• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Konya 7 °C
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak

Fatma Hatun ile SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Zeki Oğuz

“Yolu Konya’dan Geçen Ulu Hatunlar” kitabını eleştirmemden sonra, Nezahat Bekleyiciler Hanım, Merhaba Gazetesindeki köşesinden uzun bir yanıt vermiş.

Yanıtının hemen başında başlıyor alaysama ve küçümsemeye. Şunu baştan ifade edeyim, hiçbir zaman Türkçe erbabıyım, diye bir iddiam olmadı. Bütün iddiam, anlaşılır olmak. Bunun da suç olduğunu hiç sanmıyorum.

Eleştiri yazımda gericilik, ilericilik olayı hiç yoktu. Hanımefendi öyle algılamış demek ki.

Arapça, Farsça, Osmanlıca’yı devlet dili olarak görüyor. Selçuklu, Osmanlı hanedanları bu dilleri kullanıyorlardı doğru ama halkın konuştuğu dil neydi?

Yunus Emre hangi dilde yazmıştı o güzelim şiirlerini?

Nezahat Hanım yanıtında benim öykücülüğümü küçümsüyor, evde otururken hayal dünyamı zorlayarak öyküler ürettiğimi, kendisininse üç yıl araştırma yaptığını ifade ediyor.

Yazar belki bilmeyebilir, öykü edebiyatın en zor dallarından biridir, hiç gasalma olarak alınmasın ama Türk öykücülüğünde bir Zeki Oğuz adı vardır.

Şunu defalarca belirttim. Ben kelimeleri kullanırken köken aramam. Derdim anlaşılır olmaktır, yaptığım eleştiriler de bu noktadadır.

Yazarımızın kitaplarını Amerikalılar anlamış, kendisini kutlarım. Kitapları bir üniversitenin Ortadoğu Araştırmaları Kütüphanesi’nin Türk Dili Bölümüne girmiş. Gerçekten sevinilecek bir olay. Benim bir öykü kitabım da İsveç Kraliyet Kütüphanesine girdi ama bunu hiçbir zaman bir övünç konusu yapmadım. Elbette sevindim buna ama Türk öykücülüğü adına sevindim.

Kendisiyle ilgili eleştirimin sonunda Fatma Hatun ile ilgili yazısının son bölümünü alıntı yapmış ve okuyucularıma, buradaki yanlışı da siz bulun demiştim. O eleştirime yerli yersiz bir sürü yanıt geldi ama belirttiğim yazıdaki yanlışı kimse görmedi. Yazarın kendisi de görmedi, belki görmek istemedi.

Yazar, Fatma Hatun’un 1585 yılında öldüğünü yazıyor. Aynı cümlenin içinde Fatma Hatun’un babasının Mevlana ile çağdaş olduğunu belirtiyor. Ne uzun yaşamış bu baba.

Kendisinin eğitimci olduğunu ifade eden ve yazılarımı okuma gafletinde bulunduğunu yazan bir okur "Zeki bey o hanımların yazdığı kitaplar, sizin bozkır ve yaylalarda yayılarak yazdığınız kitaplara benzemez” demiş. Öncelikle şunu belirteyim, kendisine eğitimci diyen kişi hala bizim bıraktığımız yerde yayılıyor. Gerçek bir eğitimci olsaydı yayılmak sözcüğünü yazarken kırk kere düşünürdü. Ayrıca bozkır ve yaylalar diye küçümsediği yerlerde yaşayan insanları çok seviyorum. Arı duru Türkçe konuşuyorlar. Şu yazıyı yazarken eğittiğini iddia ettiği çocuklara acıdım. Maalesef bu gibiler sayesinde arı duru Türkçe kalmadı şehirlerde. O beğenmedikleri bozkırda, yaylalarda kaldı. Madem eğitimcisiniz bir caddede yürürken tabelalara bakmanız yeterli, dili ne hale getirdiğinizi görmek için.

Hoşgörüsüzlük başlıklı yazıma tepki gösteren bir dost ise benim Memleket yazarlarına bile iyi davranmadığımı, aynaya bakmamı söylüyor.

Yeri gelince Memleket’te yazan arkadaşları da eleştirdim. Bir dost belki bilmiyor olabilir ama Memleket’te her zaman saygıyla, sevgiyle örülü bir ortam vardır Bu yüzden Memleket’te çalışan olsun, yazanlar olsun kimsenin benden şikâyetçi olduğunu görmedim, duymadım. Bu yüzden aynaya bakmama hiç gerek yok.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Zeyneb S.
14 Temmuz 2009 Salı 23:37
eleştiri
Zeki bey, dediğiniz gibi yanlışlıklar da olabilir ama neticede insanız hatasız olur mu bu işler...eleştirin elbet ama bir abi gibi bir kardeş gibi...yapıcı olun yıkıcı değil...nezahat hanıma pekala biir mail atabilirdiniz.. mesela; "kardeşim, bak şöyle yapma bu yanlış, dğrusu şu" diyebilrisiniz...böyle yapmanız çok ayıp hocam...sizler bizim büyüğümüzsüünüz...biz yanlış yapacağız siz düzelteceksiniz...bence nezahat hanımdan özür dilemelisiniz..size bu yakışır hocam...
88.230.152.171
Kemal Doğru
08 Mart 2009 Pazar 21:53
Uzattın Zeki Oğuz
Sayın Oğuz, anladığım kadarıyla Nezahat hanımın verdiği cevaplar gururunu incitmiş. İncitmesin, çünkü Nezahat hanımın her iki kitabında da şunu gördüm ki, bu hanım işini çok ciddiye alıyor ve işinin hakkını veriyor. Başkalarının hatalarıyla uğraşmaktansa elle tutulur işler yapmaya çalışıyor.
Zeki bey sansasyonla adınızı kalıcı kılmaya çalışıyorsunuz ama, yapmayın hem kendinize hem de okuyucuya yazık ediyorsunuz.
Nezahat hanım kardeşimin yazılarını art niyetsiz okuyun lütfen. O bir hizmet peşinde.
88.252.231.233
Kaan yüksel
04 Mart 2009 Çarşamba 01:18
sen aldırma
senin eleştirilerin yerinde çünkü kaynak taraması ve alıntılar yönünden bahsettiğn iki yazarın kitabıda yetersiz.Bence bunlar değerlendirme kurullarına "mesama" gönderilirse araştırılırsa iki yazarda sıkıntı yaşar.Bence deşmesinler.Zeki Oğuz hiç olmasa kendi dilinden yazıyor.Bir açılşta kendisini tanıdım Saim Sakaoğlu Hocayla gelmişti kartını verdi yoğun çalışmalardan ziyeretine gidemedim.Yani fazla bir tanışıklığım yok lakin "ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz"
Zeki Oğuz'da bence Konya'nın sayılı yazarlarındandır.yeri gelmişken konuya yazarlar birliği sahip çıkmalı ilgili bayan yazarlar kınanmalıdır.Eserleri ve verdikleri şık olmayan cevaplarıyla...
88.250.13.115
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim