• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Konya 6 °C
  • Hakan Şükür ve Arif Erdem FETÖ'den değil aidattan ihraç edildi!
  • Tanju Çolak: Galatasaraylılığımı askıya aldım
  • FETÖ'cüleri ihraç etmeyen Galatasaray'a tepkiler
  • Hakan Şükür ve Arif Erdem FETÖ'den değil aidattan ihraç edildi!
  • Tanju Çolak: Galatasaraylılığımı askıya aldım
  • FETÖ'cüleri ihraç etmeyen Galatasaray'a tepkiler

ELVEDA!

Ümit Savaş

“Mutluluk, ağacın tek taşa beş meyve vermesidir.”

Yazmaya ara vermek istiyorum... Şiirsel, kafiyeli, manalı. Aramakla geçecek altı ay. Neyi kimi? Bunu bilmiyorum aslında. İnip çıkan grafikler, göstergeler gibi bir gelgit hali içinde yaşamak zaman zaman bu gibi düşüncelere sevkediyor insanı. Yazmadan geçebilecek altı ay olabilir mi? Olur demek zor. Bir yerlere, kimse görmese, duymasa, okumasa da bir şeyler çiziktirme istencini durdurmak nasıl mümkün olacak? Bunu bilmiyorum. Ama bırakıp gitmek geliyor içimden kendi içime doğru… Ne duruyorsun der gibisiniz.

Dışta, kamusalda, programlarda, şurda ya da burada sürekli görünür olmak bir noktada iç dünyamızda bir zafiyet, zayıflık meydana getiriyor. Kendimizi dinlemeye vakit kalmıyor. Koşuyoruz, sürekli koşuyoruz. Habire, durmadan, yeniden koşuyoruz asla yetişemeyecek olandan kaçmak için mi yoksa asla yetişilemeyecek olanı yakalamak için mi? Güzellikleri kaçırıyoruz. Ayrıntıyı. Duruluğu. Dinginliği. Unutulmuşluğu. Olgunlaşmıyoruz bu yüzden, yani hızdan ve koşuşturmacadan, sadece yıpranıyoruz. Yıpranmanın olgunluktan çok daha farklı bir boyutu var. Tükenmişliğe doğru götürüyor insanı yıpranmak... Olgunluk ise zenginliğe ve üretkenliğe ulaştırıyor. Olgunlaştığımızda daha büyük bir enerji buluyoruz içimizde ve gerekli ve gereksiz olanın ayrımını daha iyi yapıyoruz. Lüzumsuz vakit kayıplarından geride duruyoruz…  Zaman ayrılması gereken daha değerli şeylerin ayrımına varıyorsunuz. Yıpranmak ise susuzluğu gidermek için tuzlu su içmek gibidir. Kandırmıyor, doyurmuyor ama yine de yapıyorsunuz ve tükeniyorsunuz yıpranırken. Mümkün mü acaba hiç eposta açmadan, mesincıra bakmadan, gogılda arama yapmadan, haber sitelerine bakmadan yaşayabilmek… gogılsız bir on dakika yaşayabilir miyiz?

Bilmiyorum. Ömrün bir dönüm kuşağında bulunduğumu hissediyorum sadece ve bunu düşünmek istiyorum. Belki o zaman yazmak/yaşamak için yeni gerçekler/gerekçeler bulabilirim. Her şeyi gözden geçirmek istiyorum bunu yapamayacağımı bile bile. Ama deniyorum sonucu hep yenilgi olsa da yine. Eriyip giden bir ömür sermayesi içerisinde geride kalan ne var sorusunun bir cevabı olmalı bir yerlerde. Dönüp onu bulmalı, ona bakmalıyım her nasıl olacaksa bu… her şeyden, bütün görevlerden istifa etmek istiyorum aslında. Hayatın içinde değil kenarında bir seyirci olmak… bak bakalım seyre değer ne var alemde?

Okumak, yazmak ya da düşünmek sezgilerini artırıyor insanın ve siz incelmiş sezgi, düşünce, fikirlerinizle daha fazla yıpranıyorsunuz. O yüzden sanatçılar erken ölüyor, aşırı duygusallar çabuk yıpranıyor, çıldırıyor, kenarda kalıyor, kaybolmak istiyor. Her neyse,  

“beni artık kimseler arayıp da sormasın haramiler sofrasında/

 Yıktığım saltanatın dibinde inlediğim

aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın.” İsmet Özel

 Bu yüzden kalmak istiyorum. Ara vermek ve kendi bugünüme dair olan düşüncelerin ne ölçüde sıhhatli olduğunu ara(l)amak istiyorum. Önümde bir esrar perdesi. Perdenin arkasında ne var? Siz, bir çokları, gördüğünüz şeyin aslında perde üzerinde oynanan bir oyun olduğunu fark etmiyorsunuz, seyrine dalıyorsunuz. Oyun orada ama perde gerisinde bizi bekleyen ne? Cevabı kolay bulunan sorulardan değil bu soru.

Yaşamak üzerine bir deneme bu. Yazmak, yaşam… Yaşamın denemesi mi olurmuş! Kötü bir sanrı işte.

“Yaşamaktan öte bir özür bulamayınca aşka

Bütün cevapları bir bir gözden geçiriyorum.”

Vazgeçme hakkı hep saklı durarak elveda… Yoruldum artık. Kimbilir, haftaya dinlenirim belki yine…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Gülay taşkesen
12 Temmuz 2009 Pazar 13:19
Öze dönüştür kimbilir
Bizler uyanışa geçme zamanını bazı zamanlar kalbimizle yüreğimizle hissederiz. Hani o ıssız sokaklar varya kalabalık için de yalnızlık.Arayışların mükemmelliyetciliğiolmuşuz.Neden nasıl niçinlerle.Tabiattaki tüm varlıklar yazmak için dizilmişler amma dolu amma boş.Yazarak içimizdeki kasvetleri,fırtınaları,ölümsüzlükleri,nefesi, hissetmeyi her şeyi yazıyoruz.Yaşatanla yazdığımız her şey bizi yüceltir.demekki kalben kendini dinleme yerindesin.Olumluya sahiplik ederek yazman dileğiyle... Yaratandır yaratan toprağı suyu her şeyi.Bir sebeb vardırki dinlenmeye geçiyorsun.Eminim dönüşün muhteşem olacak biricik kardeşim.Esen kalll..
88.232.72.6
Pürsıçanlı Namık
03 Haziran 2009 Çarşamba 13:52
tuhaf
Bu isim ve yorum başlığı ile ilk yazınıza yorum yazmışım. Dönüp bakarsınız. Orada yazdığım bir sebeple yazılarınızın hepsini okuduğum anlaşılıyor. Veda etmeniz üzücü olmayacak. Süre zarfında keyif de vermiş değildiniz. Bağışlayın. Kişiseldir görüşlerim. Selametle...
212.175.112.157
Ayşe Nur BOZ
26 Mayıs 2009 Salı 20:17
Farkındalık Lüksü
İncelmiş sezgi, düşünce ve fikirleri dolayısıyla hayatın farkına varmış insanlar yıpranır, çıldırır ve belki bu idrak edişler ölüm sebebi olur.Fakat Ümit hocam hayatın sırrını çözemeden, ayrıntıları idrak edemeden, ki yani farkındalık lüksünü kaçırarak ölmek çok daha acı geliyor bana.. iyi ki varsınız selamlar
85.110.144.87
abdullah harmancı
26 Mayıs 2009 Salı 16:39
"bu şehirde ağaracak saçlarımız"
bu şehirden gitmek yok diyordu ya kavafis tıpkı onun dediği gibi gidemezsin ümitçiğim senin yurdun burası ya da benim yurdum ya da bizim yurdumuz burası gitmek yok yazıdan ve okumadan ve kültürden ve sanattan ve yayımlamaktan ve çiziktirmekten ve edebiyat dergilerinin sayfaları arasında kaybolmaktan başka çaremiz yok ümitçiğim bizim yerimiz burası biz artık "keş" olmuşuz müptela olmuşuz gidecek bir yerimiz de yok ne okey salonları ne stadyumlar ne galericiler ne iddaa bayileri ne siyaset mahfilleri bildiğimiz bir türkü var o da okumuk yazmak okurken ve yazarken yazarlar birliğinin bahçesinde yaşlanmak hepsi bu kadar :)))
212.175.112.134
sudenaz
25 Mayıs 2009 Pazartesi 13:12
selam aleyküm
memleket sizsiz olurmu dinlenın bir haftada lütfen gelin bir kaç yazar takip ediyorum memleketten bir siz bir mustafa uçurum birde mehmet ali köseoğlu bizi sizsiz bırakmayın selam ve dua ile..
78.168.108.142
Serpil A.
25 Mayıs 2009 Pazartesi 11:19
Dinlenin de gelin
Haftaya dinlenmiş olarak yeni bir yazıyla geleceğinizi umuyorum. Yoksa mesela okur, bir sürü abuksubuk yazı okumaktan çoktan yorulmuş ve sizin yazılarınızla yol buluyor, buluyorsa...
88.225.216.72
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim