• BIST 93.616
  • Altın 209,835
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • Konya 3 °C
  • AK Parti Konya belediye başkan adayları
  • Enflasyonla mücadele kampanyasına destek sürüyor! İşte Tüm Liste
  • Şehit yakını, gazi ve gazi yakını atama kuraları gerçekleştirildi!
  • AK Parti Konya belediye başkan adayları
  • Enflasyonla mücadele kampanyasına destek sürüyor! İşte Tüm Liste
  • Şehit yakını, gazi ve gazi yakını atama kuraları gerçekleştirildi!

Cumhuriyet gazetesi davasının gerekçeli kararı açıklandı

Cumhuriyet gazetesi davasının gerekçeli kararı açıklandı
Gerekçeli karardan: "Davada gazetenin birtakım manşetleri, köşe yazıları, haberleri delil olarak yer almıştır. Davada gazetenin yayın politikasının değiştirilmesi eleştirilmemiş ve fakat yayın politikası değişikliği ile yardım olunan örgütler arasın

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında açılan, firari sanıklar gazetenin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar ve İlhan Tanır ile aralarında Akın Atalay ve Ahmet Şık'ın da bulunduğu 20 sanık hakkındaki davada verilen kararın gerekçesi tamamlandı.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nce hazırlanan 269 sayfalık gerekçeli kararda, iddianame, mütalaa, sanık savunmaları, tanık beyanları, terör örgütleri FETÖ, PKK ve DHKP/C'nin yapısı, dosyadaki delillerin değerlendirmesi ve kısa karar yer aldı.

Gerekçeli kararda, Cumhuriyet gazetesinin yapısı ve vakfına ilişkin bilgiler de aktarıldı. Kararda, Cumhuriyet gazetesinin kurulduğu ilk günden bu yana temel ilkelerini bu davada da çokça tartışılmış olan vakıf senedinin belirlediği ilkeler çerçevesinde oluşturduğu bir yayın çizgisi ile haber yaptığı belirtilerek, ''Toplumsal yapıya ve demokrasiye katkısını bu şekilde sunmuştur. Gazete zaman zaman eleştirilmiş, zaman zaman referans alınmış ama her daim Atatürkçü ve aydınlanmacı çizgisi ile bilinegelmiştir. Nitekim gazete kendi adıyla ve ilkeleriyle özdeşleşmiş Nadir Nadi, İlhan Selçuk gibi adeta efsane olmuş başyazarlarını toplumla tanıştırmıştır.'' ifadelerine yer verildi.

Vakfın yapısı, amacı ve senedinden detaylı olarak bahsedilen gerekçeli kararda, vakıf senedine ilişkin şu değerlendirme yapıldı:

''Elbette bir gazetenin kendi vakıf senedindeki ilkelere uyup uymadığı hususu bir ceza yargılaması konusu olmayıp cezai yaptırımdan uzaktır ve öyle de olmalıdır. Ta ki bu gazetenin terör örgütlerine yardımdan suçlanması aşamasında vakıf senedinden başlangıç ilkelerinden ve vakfın amacından ayrılmanın bir kriter olarak yer almasına kadar.''

Kararda, savunmanın bildirdiği "gazetecilik yargılanamaz" savı, Basın Kanunu, hak düşürücü süreler ve editoryal bağımsızlık konularına ilişkin değerlendirmelere yer verildi. Gerekçeli kararda, davada savunma tarafının gerek sanıklar tarafından bireysel bir biçimde gerek vekillerin sözlü ve yazılı açıklamalarıyla ileri sürdüğü ve davanın yersizliğini dayandırdığı ana argümanlardan bir tanesinin de "gazeteciliğin yargılanamaz" olduğu şeklindeki söyleminde bulunulduğu anımsatıldı.

Davada gazetenin birtakım manşetleri, köşe yazıları ve haberlerinin delil olarak yer aldığı hatırlatılan kararda, davada gazetenin yayın politikasının değiştirilmesinin eleştirilmediği ve fakat yayın politikası değişikliği ile yardım olunan örgütler arasında illiyet kurulmak için bu yayın politikasının değişikliğine atıflarda bulunulduğu kaydedilerek, ''Bir mukayese söz konusudur. Kaldı ki bu durum iddianamenin kendi örgüsünde yer alan bir şey de değildir. Yayın politikasının dramatik şekilde değiştiği hususu, bizzat bir kısmı tanık olarak dinlenen, bir kısmı iddianamede görüş olarak yer alan gazetenin eski köşe yazarları, etkili kalemleri tarafından da bildirilmektedir. Dolayısıyla bu değişiklik iddiası, bizatihi iddianamenin ve davanın kapsamında ortaya konulan yeni üretilen, yaratılan bir tartışma konusu olmamıştır.'' ifadesine yer verildi.

- Basın özgürlüğü

Basın Kanunu'na ve basın özgürlüğüne de değinilen kararda, basının demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğu, fakat dünyanın herhangi bir yerinde en demokratik olduğu bildirilen yerlerde bile basının tüm kurallardan bağımsız olduğu ve basına sınırsız bir özgürlük tanındığının söylenemeyeceği belirtildi.

Basın Kanunu irdelendiğinde birinci maddede kanunun amacının, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemek olarak açıklandığını anlatılan kararda, üçüncü maddede ise "basın özgürlüğü" kavramının başlık olarak ele alındığı, buna göre, "Basın özgürdür. Bu özgürlük bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir." denilmek suretiyle devlet otoritesinin, yasama gücünün basının özgür olduğunu bildirip bunun sınırsız olmadığını, net bir şekilde ikinci fıkradaki istisnai durumda ortaya koyduğu vurgulandı.

Kararda, ''Basın mensupları ve medya organları, gazeteciler kurallardan bağımsız değildir. Davada gazeteciliğin yargılandığı ve yapılamaz olduğu yönündeki argüman yasal zeminde karşılık bulmamaktadır.'' ifadesi kullanıldı.

Basın Kanunu'ndaki hak düşürücü süreye ilişkin yapılan itirazlara da cevap verilen gerekçeli kararda, davada her bir sanığın yazmış olduğu tek bir köşe yazısından yargılanmadığı gibi gazete yöneticilerinin de gazetedeki tek bir haberden dolayı yargılanmadığı belirtilerek, Basın Kanunu'ndaki 4 aylık hak düşürücü süre bu şekliyle ya da uzamış haliyle geçmiş olsun ya da olmasın, her bir yazı ya da haber münferit olarak yargılama konusu olmamakta ve fakat açılan davada ana suçlama olan "terör örgütlerine bilerek ve isteyerek yardım" suçlamasının olup olmadığını değerlendirmeye kriter oluşturan birer "delil" niteliğinde olduğu anlatıldı.

Kararda, eğer yazıların ya da haberlerin bizzat kendisinin bir sanık için yargılama konusu olması halinde o zaman bunların 26. madde çerçevesinde irdelenmesi gerektiği ifade edilerek ancak bu haber ya da yazıların bütünün içerisinde birer parça teşkil eden sanıkların kastını tartışmaya irdelemeye ve diğer delillerle bütünleştirmeye yönelik birer unsur olarak yer aldığı anımsatıldı. Tüm yazı ya da haberlerin CMK 206 ve devamı maddeleri çerçevesinde tanımlanmış birer "delil" mahiyetinde olduğu anlatılan kararda, ''Bu nedenle de bazı yazı ya da haberlerin hak düşürücü süreden dolayı bu davada tartışılamaz olduğu yolundaki savunmalar, davanın mahiyetinden dolayı kabul edilebilir değildir." denildi.

Gerekçeli kararda, "editoryal bağımsızlık" konusunda ise mevcut davada aslında her iki halinin de davada tartışıldığı ya da tartışılması gerektiği bir süreç yaşandığı hatırlatılarak, davadaki ana hareket noktalarından birinin zaten gazetenin, gazete dışı ve gazete ilkeleri ötesinde güç odağı niteliğindeki örgüt ya da örgütlenmelerden etkilenerek yayın yaptığı, diğerinin ise haberlerin verilme şekli, manşete yansıma biçimi hususunda aslında fiili durumun ideale çok da yakın olmadığı hususu olduğu dile getirildi.

Konuya ilişkin sanıklar Ahmet Kadri Gürsel ve Ahmet Şık'ın duruşmadaki beyanları şu şekilde aktarıldı:

''Sanık Ahmet Kadri Gürsel: 'Fiili durumu anlatayım: Gazete günde dört toplantı yapar. Birinci toplantı servis müdürleri ile yazı işlerinin bir araya gelerek yaptığı toplantı. Sonra Genel Yayın Yönetmeni, Yazı İşleri Müdürü, Haber Müdürü ve benim katıldığım, bu sunumların değerlendirildiği ikinci bir toplantı. Öğlen servis şefleri ve benim sayfanın çizimiyle ilgili olan birinci sayfanın yapılması ile ilgili olan toplantı... Yani günde iki toplantıya katılırdım ve sorulara öneri ricalarına ve varsa önerilerimi bu toplantılarda dile getirirdim'

Sanık Ahmet Şık, 14 Mart 2015 tarihli (Ya APO Kandil'e, Ya Biz İmralı'ya) başlıklı röportajın açıklamasını yaparken 'Söyleşi yapılmış ve hiçbir şekilde hakikati eğip bükmeyen haberin öznesinin söylediği cümleleri kendisinin söylediğini belirtilerek ekleme ya da çıkarma yapmadan sadece dil bilgisi kurallarını düzelterek, bir hakikati işaret eden, nesnel gerçekliği herhangi bir şekilde tahrif etmeden anlatılmış bir haberdir.' ifadesini kullanmıştır. Ancak haberlerin tartışılması, veriliş şekli hususunda bizzat sanık Gürsel'in beyanları dikkate alındığında da bu defa fiilen bir editoryal bağımsızlık olmadığı yani haberin tartışıldığı, yayın danışmanından fikir alındığı, görüş sorulduğu anlaşılmakla aslında bu haberin yapılmasında gazetenin de bir ilavesinin olduğu ortaya çıkmaktadır.''

Kararda, firari sanıklardan Can Dündar tarafından yazılmış olan ve yargılama aşamasında da bahsi geçen ''Tutuklandık'' kitabının 17. ve devamı sayfalarında yer alan MİT tırları haberleri konusundaki tartışmayı naklettiği, söz konusu tartışmaya göre sanığın aslında haberin bir tek genel yayın yönetmeni olarak değil vakıf yöneticisi ve icra kurulu başkanı olan Akın Atalay'ın da bilgisi dahilinde olduğu, o zaman haber koordinatörü olan Murat Sabuncu'nun olumlu görüş bildirdiği, sanık Bülent Utku'nun ise haberin yapılmamasından yana görüş bildirdiği hususuna yer vermesi ile vakıf yöneticilerinin ya da icra kurulunun haberlerde ana unsur olarak yer aldığını gösterdiği kaydedildi.

- Karar

Mahkeme heyetinin 25 Nisan'da davaya ilişkin açıkladığı kısa kararına göre, sanıklar Bülent Yener, Turhan Günay ve Günseli Özaltay hakkında ''silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte terör örgütüne yardım etme'' suçundan dava açıldığını belirterek, sanıkların terör örgütlerine yardım ettikleri iddia olunan süreçte taşıdıkları sıfat, yardım kavramını somutlaştıran iş ve eylemlere yönelik katkı durumları dikkate alındığında cezalandırılmalarına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatlerine karar verilmişti.

Mahkeme heyeti, Cumhuriyet gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay'ın, "PKK, DHKP/C ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütlerinin içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte bu örgütlere bilerek ve isteyerek yardım etmek'' suçunu işlediğinin tüm deliller kapsamında değerlendirildiğini belirterek, suçun işlendiği zaman, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, güttüğü amaç ve saik, kasta dayalı kusurunun ağırlığı ve eylem içerisinde yer alma şeklini dikkate alarak, Atalay'ı bu suçtan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırmıştı.

''Terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etmek'' suçundan Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Vakıf Başkanı Mehmet Orhan Erinç'in 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına hükmeden mahkeme heyeti, aynı suçtan Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Murat Sabuncu ve muhabir Ahmet Şık'ın da ayrı ayrı 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermişti.

Mahkeme heyeti, "terör örgütlerine bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçundan sanıklar Bülent Utku'yu 4 yıl 6 ay, Kadri Gürsel'i 2 yıl 6 ay, Aydın Engin'i 7 yıl 6 ay, Hikmet Aslan Çetinkaya'yı 6 yıl 3 ay, Güray Tekin Öz, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör ile Önder Çelik'i de ayrı ayrı 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırmıştı. Mahkeme ayrıca, Yusuf Emre İper'i ''terör örgütü propagandası yapmak'' suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırmıştı.

Twitter'daki "jeansbiri" hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu hakkında "terör örgütü yöneticisi olmak'' suçundan dava açıldığını hatırlatan mahkeme, sanığın mevcut deliler kapsamında ''silahlı terör örgütü üyesi olmak'' suçuna vücut verdiğini değerlendirerek, sanığın örgüt içerisindeki konumu, eylemin yoğunluğu, ''jeansbiri'' isimli sosyal paylaşımları nedeniyle etki gücü gibi nedenleri dikkate alan mahkeme, sanığı bu suçtan 10 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

- ''Jeansbiri'nden ele geçirilen paralar müsaderede

Mahkeme, Aydoğdu'da ele geçirilen para sayma makineleri, 238 bin 843 dolar, 48 bin 910 lira ve 3 adet toplamda 34 bin lira tutarındaki çeklerin suçun işlenmesiyle elde edilen ekonomik kazançlar olduğu anlaşıldığından müsaderesini kararlaştırmıştı.

Ceza alan 14 sanık hakkında yurt dışına çıkış yasağı koyan mahkeme, sanıklar Mehmet Orhan Erinç, Bülent Utku, Güray Tekinöz, Önder Çelik, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya, Turhan Günay ve Akın Atalay'ın ''güveni kötüye kullanma'' suçundan beraatlerine hükmetmişti.

Mahkeme heyeti, haklarında yakalama kararı bulunan firari sanıklar gazetenin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar ve İlhan Tanır'ın yapılan tüm aramalara rağmen henüz yakalanmamış ve savunmalarının alınamamış olması nedeniyle dosyalarının ayrılmasına karar vermişti.

Sanıkların "gazetecilik yargılanamaz" savıyla savunma yaptıkları belirtilen gerekçeli kararda, dünyanın herhangi bir yerinde en demokratik olduğu bildirilen yerlerde bile basının tüm kurallardan bağımsız olduğu ve basına sınırsız bir özgürlük tanındığının söylenemeyeceği, gazetecilerin kurallardan bağımsız olmadığı ve "gazetecilik yargılanamaz" savının yasal zeminde karşılık bulmadığı ifade edildi.

Açılan davada sadece sanıkların FETÖ/PDY'ye yardım nedeniyle suçlandıkları yolunda bir ön plana çıkış olduğu hatırlatılan kararda, sanıkların lehine yardımda bulunulan tek örgütün FETÖ olmadığı, kısa kararda da belirtildiği üzere PKK ve DHKP/C terör örgütlerine yardımın da bu davada suçlama konusu olduğu ve sanıkların mahkumiyetine sebebiyet olarak yer aldığı aktarıldı, söz konusu örgütlerin yapısı özetlendi.

Gerekçeli kararda, esasen sanıklara yöneltilen suçlamanın ana omurgasını oluşturan hususun, iddianamede de yer aldığı gibi "gazeteye terör örgütlerinin iradelerinin nüfuz etmesi" olduğuna dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:

"Yani gazete yönetiminin sanıklar tarafından oluşturulup gazete haber sisteminin yönlendirilmesiyle terör örgütlerine yardım da bulunulduğu katkı sağlandığı noktasıdır. Bir gazetenin ne şekilde terör örgütleri tarafından kamuoyu oluşturmak, argümanlarını dikte etmek, kendini legalize etmek ve siyasete etki etmek için kullanılabileceği müstakil bir başlık altında anlatılmıştır. İddianamede, 'sanıkların gazetede kendi istedikleri otokontrol sistemini sağlamak üzere ilk önce gazetenin yapısal yönüyle ilgili harekete geçerek vakıfta çoğunluğu ele geçirdikleri, ardından genel yayın yönetmeninin değiştirildiği, kadronun şekillendirildiği ve bu şekilde gazetenin kendi özünden, bağımsız bir şekilde eski ilkelerinden ve vakıf senedindeki ilkelerden farklı bir biçimde çelişkiler oluşturacak şekilde yayın yapmaya başladığı' belirtilmiştir. Artık bunun birçok kişi tarafından dile getirilir olması Cumhuriyet okurlarının tepkisel yaklaşımlarının bu durumu desteklemesi ve dahası gelinen noktada gazetenin 15 Temmuz darbe girişimine zemin hazırlayan ana çerçevede yer alması, bu davada 'FETÖ/PDY yöneticiliği' suçundan hakkında dava açılan Ahmet Kemal Aydoğdu isimli sanığın, Cumhuriyet'in yayınları içerisinde yer alması gibi hususlar, temel çıkış noktaları olarak görülmektedir."

- Değerlendirmeye alınan deliller

Kararda, mahkemece sanıklar yönünden, değerlendirmeye alınan deliller de şöyle sıralandı:

"Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulunun oluşumuna yönelik tartışma, MİT tırları haberleri ve bu haberlerin ne anlama geldiği, Cumhuriyet Savcısı Selim Kiraz'ın şehit edilmesi olayı çerçevesinde gazetenin izlediği yöntem ve yol, 15 Temmuz darbe girişimi aşamasında yer alan haberler, PKK yöneticileriyle yapılan mülakatlar ve haberlerin verilme şekilleri, Özcan Şişman beyanlarına ait haber, İlhan Tanır'ın Cumhuriyet gazetesine gelişi, Fetullah Gülen'i öne çıkaran yaklaşım ve yazılar, gazetenin İlhan Selçuk döneminde ve öncesinde göstermiş olduğu toplumsal reflekslerin yerini terör örgütlerinin yayın organlarıyla paralel yayınlara bırakması, gazetede yer edinen Fuat Avni haberleri, 'Jeansbiri' isimli hesap kullanıcısına ait paylaşımların gazetede yer bulması, Cumhuriyet Gazetesi Okurları Platformu (CUMOK) kavramı ve süreçte tepkisi, iddianamede yer alan bir takım haber ve yazıların delil olma özelliği, bazı sanıkların ByLock kullanıcılarıyla olan telefon trafiği, mahkemeye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 31 Ekim 2017 tarihli belge (Osman Kavala dijital raporu) ve 15 Temmuz darbe girişimi aşamasında, 'Yurtta Sulh Konseyi' tarafından TRT'de okutturulan bildiri kapsamındaki bazı olaylar ve ibarelerin delillerle örtüşen ve tesadüfü aşan değerlendirmesi."

15 Temmuz darbe girişiminden hemen önce gazetede yer alan haber ya da köşe yazılarının dışında darbe girişiminden hemen sonra gazetenin tavrı ve yaklaşımının, vakıf senedinde belirtilen basına ilişkin tüm mevzuat hükümlerinin kapsamında yer alan "kamu düzeninin sağlanması, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliğinin korunması " ilkelerine net bir şekilde aykırılık oluşturduğu belirtilen kararda, 14 Mart 2015 tarihinde Ahmet Şık'ın PKK yöneticisi Cemil Bayık ile yaptığı röportajda, PKK ve KCK'nın temel tezlerinin ileri sürülüp desteklendiği açıklamalara yer verildiğinin açıkça görüldüğü aktarıldı.

- İlhan Tanır'ın Cumhuriyet gazetesine gelişi

Gerekçeli kararda, İlhan Tanır'ın darbe girişiminden sonra FETÖ ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle KHK kapsamında kapatılan "haberdar.com" isimli internet sitesinin Washington temsilciliğini yürüten kişi olduğuna dikkat çekilerek, bu kişinin gazeteye gelişinin, yine bir çok konuda "yardım" kavramını destekleyen haber ve manşetlerin kullanılmasında başaktör olan Can Dündar'ın gazeteye gelişiyle zaman yönünden paralellik gösterdiği, gazetenin karar organı olan vakfın editöryal ve haber patronlarının Tanır'ın yaklaşımını bilerek gazetede yer verdikleri, dahası birçok haberinin gazetede yer bulduğu ve bu durumun gazetenin vakıf senedindeki ilkelerle bariz çelişki oluşturduğu kaydedildi.

- Gülen'in açıklamasının logo üzerinde yer alması

Gazetede FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'i öne çıkaran yaklaşım sergilendiği ve yazılar yazıldığı da belirtilerek, şu değerlendirme yapıldı:

"Gerek Akın Atalay gerek Murat Sabuncu gerek Aydın Engin gibi sanıkların sosyal medya paylaşımları, Hikmet Çetinkaya'nın Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'na yakın duruşu ve yazıları, Can Dündar'ın 24 Aralık 2013'de yazdığı, 'Piyonlar devrildi' başlıklı yazıda yaptığı atıf, duruşmada da çokça üzerinde tanık beyanları ve görsel sunumlarda durulduğu üzere Gülen'in açıklamasının logo üzerinde yer alması (23 Mayıs 2015) şeklinde olan yazı ve anlatımlar, Fetullah Gülen'i mutlak doğru ve masum kabul eden referans alan bir tavır sergilemektedir. Nitekim 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra bile artık darbe girişiminin bu şahıs ve örgütüyle ilişkisi net olarak ortadayken gazete, Gülen'in aleyhine olacak şeyleri yine net bir şekilde ortaya koymaktan kaçınarak ve fakat devleti halkı ve güvenlik güçlerini kaosa yatkın olmak ile suçlayarak sürdüregeldiği bu yardımsever tavrını devam ettirmiştir.

Bu durum Cumhuriyet gazetesi gibi temelini laiklik, devletin bütünlüğü ve aydınlanmacı yaklaşımdan alan bir gazete yönünden sarsıcı ve dikkat çekicidir. Bu çelişki gazetenin bu haber ve yazılarının yardım kavramı çerçevesinde delil olması gerektiği sonucuna mahkemeyi götürmüştür."

- Gazetenin başlıklarındaki farklar

Gerekçeli kararda, Cumhuriyet gazetesinin İlhan Selçuk döneminde ve öncesinde gösterdiği toplumsal reflekslerin yerini terör örgütlerinin yayın organlarıyla paralel yayınlara bıraktığı da belirtilerek, gazetenin 12 Mayıs 2013 tarihli sür manşetinin "Katiller " şeklinde olduğu, bu haberin Reyhanlı'daki patlama üzerine 43 vatandaşın hayatını kaybetmesi üzerine yapıldığı, haberde terörün çarpıcı bir biçimde verildiği ve lanetlendiğine dikkat çekildi.

"Dikkat çekilmesi gereken bir husus da bu denli önemli bir olayda bile logo en üsttedir, oysa aynı gazete 15 Temmuz sonrasında ülkeyi emperyalist güçlerin egemenliği altına sokmak girişiminde bulunan FETÖ'cü grubun gerçekleştirdiği darbe girişiminde birçok şehidimiz olmasına rağmen bu denli çarpıcı başlıkla çıkamamıştır." ifadesinin yer aldığı kararda, Cumhuriyet gazetesinin FETÖ'nün yayın organlarına (Zaman, Samanyolu TV) ne kadar yaklaştığını gösteren bir hususun da artık FETÖ kumpası olduğu netlik kazanan Ergenekon ve Balyoz davaları sürecindeki mesele olduğu aktarıldı.

- "Gazete, PKK, KCK ve hatta DHKP/C'ye övgüler dizer hale geldi"

Gazetenin 6 Ağustos 2013'teki sür manşetinin "Adalet eliyle siyasi intikam" başlığı olduğu anımsatılan kararda, haberde Ergenekon davasındaki cezaların eleştirildiği belirtildi.

Kararda, "Oysa FETÖ tarafı Ergenekon'un destekçisi ve yaratıcısıdır. Buna karşın 18 Aralık 2013 tarihinde, 17 Aralık olaylarına atıf yapılarak gazete, 'Cemaat şah dedi' başlığıyla haber yayınlamıştır. 17 Aralık süreci de takipsizlikle sona ermiştir. 22 Ekim 2009 tarihinde Cumhuriyet gazetesi Türkiye'ye giren PKK'lıların serbest bırakılmasını alıntılar yaparak hukuksal anlamda eleştirel bir yapı sergilemiştir. Aynı Cumhuriyet sonrasında, objektif olmanın ötesinde PKK-KCK'ya ve hatta DHKP/C'ye övgüler dizer hale gelmiştir." ifadelerine yer verildi.

Mahkemeye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 31 Ekim 2017 tarihli bir belge gönderildiği hatırlatılan kararda, evraktaki dijital çözümlemeye göre 4 Eylül 2016 tarihinden itibaren Kavala'nın Can Dündar ile iletişiminin olduğu, bu iletişimin iddianamenin kabul edildiği tarih sonrasında da devam ettiği ve iletişimin mevcudiyetinin Kavala'nın soruşturmaya uğrama gerekçesi yönünden önemli olduğu anlatılarak, "Kavala hakkındaki soruşturmanın temelinde FETÖ dahil diğer terör örgütlerinin de maddi olarak fiziki olarak etki ajanlığı ve sosyal medya paylaşımlarıyla desteklediği, Gezi olaylarıyla irtibatlandırma ve darbe girişiminin planlayıcısı olduğu bildirilen yabancı uyruklu bir şahısla yoğun telefon trafiğinin şüphe yaratması söz konusudur. Onun dışındaki ayrıntıları iddianamemizin kabul tarihi sonrasına karşılık geldiği için delil olarak yer almayacaktır." denildi.

Tanık beyanları, sanıklara yöneltilen suçlamalar, aleyhlerindeki deliller, sanık ve avukatlarının savunmaları ile savcılık mütalaasına yer verilen gerekçeli kararda, şunlar kaydedildi:

"Terör örgütlerine yardım kapsamı içinde ya da karşılığında gazetenin ve iştiraklerin mali yapısının bozulması yönünden aleyhe bir delil elde edilememiş ise de gazetenin bu örgütlere ve amaçlarına hizmet eden yardım eylemi çerçevesinde önce buna ilişkin altyapıyı oluşturmak için gazetedeki yönetim kadrosunun oluşturulması, gazete ile özdeş sayılamayacak genel yayın yönetmeni ya da muhabirlerin gazeteye transferi, bu dramatik değişikliğin tepkisel ortaya konuluşlarına karşı sessiz kalınması ve nitekim gazetenin senette yer alan yayın ilkeleri ile taban tabana zıt hareket eden örgüt ve yayın organlarıyla aynı manşette buluşması noktasına gelinmesi birlikte değerlendirildiğinde, açıklanan tüm delillerden ve her bir sanığın bireysel durumunun irdelenmesi aşamasında yer aldığı üzere, 'terör örgüt üyesi olmaksızın yardım' unsurlarının oluştuğunun kabulü ile sanık Ahmet Kadri Gürsel'in mahkumiyeti dışında takdiren oy birliğiyle hüküm kurulmuştur."

 

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Husilerden "barış" girişimi19 Kasım 2018 Pazartesi 03:58
  • Beyoğlu'nda yangın19 Kasım 2018 Pazartesi 03:48
  • Afrika Birliği, Cumhurbaşkanı Bongo için Gabon'a heyet gönderecek19 Kasım 2018 Pazartesi 03:38
  • İngiltere Dışişleri Bakanı Hunt İran'a gidiyor19 Kasım 2018 Pazartesi 03:03
  • Bursa'da silahlı kavga: 1 yaralı19 Kasım 2018 Pazartesi 03:03
  • Manisa'da kaybolan avcı 8 saat sonra bulundu19 Kasım 2018 Pazartesi 02:38
  • Sudan'da rehine kurtarma operasyonu19 Kasım 2018 Pazartesi 02:08
  • GÜNDEM ÖZETİNE EK19 Kasım 2018 Pazartesi 02:03
  • Zonguldak'ta otomobil devrildi: 4 yaralı19 Kasım 2018 Pazartesi 01:38
  • "Kudüs bizi birleştirmeli"19 Kasım 2018 Pazartesi 01:33
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim