• BIST 92.424
  • Altın 150,326
  • Dolar 3,6475
  • Euro 3,9001
  • Konya 7 °C
  • Adil Öksüz'ün gözaltında kim olduğu biliniyordu
  • Arınç'a Çok Ağır Sözler: Gönül dünyamızda yeri yok
  • Ehliyet sınavlarına ilişkin yeni düzenleme yapıldı
  • Adil Öksüz'ün gözaltında kim olduğu biliniyordu
  • Arınç'a Çok Ağır Sözler: Gönül dünyamızda yeri yok
  • Ehliyet sınavlarına ilişkin yeni düzenleme yapıldı

Erdoğan’a göre ‘Devlet’ politikası

M. Mustafa Özdemir

Sayın Devlet Bahçeli, MHP’ye çok şey kazandırdı.

MHP’yi, kongrelerinde sandalye ve masaların havada uçuştuğu, sokak olaylarıyla, kavgalarla anılan bir parti olmaktan kurtardı.

Bu tip işler yapıp da MHP’nin arkasına sığınanları partide barındırmadı.

Devlet bey, ülke meseleleri söz konusu olduğunda, “çoğuz kez” parti odaklı siyaset yapmamaya çaba gösterdi.

Mesela, ilk aklıma gelen; (hani Hürriyet’in 411 kaosa kalktı diye manşetten verdiği) “Türban Oylaması”ndaki (ki önergeyi veren partiden birisidir) tutumu.

Mesela, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçildiği “367 hukuk krizi” olarak tarihe geçen (tam bir hukuk cinayeti) olaydaki tutumu.

Mesela, tezkerelerdeki tutumu.

Bunlar hep de MHP’nin hanesine olumlu olarak yansıdı.

MHP ne zaman ülke sorunları karşısında yapıcı, “sorun çözücü” tutum izlediyse oyunu artırdı, ne zaman da aksi politikalara imza attı, o zaman oyunu düşürdü.

 

***

Ancak son dönemlerde MHP, bu politikalarıyla çelişen tutumlarıyla şaşırttı.

Mesela, HDP başta olmak üzere CHP’nin şiddetle karşı çıktığı, TBMM’de kürsüleri işgal ettikleri, yerlerde yuvarlanıp yattıkları, “iç güvenlik paketi” görüşmelerinde,

Ve Mesela son koalisyon görüşmelerinde…

 

***

MHP’nin 3. parti olarak, “halkımız bize muhalefet görevi”  deyip “koalisyona hayır” deme düşüncesi, mantıklı, tutarlı ve kendi içinde haklı görülebilir, bu tercihine saygı duyulabilirdi.

Ama MHP’nin koalisyon görüşmelerinden sonuç alınamadıktan ve ülke kanunen seçime gitmek

zorunda kaldıktan sonra “seçim hükümeti ne de hayır” demesi dananın kuyruğunu kopardı.

Ülke seçim sonrası hükümet çıkaramamış, kanunların öngördüğü şekilde ülkeyi sağlıklı bir şekilde seçime götürecek bir seçim hükümeti kuruluyor ve siz “hayır ben onda da yokum” diyorsunuz.

Bu hangi mantıkla, hangi milletçilikle, hangi vatanseverlik anlayışıyla, açıklanabilir?

Koalisyona da hayır, seçim hükümetine de hayır, sonrasında seçime de hayır!

Bunlardan ikisine denilen hayır, üçüncüsüne evet demeyi içinde barındırır.

 

***

Sayın Bahçeli bunun açıklanabilir bir yanının olmadığını yaklaşan seçim öncesi anladı.

Bu davranışın bir bedeli olacağını, partiye en az 2-3 puan kaybettireceğini de gördü.

1 Kasım seçim beyannamesinde HDP hariç tüm partilerle “koalisyon kurabileceklerini” açıkladı ve halka “rahat olun, endişeye kapılmayın” mesajı verdi.

7 Haziran’da daha “sandıklar kapanmadan”, “en yakın seçim ne zamansa o zaman” diyen, ayağına 2 kez gelen Başbakan sayın Ahmet Davutoğlu’yla müzakere yapma gereği bile duymayan Devlet Bey, bu kez daha “sandıklar kurulmadan”, adeta “en yakın koalisyon ne zamansa o zaman” demiş oldu.

Aslında bu ‘Tuğrul Türkeş’in partiden ihraç kararıyla da çelişti.

 

***

Peki sayın Bahçeli’ye yemin bozduran, böyle keskin dönüşler yaptıran şey nedir?

Cevabı çok basit: Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan…

Bahçeli’deki Erdoğan nefreti!

Erdoğan ne derse tersi: “O koalisyon derse seçim, seçim derse koalisyon.”

Benzer durum Paralel Yapı’ya bakış açısında da kendini gösterdi. MHP’lilerin kumpas ve şantaj kurbanı olduğu Paralel Yapı ve onun lideri Fethullah Gülen için “17 Aralık” öncesi sert ifadeler kullanan Bahçeli, 17 Aralık sonrası işin işine Erdoğan girince, AK Parti’nin soruşturma açtığı herkese madalya vereceklerini söyleyecek kadar Paralel Yapı’yı savunur hale geldi.

 

***

Sayın Bahçeli’deki Erdoğan düşmanlığı öyle boyutlara taşındı ki, 93 yıllık şanlı Zafer Bayramı’na (sanki Erdoğan’ın bayramı) o var diye gitmiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı TBMM Genel Kurulu’na giderse gitmiyor.

Üstelik  Selahattin Demirtaş’la pişti olma pahasına…

“Erdoğan’ı eleştirmek, yerden yere vurmak tamam” da, bu devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nı yok saymak nasıl bir milletçiliktir?

Üstelik bu Cumhurbaşkanı, hani 7 Haziran’da AK Parti’yi tek başına iktidardan indiren, bu halkın yüzde 52 oyuyla seçilmiş.

Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı’nı yok sayma tavrı, ondaki Erdoğan düşmanlığının nefretle açıklanamaz bir hal aldığının göstergesidir.

***

1 Kasım’da MHP1. parti olursa, sayın Bahçeli, “Kaçak Saray’a!” sayın Erdoğan’ın elinden “hükümet kurma görevi almaya gitmeyecek mi?

Giderse, geçmişte yaptıklarını nasıl açıklayacak?

Yoksa MHP’nin, Erdoğan gidinceye kadar, iktidara gelmek gibi bir düşüncesi yok mu?

MHP’nin keskin dönüşlü “Erdoğan’a göre “Devlet” politikası” millet nezdinde nasıl karşılık bulacak, 24 gün sonra göreceğiz.

 

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim