• BIST 92.424
  • Altın 148,816
  • Dolar 3,6475
  • Euro 3,9001
  • Konya 1 °C
  • Adil Öksüz'ün gözaltında kim olduğu biliniyordu
  • Arınç'a Çok Ağır Sözler: Gönül dünyamızda yeri yok
  • Ehliyet sınavlarına ilişkin yeni düzenleme yapıldı
  • Adil Öksüz'ün gözaltında kim olduğu biliniyordu
  • Arınç'a Çok Ağır Sözler: Gönül dünyamızda yeri yok
  • Ehliyet sınavlarına ilişkin yeni düzenleme yapıldı

Ezansız Vakitlere Uyanmak!

Ümit Savaş

Kulağında çan sesleriyle yürürken namazı timetable’dan takip edip kıbleyi pusula ile tespitle geçen hayata dair düşülen notlar.

“Evde

anlaşılmaz bir tını

bilmem nereden gelir

uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?”

İsmet Özel’in “Of Not Being a Jew” şiirini Dergah’ta yayınlandıktan çok sonra elde etmiştim. Konya’da öğrenciydim ve şiiri elinde bulunduran arkadaşımın solgun fotokopisine bakarak, büyük bir heyecanla kalemle tek tek defterime kopyalamıştım. Sonraki kimi fotokopiler benim defterdimden çekilerek ilgililerine ulaşmıştı. O kadar çok okumuştum ki neredeyse tamamını ezberlemiştim.

Koyun postu seccade

Şiirin yukarıdaki bölümü dilimin ucuna geldiğinde bana iki şeyi hatırlatır. Birincisi daha küçük bir çocukken, Mağralı Mahallesinde zaman zaman bizim evde diğer zamanlarda ise harçlık istemek için gittiğim dedemin evinde, dedemden kalan koyun postu seccade üzerinde ninemin “Kur’an” okurken çıkardığı ve o an benim için anlaşılmaz olan tınıları çağrıştırmıştır.

Yurtta anlaşılmaz bir tını

İkincisi ise Malatya’da öğrenciyken kaldığım Battalgazi Yurdu’nun sekizinci katını çağrıştırır. Öğrenciydim o zamanlar. Doksanlı yılların başları. Bir kaç haftadır kulağımda bir çınlama sesi duyar olmuştum sabaha karşı. Sabah ezanlarını duymuyordum ama zaman zaman beni çağıran, uykumun derinliklerinden zihnime kalbime inen, giren, beni çağıran bir tını vardı. Rüya mı gerçek mi olduğunu anlayamamıştım o zamanlar. “Evde anlaşılmaz bir tını, bilmem nerelerden gelir”

Bir gün uyanıp sesin nereden geldiğini bulmaya çalıştım. Gecenin üçüyle dördü arasıydı vakit. Ranzadan yavaşça indim. Herkes uyuyordu, ben ise bir tınının peşinden gidiyordum. Koridorda yürüyüp tınıyı takip ettim. Bulunduğumuz bloktan değildi ses. Tını’nın kaynağını bulmaya, anlamaya çalışıyordum. Hangi odadan geliyordu?

“Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?

Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan

beni çağırmaktadır?”

Kapının eşiğinde duran zaman

Gittikçe yaklaşıyordum kaynağa. Kütüphane adı verilen ama kitap olmayan, ders çalışmak için kullanılan bölümün kapısını açtım usulca. Karşımda bir adam, sırtı bana dönük, yüzünü aydınlığa çevirmiş, Kur’an’ı Kerim okuyordu. Kendisini o kadar kaptırmıştı ki, kapıyı açarken çıkan kapı gıcırtılarını dahi duymadı, duysa da umursamadı. Kapının eşiğinde durup bir müddet dinledim. Ne kadar zaman şu an hatırlamıyorum. Bana tesiri açısından sanki saatlerce durmuş gibiydim. Belki saatin mekanik hareket hesabına baksanız, bir kaç dakika olabilirdi.

Okuyan kişinin yüzünü görmedim. Günün ağaran ışıkları pencereden içeri sanki daha çok hücum ediyordu. Okumasını bölmek istemedim. Bir şeye kendini böyle bir adanmışlıkla veren, kaptırarak okuyan, beni uykumun arasından çağıran kişiyi merak ediyordum. Ama o an bölünmezdi. İksir içmiş gibi usulca kapıyı kapatıp tekrar yatağıma geri döndüm. Kaynağımı bulmuştum, beni çağıran şeyin ne olduğunu! O adam kimdi, sonra onunla karşılaştım tanıştım mı o ayrı hikaye...

Tınıda kaldık vesselam

Şimdi, Greenwich parkta, Meridyen Hesabıyla sıfır noktasına yakın, Trafalgar Heykelinin önündeki bankta şehrin kimliğini oluşturan siluetlerine bakarken gözümde İstanbul canlanıyor bir an ve dizeler dökülüyor dilimden:

“günahlı bir gölgenin serinliğinde

biraz bekleyebilirsin, daha sonra

burada kalamazsın, başa dönemezsin”

Niye yazacaktım ben bu yazıyı, onu hatırladım birden. Evet, kulağında çan uğuldamaları ile gezen, prayer timetable ile vakitleri hatırlayan, vakti kaçırmamak için google map’ten en yakın cami’yi arayan, semadaki boşluğun ne olduğunu tanımlamaya çalışırken tınıları hatırlayan, minaresi olan ama ezanı duyulmayan şehirde gördüğü her yükseltiyi minare sanma psikolojisini anlatacaktım. Tınıda kaldık şimdilik, vesselam. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Kamil Berk
30 Haziran 2011 Perşembe 10:46
Oğuzhan ve diğerlerine
Oğuzhan;"Yanlış ağaca havlıyorsun?" diyerek bile, birine 'özür' çağrısı yaparken ne kadar özürlü olduğunu ortaya koyuyorsun. Muhatap olmam seninle. Bir de bunca zamandır, yazısından ötürü Ümit beye söylemediğiniz kalmadı 'tebiyesiz' mi demediniz, 'alöak' mı demediniz. MHP bir siyasi partidir ve bir takım eğilimleri olacaktır; işe gelince kar payınız işe gelmeyince de biz bunu tasvip etmiyoruz diyerek kenara çekilmeniz muhakkak. Bir de ümit beyin yazısı da idrake muhtaç. Hiçbir şahsiyete 'ahmaklık' ithamı yok. Ahmakça denilen şey; tavırdır. 'Bu kıldığın namaz değil' diyerek sizin gibi düşünmediği için bir başkasını silivermek de size verilmiş özel ruhsat olsa gerek. hasbinallahveniğmelvekil.
88.225.216.72
Sabri İŞKİN
30 Haziran 2011 Perşembe 09:23
Üslûb-i beyân aynıyla insandır.
Üslûb-i beyân aynıyla insandır.
95.9.190.237
Oğuzhan
30 Haziran 2011 Perşembe 09:19
Kamil mantıklı ol
Kim kimin kalbini kırmış? Kim kime hakaret etmiş? AKP'yi Mecliste CHP-BDP ittifakına karşı yalnız bırakmamak için MHP nin Mecliste bulunması çağrısı yapan Muharrem Nureddin COŞAN HOCAEFENDİ'ye hakaret eden bu terbiyesiz Ümit SAVAŞ değil mi? Bu mu secdeli? Yunus ne demiş : "Bir gönül kırar isen o kıldığın namaz değil!" Yani Kamil, kredi açma, muhabbet duyma çağrısını yanlış adrese yapıyorsun! Yanlış ağaca havlıyorsun? Bu terbiyesiz Ümit SAVAŞ açağrı yap bence, tarafgirlik gözünü karatmış....Ahmaklığı kolay edinmemişsiniz....
193.140.8.244
deli ibrahim
29 Haziran 2011 Çarşamba 23:23
özür mü
MHP’NİN BAŞARISI KİMİN ESERİ!

“Kazandım nefretini fahişelerin, lanet ediyor bana bakireler de”İ.Özel

Seçim öncesi MHP belki de hiç beklemediği bir teveccühle karşılandı kimi cemaat ya da tarikatlar tarafından. Benim MHP’nin barajı aşacağı yönünde pek şüphem yoktu. Acaba diyordum, bu teveccüh MHP oylarını kaç puan artırır diye merak ediyordum. Bir diğer dikkatim ise Demokrat Parti üzerine yoğunlaşmıştı. Bu partiye de alenen destek çağrısında bulunan Haydar Baş ve Nurcuların Yeni Asya kolu ihsası reyde bulunmuştu. Ha bi de “şovvaizmen” Cüppeli... Buralardan gelen verilerden yola çıkarak açıklamada bulunan kesimlerin siyasal aritmetikteki oy potansiyellerini veya açıklama yapan kanaat önderlerinin kitleleri üzerindeki, yönlendirme ve hâkimiyet kabiliyetlerini görmek, gönül dünyasını yönlendirenlerin siyasal tercihler üzerindeki etkinliklerini analiz etmek imkânı mümkün olabilir diye düşünüyordum. Analizi bunlarla sınırlı tutmamın sebebi, alenen açıklamalar yapılması ve akıntıya karşı kürek çekmeleri dolayısıyladır. Hata payı olduğunu baştan kabul ederek bir değerlendirme yapalım.

MHP beklendiği gibi barajı aştı.Ancak önceki seçimdeki oy oranının bir kaç puan altında oy aldı. Bunun anlamı nedir? MHP’li olsam şöyle derdim, bu zaten bizim oylarımızdı, yapılan açıklamaların desteklerin reel karşılığı olmadı. Bir adına destek açıklanan müntesip olsaydım, MHP’ye barajı biz aşırdık, biz olmasak baraj altında kalırlardı, oyunu bozduk der, teselli bulur, kendimle gurur duyardım. CHP’li olsaydım MHP bizden iki üç puan çaldı, barajı aştı. Yoksa daha yüksek çıkardık derdim. (Kimi analistler de bu kanıda!) Tam bu noktada Nasrettin Hoca’nın kedi ve ciğer fıkrası aklıma geliyor. Kedi burada ise ciğer nerede ciğer burada ise kedi nerede? Sizce hangisi oldu?

Sanırım bir yandan müntesipler (tahmin ettiğim gibi) şeyhlerini dinlemeyerek bir irade sergilediler ve siyasal alanda kendi eğilimlerine göre oy kullandılar. Öte yandan ise klasik MHP tabanı her şeye rağmen partisine az bir oy kaybıyla da olsa sahip çıktı. Bu kadar operasyonda bu oy kaybı makul sayılabilir...
...
adam sonuçları böyle okumuş. siz de mhpnin her yaptığından kendinize kar payı çıkarırsınız artık.
92.6.92.120
Kamil Berk
29 Haziran 2011 Çarşamba 19:34
İşkin ve taşkafa'ya
mhp'ye olan muhabbetiniz kadar ümit beye de muhabbet duyunuz... secdesizlere verdiğiniz kıredi kadar, müslüman kardeşlerinize de kredi veriniz. kırdığınız kalpleri düşünerek kırılganlıklarınızı bertaraf ediniz.
88.225.216.72
Sabri İŞKİN
29 Haziran 2011 Çarşamba 18:32
ÖZÜR YETER Mİ?
Sadece bir özür yeter mi? Yazarın mezkur yazısında çok DERİN bir kin, öfke, hakaret,kasıt,bir yara var.Düşünce, fikir, saygı, inanç gözükmüyor/du.AHMAK ifadesinin anlamını bu yazar yaşayarak anlayacak.Yaşı genç ve hayat öğretecek, öğrenmek isterse...
95.9.190.237
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim