• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 0 °C
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!

Doğru olanı hatırlamak

Ufuk Karadavut
İngiltere’de Kraliyet Sanat Akademisi’nde Türkler’in göçebe hayatı sürdükleri Orta Asya bozkırlarından Anadolu'ya gelişleri, göçebelikten yerleşik medeniyete geçiş sürecinde ortaya koydukları sanat eserlerinin yer aldığı ‘Türkler’in Bin Yılı’ isimli bir sergi açıldı. Bu sergi Avrupalılar kadar Türkler için de önemli. Çünkü tarihi akış içerisinde Türkler’in Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya uzanan macerasını sergileniyor. Aynı zamanda bu geniş coğrafya içinde bin yılda imparatorluk çapında devlet kurmuş nadir uluslardan birinin birikimini ifade ediyor. Bu sergi, Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya doğru akan göçebe Türkler’in medeniyet dönüşümünü gerçekleştirerek dahil oldukları yeni bir medeniyeti yani İslam medeniyetini Avrupa'ya taşırken kendilerinin de dönüşümünü ifade ediyor. Bu tarihi süreç aslında Türklerin sadece Anadolu'ya doğru uzun yürüyüşlerini değil İslam medeniyetine geçişin tarihidir. The Guardian'da sergiyi değerlendiren Jonathan Jones'un da belirttiği gibi at sırtında göçebe hayatı yaşayan çekik gözlü Asyalı bir kavmin Müslüman olmasıyla birlikte İslam medeniyetine intisap edişi ve bu medeniyetin savunucusu olarak Anadolu'da Haçlılara karşı mücadelesi, Bizans üstüne yürümesi ve nihayet 1600'lerde zirvesine ulaştığı Osmanlı ile Avrupa'ya meydan okuyuşunun ve buraya yerleşmesinin hikayesi. Batı medeniyetini merkeze alarak onun dışındaki tüm insanlık birikimini yok sayan yaklaşımla İslam medeniyetini kendi doğasından kaynaklanan bir gayrı-insanilik/barbarlık/gerilik içerdiğini kabul eden batılı yaklaşımın tersine, Türkler’in bunu nasıl başardıklarının ve bugün nerede yanlışın yapıldığını sorusunu temel alarak bir özeleştiriyi başta Türkler olmak üzere tüm Müslümanlar’ın kendilerine yöneltmesi gerekir. İslam dünyasının ve Türkler’in hesaplaşması ve aşması gereken bir problem alanı olarak "nerede yanlış yapıldı" sorusu her şeyin baştan itibaren yanlış olduğunu ima eden oryantalist-tarihçilerin bir yanıltma ve Türkleri aşağılama propagandasından başka bir şey değildir. Sayın Akif Emre ‘Nerede yanlış yaptık sorusu bizim için önemli olduğu kadar bundan önce "gerçekleştirdiğimiz doğruların ne olduğu", yani 'neyi terk ettiğimiz' için bu halde olduğumuzun sorusu da bir o kadar önemlidir’ diyerek önemli noktaya temas etmiştir. Türklerin medeniyet bilincini sarsmaya yönelik bir itirafçılığa dönüşen "yanlış olan neydi" sorusundan önce gerçekleştirdiğimiz "doğruların neler olduğu"nu bir kez daha hatırlamanın önemi çok büyük. Medeniyet bilincini yitiren bir toplumun saygınlığı olmayacağı gibi yarınları da olmayacaktır. Bu sergi vesilesi ile Türkler’in Asyalılığı’nı hatırlatacak bir imajın oluşmasından rahatsız olanlar var. Avrupalılar’ın Türkler’in Asyalı olup olmadıklarının fazlaca bir önemi yok. Önemli olan Türklerin Müslümanlığıdır. Sorun, yine Akif Emre’nin tespitiyle ‘Türklerin Asyalılığından çok bin yıllık yürüyüşte onları dikkate alınmaya değer kılan tek kıymetleri olan İslam medeniyetiyle olan aidiyet ilişkisinin bu sergi vesilesiyle hatırlatılmış olmasıdır. Türkleri Avrupalılardan farklı kılan bir zamanlar çekik gözlü Asyalı kavim imajından çok hâlâ ait oldukları varsayılan İslam medeniyetiyle olan ilişkileridir.’Bu noktada sorulması gereken temel soru; son bir yıl içinde Türklerin İslam medeniyeti ile kurdukları bağı söküp çıkardığınızda elde ne kalacağıdır. Kalan tek şey kendilerinden daha güçlü kültür ve medeniyeti içinde eriyen etnik kimliğini de kaybetmeye mahkûm bir topluluk. Tarihte bunun örnekleri çok. Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri bunu çok önceleri görmüş ve batıya Fetih için giden askerlerin başına öğrencilerinden birisini vererek islamdan uzaklaşmalarını engellemek istemiştir. Çünkü, Bulgar, Macar ve Polonyalı Türklerin islamdan uzaklaşmaları ile Türklüklerini kaybetmeleri tarihi bir gerçektir. İslam, çoğu batıcıların iddia ettiğinin aksine, Türklerin Türklüklerini de korumalarını sağlamıştır. Doğru olana sahip çıkamayanların yanlışı sorgulama hakları olamaz.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim