• BIST 99.639
  • Altın 141,794
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • Konya 27 °C
  • Bayramda hava nasıl olacak? Konya'da 5 günlük hava durumu!
  • Adil Öksüz'ün serbest bırakılmasına ilişkin iddianame
  • Bakan Işık Bedelli Askerlik İddialarına Noktayı Koydu: Gündemimizde Kesinlikle Yok
  • Bayramda hava nasıl olacak? Konya'da 5 günlük hava durumu!
  • Adil Öksüz'ün serbest bırakılmasına ilişkin iddianame
  • Bakan Işık Bedelli Askerlik İddialarına Noktayı Koydu: Gündemimizde Kesinlikle Yok

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Kalın: (2)

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Kalın: (2)
"Terörü sadece İslam ülkelerinde yaşanan bir sorun olarak takdim etmeye çalışmak, günümüzün aslında Avrupa merkezli, Batı merkezli tek yönlü bakış açısının tezahürlerinden biridir. Bugün Amerika'da, Avrupa toplumlarında 'yerel şiddet' olarak geçen ve aslı

ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, "Terörü sadece İslam ülkelerinde yaşanan bir sorun olarak takdim etmeye çalışmak, günümüzün aslında Avrupa merkezli, Batı merkezli tek yönlü bakış açısının tezahürlerinden biridir. Bugün Amerika'da, Avrupa toplumlarında 'yerel şiddet' olarak geçen ve aslında bildiğimiz düpedüz terörizm olan şiddet olaylarını görmezlikten gelmek ve terörün sadece bir şekilde İslam toplumlarında ortaya çıktığını, Ortadoğu kültürlerinin terörü beslediğini iddia etmek kabul edilebilir bir tez değildir." dedi.

Kalın, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ve İran Araştırmaları Merkezi tarafından Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde düzenlenen "Kuzey Afrika, Türkiye ve İran'da Süreklilik ve Değişim" konulu programa katılarak, açılış konuşmasını gerçekleştirdi.

Türkiye, İran, Kuzey Afrika ve diğer bölge toplumlarının kendi kanalları üzerinden konuşmayı öğrenmesi gerektiğini belirten Kalın, uzun süredir bu toplumların kendilerine başkalarının aynasında bakmaya çalıştığını ve bunu yaparken de toplumların ne başkası olabildiğini ne de kendisi kalabildiğini ifade etti.

Bu ikilemin halen yaşanmaya devam ettiğini dile getiren Kalın, "Başkalarının aynasında, başkalarının tecrübeleri, dilleri üzerinden kendimizi, coğrafyamızı, tarihimizi, medeniyetimizi anlamaya çalıştığımız oranda da aslında kendimize yabancılaşıyoruz, birbirimize yabancılaşıyoruz. Dolayısıyla burada bu tür kanalların mutlaka açılması ve birbirimizle konuşabilecek imkanların oluşturulması gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

Süreklilik ve değişimin hem insan hayatının hem de toplumsal hayatın vazgeçilmez unsurlarından olduğuna vurgu yapan Kalın, bu kavramlarla ilgili zihinlerde çok büyük karışıklık ve hataların olduğunun görülebildiğini anlattı.

Kalın, sürekliliğin statiklik ve donukluk; değişimin ise köksüzleşme, bir merkeze ait olmama, kendini kaybetme ve kaos olmadığını vurgulayarak, bu iki kavramın doğru şekilde bir çerçeveye oturtulması halinde hem bireysel hem de toplumsal değişimi süreklilik içinde kalarak anlamlandırmanın daha mümkün hale geleceğini söyledi.

Kur'an-ı Kerim'deki "Bir kavim kendi içinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." şeklindeki ayeti anımsatan Kalın, "Bir anlamda değişim yine kendi içimizde, kendi iç dinamiklerimizle başladığı zaman anlamlı hale geliyor." dedi.

Kalın, "Bugün Türkiye, İran, Kuzey Afrika, İslam coğrafyasının bütününe baktığımız zaman süreklilik ve değişimi ele alırken bir tarafta bu gelenekle, kendi geleneğimizle, medeniyetimizle olan köklerimizi, bağlarımızı doğru kurmamız gerekiyor ama bunu yaparken köklere bağlı bir merkeze sahip bir perspektife sahip olurken, aynı zamanda dünyaya açık ufuk perspektifinden de bakabilmemiz gerekiyor. Yani ne süreklilik adına kendimizi dünyaya kapatmalıyız ne değişim adına kendi değerlerimizden, köklerimizden vazgeçmeliyiz. Bu ikisi arasındaki dengeyi kurabildiğimiz oranda bu değişim süreçlerini sağlıklı bir şekilde yönetmemiz imkan dahiline girecektir." dedi.

- "Yeni bir coğrafi tasavvur inşa etmemiz gerekiyor"

Genel manada İslam dünyasının birçok sorunla karşı karşıya olduğunu anımsatan Kalın, siyasi sorunları ortaya çıkartan temel meselelerin başında da hem siyasi hem sosyo-kültürel manada bir parçalanma, bölünme döneminden geçiliyor olmasının geldiğini söyledi.

Toplumsal tasavvurda bir parçalanma olduğuna işaret eden Kalın, klasik İslam medeniyetine bakıldığında geniş coğrafyada toplumun coğrafi ve kültürel tasavvurunu birleştiren unsurların, ayrıştıran ve bölen unsurlardan çok daha fazla olduğunu dile getirdi.

Farklı coğrafyalardan İslam alimlerinin bir araya geldiklerinde aynı toplumsal tasavvur ve aynı varlık tasavvuru içinde düşünebildiklerini ve birbirleriyle ilişki kurabildiklerini vurgulayan Kalın, bugün bu ortak tasavvurun büyük oranda kaybedildiğini söyledi.

İbrahim Kalın, Müslüman seyyahların seyahatnamelerine bakıldığında bu sürekliliğin, gezdikleri bütün coğrafyada müşahede edildiğinin görüleceğini belirterek, "Bu ortak coğrafya tasavvurunun bu kültürel tasavvurun toplumsal muhayyilenin bugün büyük oranda parçalanmış olduğunu görüyoruz. Bunu aşmak için bizim mutlaka yeni bir coğrafi tasavvur inşa etmemiz gerekiyor. Dünya ile ilişkilerimizi kurarken bir tarafta kendi köklerimizin farkında olarak ama öbür tarafta da dünyaya açık bir ufuk perspektifinden bakarak yönelmemiz, kuşatmamız gerekiyor." diye konuştu.

- "Sorunlar sadece bir ülkenin meselesi değil"

İslam coğrafyasının günümüzde çok önemli sınama ve meydan okumalarla karşı karşıya bulunduğunu ifade eden Kalın, güvenlik başta olmak üzere ekonomi, kalkınma, iç savaşlar, mezhep çatışmaları, şiddete varan aşırıcılık ve terörizm gibi birçok sorunla karşıya olunduğunu bildirdi.

Kalın, "Bu sorunlar sadece bir ülkenin meselesi değil sadece Türkiye'nin, İran'ın, Kuzey Afrika ülkelerinin meselesi değil. Bugün aşırıcılık ve terörizm sorunları dünyadaki bütün ülkeleri tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Dolayısıyla terörle mücadele edeceksek bunu da küresel bir perspektifle, iş birliğiyle yapmak durumundayız." dedi.

- İran ile ilişkiler

Türkiye'nin Kuzey Afrika, Ortadoğu ve İran'la tarihi ve köklü ilişkileri bulunduğunu anımsatan Kalın, İran'ın Türkiye'nin, ekonomik ortağı ve kapsamlı ilişkilere sahip önemli bir komşusu olduğunu ifade etti.

Kalın, İran'la sınırın 1639'dan beri değişmediğine işaret ederek, bunun da iki ülkenin kendisini bölgede konumlandırması açısından da güven ve istikrarı öncelediğini gösterdiğini söyledi.

Bu durumun iki ülkenin arasında bir rekabet yaşanmadığı anlamına gelmediğini belirten Kalın, dönem dönem rekabet, dönem dönem de görüş farklılıkları şeklinde ilişkilerin geliştiğini vurguladı.

Türkiye'nin yakın tarihte İran ile ilişkileri geliştirme noktasında adımlar attığını dile getiren Kalın, "Özellikle P5+1 ile yürütülen nükleer müzakereler sürecinde Türkiye, yaptırımlara katılmamak suretiyle İran'la ilişkilerini hem iyi düzeyde muhafaza etti hem de ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda ilişkilerin geliştirilmesi için dünya kamuoyunun üzerimize kurduğu baskılara rağmen bunu devam ettirdi." diye konuştu.

Kalın, ekonomik ve siyasi ilişkilerin zarar görmemesi ve daha da iyileştirilmesi için ortak çalışmaların devam edeceğini belirterek, "Belli konularda görüş ayrılıklarımızın olduğu da bir gerçek. Özellikle Suriye konusunda zannediyorum hem netice hem de yöntem konusunda birtakım görüş ayrılıklarımız var." dedi.

- "Suriye meselesi aynı zamanda bir mülteci meselesidir"

Bu konuların da açık ve samimi bir şekilde konuşulabilmesi gerektiğine işaret eden Kalın, "Özellikle Suriye meselesi son 3 yılda sadece Türkiye'yi, İran'ı, Irak'ı ya da Suriye halkını ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkmış, bütün bölgeyi, hatta küresel siyaseti tıkayan, zehirleyen, istikrarını ve dengesini bozan bir nitelik kazanmış bulunmaktadır." ifadesini kullandı.

"Suriye meselesini sadece Suriye'ye sınırlamak ya da bölge ülkelerine sınırlamak artık mümkün değildir." diyen İbrahim Kalın, "Zira Suriye meselesi aynı zamanda bir mülteci meselesidir, dolayısıyla doğrudan Avrupa'yı, Batı ülkelerini ilgilendirmektedir. Suriye meselesi, bugün İran'la bütün körfez ülkeleri arasında bir çatışma konusu zemini haline gelmiştir, dolayısıyla bütün bölgeyi ilgilendirmektedir. Suriye konusu doğrudan terörle mücadeleyi ilgilendiren bir konu haline gelmiştir, çünkü bugün DEAŞ terörizmini besleyen en önemli coğrafyalardan, alanlardan bir tanesi Suriye'deki eli kanlı Esed rejiminin varlığını devam ettirmesi." diye konuştu.

Kalın, Suriye meselesinin aynı zamanda uluslararası hukukun da meselesi olduğunu belirterek, "Çünkü kimyasal silahların kullanılması, orada yapılan ihlaller, savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar bütün dünyayı, bütün uluslararası hukuku ilgilendiren meseleler haline gelmiştir." dedi.

Rusya'nın, Suriye meselesine dahliyle birlikte meselenin çok daha küresel bir boyut kazandığını vurgulayan Kalın, şöyle devam etti:

"Suriye konusunda bir çözüme doğru adım atabilmek için bizim elbette İran'la da, Rusya'yla da konuşmamız gerekiyor ama özellikle kendi halkına karşı bu kadar savaş suçu işlemiş, kimyasal silah kullanmış, yüz binlerce insanı da konvansiyonel silahlarla öldürmüş bir rejimin orada varlığı, Suriye'nin geleceğini ne istikrara ne barışa ne de huzura kavuşturamaz, bu gerçeği görmemiz gerekiyor. Bugün Suriye'de DEAŞ terörizmine karşı nasıl mücadele ediyorsak aynı şekilde bu terörizmi besleyen buradaki insanlık dramının devamına da sebep olan rejimle ilgili de görüşlerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor."

- Terörle mücadele

Terörle mücadelenin zor ve modern dönemde ortaya çıkan kritik konulardan biri olduğunu söyleyen Kalın, terörle mücadele edilirken de bunun akılla, basiretle ve kararlılıkla yapılması gerektiğini vurguladı.

İbrahim Kalın, terör denildiğinde dünyanın ilgi odağının DEAŞ terörüne ve benzeri örgütlere odaklandığının görüldüğünü, bunu anlayışla karşıladıklarını, bu örgütlere karşı kararlı bir mücadelenin verilmesi gerektiğine işaret etti.

Kalın, "Terörü sadece İslam ülkelerinde yaşanan bir sorun olarak takdim etmeye çalışmak, günümüzün aslında Avrupa merkezli, Batı merkezli tek yönlü bakış açısının tezahürlerinden biridir. Bugün Amerika'da, Avrupa toplumlarında 'yerel şiddet' olarak geçen ve aslında bildiğimiz düpedüz terörizm olan şiddet olaylarını görmezlikten gelmek ve terörün sadece bir şekilde İslam toplumlarında ortaya çıktığını, Ortadoğu kültürlerinin terörü beslediğini iddia etmek kabul edilebilir bir tez değildir." dedi.

- "Sinsi bir küresel oyun"

ABD'deki Oklahoma saldırısı ve New Yorklu psikolog bir Yahudi'nin El Halil Camisi'nin içinde 30'dan fazla Müslümanı katletmesi gibi olayların İslam'la, Ortadoğu kültürüyle, Araplıkla ve Müslümanlıkla hiçbir ilişkisinin olmadığını belirten Kalın, şunları kaydetti:

"Aynı şekilde Avrupa'da Breivik'in yaptığı saldırıda, onlarca insan öldüğünde, bunu 'Avrupa'nın Hristiyan kimliğini korumak, Avrupa'ya gelmekte olan İslam ordularına karşı korumak için' yaptığını iddia eden bir teröristle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, fakat bunlardan bir tırnak içerisinde 'Hristiyan terörizmi' bir 'Yahudi terörizmi' söyleminin anlatısının inşa edilmediğini görüyoruz. Fakat adı şöyle veya böyle Müslüman olan şu veya bu gerekçeyle İslam'ın adını kullanarak ve Müslüman ümmetin neredeyse tamamını karşısına alarak terör eylemini yapanları, eylemlerini tırnak içerisinde 'Radikal İslam, İslami terörizm' vesaire gibi isimlerle adlandırıldığını görüyoruz. Bu çok sinsi bir küresel oyundur, bu isimlendirmenin kendisi dahi aslında bilinç altına İslam toplumlarının şiddete mütemayil toplumlar, kültürler olduğu inancını yerleştirmeye dönük çok sinsi bir oyundur, buna karşı hepimizin teyakkuz içerisinde olması gerekiyor ve bu kavramları reddetmesi gerekiyor."

Terör ve şiddetin her toplumun karşısına çıkabilecek olaylar olduğunu dile getiren Kalın, "Bosna katliamında da biz bunları gördük, bunu Ruanda'da yaşanan 1 milyondan fazla insanın öldüğü saldırılarda da gördük, biz bunu Latin Amerika'da da gördük, FARC gerillalarının on binlerce insanı öldürdüğü Kolombiya'da da gördük, ETA teröründe de, IRA teröründe de gördük ama dediğim gibi bütün bunlardan bir 'Batı terörizmi, Avrupa terörizmi, Hristiyan, Yahudi terörizmi' gibi bir anlatının inşa edilmediğini ama maalesef söz konusu İslam toplumları olduğunda hemen özcü birtakım analizler yapılarak, bunun özünün İslam kültüründe, inancında olduğuna dair iddiaların ortaya atıldığını görüyoruz. Bunu açık, net bir şekilde reddediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

(Bitti)

AA

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim