/PYD güçlerinin sadece Fırat’ın doğusuna çekilmesinde değil. Suriye sınırının en batısında bulunan Afrin kantonu dâhil, Fırat’ın doğusuyla batısıyla tüm Suriye’den sökülüp atılmasındadır. Planlananın da bu olduğuna dair emareler gelmeye başladı. Fakat bunu yaparken dikkat etmemiz gereken en önemli nokta, PKK/PYD terör örgütünün Suriye’deki çatışmalar üzerinden Türkiye’deki Kürt sosyolojisini hareketlendirecek bir duygusal manipülasyona fırsat vermemektir. Askeri birlikler Suriye’de operasyon yaparken, siyaset ve STK’lar da bunun gerekçeleri konusunda Türkiye’nin Doğu/Güneydoğusunda çalışmalar yapmalıdır.

Eğer Türkiye’nin güvenliği Şam’da başlar, Bağdat’ta başlar, Tahran’da başlar diyorsak, Ankara’nın da, Şam’ın da Bağdat ve Tahran’ın da güvenliği, güneydeki PKK/PYD Kürt devletinin sökülüp atılmasındadır.

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim