• BIST 83.154
  • Altın 146,708
  • Dolar 3,7984
  • Euro 4,0449
  • Konya -7 °C
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!

Düşünceye Sınır Çizmek

Ufuk Karadavut

İnsanoğlu yaratıldığı günden beri dünyayı, dünyadaki olan biteni ve çevresindeki gelişmeleri öğrenmek ister. Yaşadığımız ya da çevremizde gelişen olayları oluşturan unsurlar arasında ilişki kurarak gelişmeleri anlamlı hale getirdiğimiz zaman dünya bizim için gerçekten anlamlı bir hale gelir. Ancak, bu ilişkilerin doğru ya da yanlış olduğu bizi fazla ilgilendirmez. Özellikle de bizi bunun doğru olduğuna yönelik olarak yönlendirenler varsa ‘düşüncelerimiz kesinlikle doğrudur’ deriz. Sahip olduğumuz düşüncelerin mümkün olduğunca doğru olması ancak, konu hakkında eksiksiz bir bilgiye ulaşmakla mümkün olur. Açıklamaya çalıştığımız özellikler üzerine yeterli uygun bir bakış açısı bulmak gereklidir. Bunun sağladığımız zaman sahip olduğumuz bakış açısının ‘mutlak doğru’ ya da ‘Alternatifi olmayan’ bir özellik oluşturmadığı ve başkalarının da düşüncelerinde güzel ve gerçek şeylerin olabileceğini anlamış oluruz. Beğenelim ya da beğenmeyelim hemen her düşünce ya da fikir tamamen güzel olmayacağı gibi tamamen kötü de değildir. Hemen hepsinden alabileceğimiz bazı güzel özellikle bulunabilir. Alınacak bu özelliklerin iyi belirlenmesi gereklidir. 

Düşüncelerimizin mutlak hakikat olup olmadığını bilme şansımız genelde olmaz. Ancak birincil kaynak mı ya da yoruma dayalı başkalarının sözleri mi olduğunu görme imkânımız olabilir. Eğer bunu yapamaz ve birincil kaynak ve yoruma dayalı ikincil kaynakları birbirine karıştırırsak mutlak hakikat kavramının içini yanlış ve yoruma dayalı şeylerle doldurabiliriz. Bunun sonucunda da karşımıza çıkacak olan hakiki düşünce ve olaylar karşısında kendimizi sıkı bir korumaya alır ve aklımızda hakikat olmayan ya da yoruma dayalı düşüncelerle onları en baştan silip atarız. İçeriklerini ve neler ifade etmek istediklerini anlamadan reddederiz. Bunları söylerken günlük olaylar ve düşünceleri ifade ettiğimizi ve bizi biz yapan temel değerler hakkında konuşmadığımızı da belirtmek isterim.

Sahip olduğumuz gerçekler dizisinde, karşımıza çıkan hemen her düşünceyi eğer aklımızdakine uygunsa kayıtsız şartsız destekleriz. Ama tam tersi ise daha en başından karşı çıkarız. Aslında bu bizim ideolojileşmiş bir yapıya sahip olduğumuzun da bir göstergesidir. Dar bir alana kendimizi sıkıştırarak aslında daha geniş olan ya da olabilecek alanlara girmemizi yasaklarız. Belki farkında olmayız ama bu kendimize verdiğimiz bir cezadır. Kendi zihin dünyamızı adeta dondururuz. Aklımızda olanın dahilinde bir fikirle karşılaştığımızda memnun olurken, bunun dışındakilere karşı çıkarız. Artık bizde birer ‘düşünceye uygunluk’ arayan insanlar yığını haline dönüşmüş oluruz.   

Toplumsal olaylar çok boyutlu bir özellik gösterirler. Asla durağan değildirler. Hemen hepsinin de değişmezleri ve olmazsa olmazları vardır. İlk bakışta oldukça basitmiş gibi görünseler de aslında hemen her boyutu ile kavrama imkânımız olmaz. Bize sunulan düşünceleri iyice kavramamız ve akıl süzgecinden geçirmemiz gerekir. Düşünceye uygunluk çerçevesinden bakmak yerine karşımızdaki düşüncelerinde doğru olabileceğini düşünerek biraz daha anlayışlı olmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Eğer bunu yapmazsak, gerçekleri bulmak yerine kişisel kabullerimizi başkalarına kabul ettirmenin mücadelesini yapmış oluruz. Bu mücadele eğer ölçüsüz olursa karşımızdaki insanları sindirmeye ve söz söylemelerini engellemeye kadar götürebiliriz. Belli bir noktadan sonra ise saldırı başlar. Saldırmaya başlayan insanların asıl zayıf noktaları söyleyecek bir şeylerinin kalmamasındandır. Malzemeleri kalmayanlar saldırmayı ve karşısında kilerini yok etmeyi en kolay yol olarak görmeye başlarlar. Özellikle de birileri bu psikolojiyi kullanırsa şiddet kendisini gösterir. En tehlikeli aşama da bundan sonra başlar.

Bizim yapacaklarımız her şeyden önce okumak ve okuduklarımızı düşünmektir. Yalnızca okumak tek başına bir şey ifade etmez. Yapılması gereken, okuduklarımızın ne anlam taşıdığını ve bizi nereye götüreceklerini düşünmektir. Yazılanların büyük çoğunluğu okuyanların düşüncelerini geliştirmek ve yeni düşüncelere zemin hazırlamak içindir. Peygamberimiz ‘İki günü eşit olan ziyandadır’ sözü ile kastedilen şey insanın her konuda kendisini yenilemesi ve geliştirmesi ile açıklanmaktadır. Bizlerde eğer iki günümüzü eşit tutmak istemiyorsak okumalı ve okuduklarımızı düşüncelerimizle desteklemeli ya da geliştirmeliyiz. Gelişme ve değişim işte o zaman başlar. Aksi takdirde dile getirdiğimiz şeyler başkalarının düşünceleri ve söyledikleri olur. Bunu yapmaya devam edersek kendi iç dünyamızı kendi düşünce dünyamızı silmiş oluruz. Birilerinin ortalarda dolaşarak duygu yüklü mesajlar vermesi bizi etkilememelidir. Çünkü dünya yalnızca duygularla yönetilmemektedir. Duygu ve düşünceler birlikte hareket ederse bir anlam taşımaktadır. Dünyayı yönetenlerde bu ikisini çok iyi kullanmaktadırlar. Önde gelenlerin dediğini tekrarlayan bir toplum gelişmesini tamamlayamamış toplumdur...      

           

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim