• BIST 90.009
  • Altın 145,788
  • Dolar 3,6175
  • Euro 3,9278
  • Konya 7 °C
  • Hidayet Karaca, Hocaefendi yerine Fetullah Gülen dedi
  • FETÖ para aklamak için dernek kurmuş
  • FETÖ esnaftan "öşür" toplamış
  • Hidayet Karaca, Hocaefendi yerine Fetullah Gülen dedi
  • FETÖ para aklamak için dernek kurmuş
  • FETÖ esnaftan "öşür" toplamış

Farkında mıyız?

Derviş Argun

Terör, tek başına bir mücadele yöntemi olabilir mi? Terör üzerinden bir dil geliştirmek ve bu dil ile ister adına mücadele verdiğiniz kitleler, ister muhalif olduğunuz toplumlar ile konuşmak mümkün olabilir mi? demem o ki terör bir iletişim aracı mı?

PKK başta olmak üzere ideoloji temelli tüm terör örgütleri, esasen terör üzerinden geliştirdikleri propagandayı bir dönem sonra tüm dünyada olduğu gibi doğal mecrasına yani adına mücadele ettiği iddiasında oldukları kitlenin formel mücadele biçimlerine devretmeleri gerekir. Terör, onlar için ancak mücadeleyi başlattıkları ilk dönemlerin dikkat çekme yöntemi olabilir. Çünkü terörle elde ettikleri toplumsal kaosun getirisi, o topluma teklif edecekleri yeni biçimler üzerinden verilmelidir. Ve bu yeni biçimleri ise, elinde silah olanların oluşturabilmesi mümkün değildir.

1984 yılında ilk eylemini gerçekleştiren PKK, bunun en bariz örneğini oluşturmaktadır. Silahla, kaosla elde edilen netice bir anlamda siyasi bir harekete dönüşerek hem muhatap aldıkları iddiasında oldukları kitleleri hem de mücadele ettikleri iddiasında oldukları yapıları etkilemiştir. Fakat 2016 yılına geldiğimizde gerçekleştirdiği ve sivil alanlarda kaos oluşturan eylemleri ile ilk eylemini gerçekleştirdiği yıl olan 1984’ün bile gerisine düşmüştür. Oysa beklenen şey, PKK’nın olabildiğince geriye çekilip boşalttığı alanı, siyasi uzantısı olduğu iddiasındaki yapıya devretmesiydi. Strateji ise, süreçle siyasi yapının güçlenip, silahlı yapının zayıflatılması olmalıydı. Bunu, terör ve siyaset ilişkisinin yapısallaşmış bir biçimin tespiti olarak söylüyorum. 

Yoksa ne terörün ne de terörün oluşturduğu reklam ile kitleselleşen ideolojik yapıların doğru hat üzere olmadıklarını yazmaya bile gerek yok. Birbirlerini besledikleri sürece aynileşmekten kurtulamazlar. Kötü bir fasit daire içinde döner durular. Kimi zaman kürsü ve mikrofon üzerinden hakikatin kendileri olduğunu haykırırken, kimi zaman da doğru yolun mikrofonu kapatanlara karşı onur ve özgürlük mücadelesi verdikleri silahtan geçtiğini iddia ederler. Her iki hal de devam eder gider. Üzücü olan, silah ve mikrofon siyasetinin etkinlik ve değişimine göre bu yapıya destek veren kitlelerin de artıp azalarak bu istikrarsızlığa destek veriyor olması.

Eğer terör, tam bitti dediğimiz dönemlerde küllerinden yeniden doğabiliyorsa bu iki sebep üzerinden değerlendirilebilir.  Bunlardan birincisi, terör ve terörü besleyen unsurlarla mücadele eden devlet yapısı, eş zamanlı olarak bir sonraki dönemde terörü yeniden küllerinden doğuracak terörün tabanını oluşturan kitleyle anlaşılır bir ilişki dili geliştirememiştir. İkincisi ise, yine devlet yapısının terörün silahlı mücadele döneminde zayıflama sürecine giren ve terörün adına mücadele ettiği siyasal yapıyı oluşturan kesimle terörün arasını açamamıştır. Her iki durumun da devlet merkezli şekillenmesi bir biçimde devletin/hükümetin terörün hem kitlesini hem de siyasal yapısını terörün kucağından çekip alma sorumluluğundan dolayıdır.

Bu gün Türkiye’de sivil yaşam alanlarında gerçekleşen patlamalara rağmen şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki hükümet, terörün kitlem dediği sosyoloji ile terörün uygulayıcılarının arasını açabilmiştir. Ya da başka bir deyişle Suriye iç savaşının coğrafyamıza hediyesi olan ve Kuzey Suriye’de PYD/PKK tarafından gerçekleşen oldubittiye Türkiye’de yaşayan Kürtler ilgi göstermemiştir. Ama kabul etmeliyiz ki; her iki durum da Türkiye’nin çözüm sürecinde hükümet eliyle ortaya koyduğu samimi yaklaşım ve bölgeye dönük yaptığı hizmet ve yatırımlar neticesinde oluşmuştur. Eğer olağanüstü bir durum gerçekleşmezse bundan sonrası için de söyleyebiliriz ki, Türkiye’de PKK terörü, kitlem dediği sosyoloji ile aynı meydanda buluşamayacaktır. Ancak devletin/hükümetin bu kitleye karşı duruşunun değişmesi ile hizmet ve yatırımlarda doğu/batı farklılıklarının izahtan uzak bir çizgiye ulaşması istisna.

İkinci durumun önümüzde halen bir engel olarak durduğu ortada. Ya 90’lı yıllar diye tabir edilen dönemde bu siyasal yapının vekillerine uygulanan yöntemler geri gelecek, ya da aklıselimi egemen kılarak bu anlayışın siyasal yapısı ile farklı bir biçimde mücadele ederek oluşturulacak mağduriyetten terörün yeniden kitlesi ile buluşmasına izin verilmeyecek. Hamaset yüklü geniş kitleler yaşanan acılar üzerinden haklı olarak birinci şıkkı işaretlese de devlet/hükümet tekrara müsaade etmeden 90’lı yılların değil, bu günlerin çözümüyle yaklaşım sergilemelidir.

PKK’nın 1984’ün de gerisine düşerek devleti/hükümeti 90’lı yıllara çekmek istediğinin farkında mısınız?

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim