• BIST 106.991
  • Altın 152,004
  • Dolar 3,6781
  • Euro 4,3218
  • Konya 13 °C
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!

Evlere bacadan girmek ve noel!

Ali Akpınar

Evlere bacadan girmek ve noel!

Bizim kültürümüzde güneş de Allah’ın ayetidir, ay da. Kur’ân-ı Kerim’de güneşle ilgili ayetler de vardır, ayla ilgili ayetler de. Bir Kur’ân suresinin adı Şems (Güneş) suresidir, bir diğerinin adı Kamer (ay) suresi. Bizim namaz vakitlerimiz güneşin hareketlerine göre belirlenir, mübarek gün ve gecelerimiz ayın hareketlerine göre hesaplanır. Dolayısıyla bizim güneşle ilgili bir takıntımız da yoktur, ayla ilgili bir takıntımız da. Hatta Peygamberimiz, oğlu İbrahim’in vefat ettiği gün tutulan güneşle ilgili olarak, Peygamberin oğluna yas tutmak için güneş tutuldu diyenleri şöyle uyarmıştır: Biliniz ki güneş de ay da Allah’ın iki ayetidir. Sizden birinin ölüm yahut doğumu ile ilgili olarak tutulmazlar!
Biliyoruz ki Miladî yıl, Hz. İsa peygamberin doğumunu tarih başı kabul edip güneşin hareketlerine göre hesaplanan yıldır. Gerçi Hz İsa’nın Aralık ayının son gecesi doğmadığı güvenilir kaynaklarca tespit edilmiştir. Hicrî yıl da Peygamberimizin hicretini tarih başı kabul edip ayın hareketlerine göre hesaplanan yıldır. Müslümanlar, Hz. Ömer dönemine kadar herkesin kullandığı takvimi kullanmışlar, Hz. Ömer döneminde, Hz. Ali’nin teklifi üzerine hicreti takvim başlangıcı olarak kabul edip hicrî takvimi kullanmışlardır. Osmanlılar, hem hicretle başlayan ve ay hesabına göre hesaplanan hicrî takvimi kullanmışlar, hem de yine hicretle başlayan ve güneşe göre hesaplanan takvimi kullanmışlar ve bunun adına Rumî takvim demişlerdir.
Şimdi gelelim bir ilçe müftümüzün kendi ifadesiyle yarı şaka olarak söylediği ve son günlerde çokça gündeme getirilen kapıları dururken evlere bacadan giren Noel baba konusuna. Bir kere şunu belirtelim ki evlere kapı dururken bacadan girme konusu, Kur’ân’ın da gündeme getirdiği bir müşrik âdetidir. Bu âdete göre, yolculuktan dönen bir arap evine girmek istediğinde, kapıdan değil, arka tarafında bu iş için bırakılan bir delikten yani bacadan girer ve bunda bir keramet görürdü. Bu konuda gelen ayet bu anlayışın bir hurafe olduğunu açık bir şekilde ortaya koydu:
Evlere arkalarından girmeniz iyi değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz. (2/1189)
Medine’de inen bu ayet, hem bu sakat anlayışı düzeltiyor, hem de tersinden soru sormanın uygun olmadığına, öğrenmek için, makul ve yerinde sorular sormanın gerekli olduğuna dikkatleri çekiyor.
Evet, hangi hesaba göre olursa olsun yeni bir yıla, yeni bir aya, yeni bir güne erişmek büyük bir nimettir. Her nimet karşısında olduğu gibi bu nimetler karşısında da inanan insan, nimetin asıl sahibini hatırlar, o nimeti nimet sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmaya gayret eder, haliyle ve kâliyle nimet sahibine şükürler eder.
Nimete ermek asla şımarma ve günaha girme sebebi olmamalıdır. Müslüman için haram olan şeyler her zaman, her yerde ve herkes için haramdır. Sözgelimi içki, kumar, zina yılbaşında da haramdır, başka bir gün ve gecede de haramdır. Paris’te de haramdır, Mekke’de de haramdır. Büyükler için de haramdır, gençler için de haramdır. Hocalar için de haramdır, başkaları için de haramdır. Hiçbir haram bir kerecik olsun denenmeye gelmez ve değmez. Zira günahlar hiç kimseyi zerre kadar ondurmamış, her günah eninde sonunda pişmanlık sebebi olmuştur.
Öte yandan bizim kültürümüzün derin kökleri vardır ve başka kültürlere ihtiyaç duyurmayacak bir zenginliğe sahiptir. Bizim dinî ve millî bayramlarımız bize yeter, elbette onları kutlamak da bize yaraşır biçimde olmalı, kendi değerlerimizle çelişmemelidir. Bugün gençlerimiz başta olmak üzere insanımızın önemli bir kısmı, yabancı kültürlerin içerisinde bir şeylerin peşinde ise, bunun temelinde, bizim onlara doğru bilgiler sunamayışımız, onları kendi değerlerimizle tanıştıramayışımız yatmaktadır.
Buna göre tüketim çılgınlığına ve işret âlemlerine dönüştürülen yılbaşı kutlamalarının bizim kültürümüzde yeri yoktur. Bu şekildeki savrulmalar kültürel yozlaşmanın, fıtrattan kopmanın, kendi değerlerimizi bilmeme ve onlara yabancılaşmanın bir sonucudur. Bu ise, neslimizi kendi değerlerimizle tanıştırma, buluşturma, hurafe ve sapmalara karşı onları bilgilendirmekle mümkün olacaktır.
Son olarak hatırlatmamız gereken bir husus ta, başkalarının kutsallarına hakaret etmemektir. Elbette hurafe ve yanlışlar makul bir şekilde uygun bir dille anlatılır, onların yanlışlarına dikkat çekilir. Ancak bu başkalarının kutsallarına hakaret etmemizi gerektirmez. Bu konudaki Kur’ân’ın uyarısı nettir:
Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da bilmeden, taşkınlık yaparak Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini çekici gösterdik. Sonunda dönüşleri rablerinedir. Artık O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir. (6/108)
 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim