• BIST 92.227
  • Altın 214,019
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0711
  • Konya 9 °C
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan dünyaya Paris tepkisi
  • Sözcü çalışanları hakkındaki yeni iddianamenin detayları
  • Emekliye müjde! Çifte zam geliyor...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan dünyaya Paris tepkisi
  • Sözcü çalışanları hakkındaki yeni iddianamenin detayları
  • Emekliye müjde! Çifte zam geliyor...

Cuma Namazını Nasıl Kılmalı?

Haşim Akın

Cuma namazı, ümmetin birlik ve beraberlik mesajı verdiği en önemli ibadetlerdendir. O bölgede yaşayan Müslümanlar, haftanın bir günü toplanırlar ve orada ortak dertlerini terennüm ederler.  Bizde cuma namazı sadece erkekler için düşünülmüş bir ibadettir. Ancak İslam coğrafyasının birçok bölgesinde cuma namazı, erkekler kadar kadınları da ilgilendirir.

Burkina Faso’da cuma gününü çok rahat hissedersiniz. Bembeyaz ve tertemiz elbiselerini giymiş kadınlar ve erkekler Cuma'ya bir saat kala omuzlarının üzerine attıkları yedek seccadeleri ile caminin yolunu tutarlar. Camiler, sadece erkeklerin değildir. Kadınların da rablerine ibadet ettiği mekândır.

İki hafta önce Fildişi Sahili’ne yaptığımız ziyarette cuma namazı kılmak için bir cami aramaya başladık. “Nasıl buluruz?” diye endişe ederken, yolun kenarında omuzunda seccadesi ile yürüyen bir genç gördük. “Evet! İlk işaretini bulduk. Bu delikanlı cumaya gidiyor. Bunu takip ederek camiyi bulabiliriz.” derken az ilerde yanılmadığımızı fark ettik. Sokak trafiğe kapatılmıştı. Çünkü cemaat dışarıya taşmış.

 Dört katlı bir cami var. Zemin katı doluydu. Bir üst kat, kadınlara aitmiş. Yaşlısından gencine kadınlar, kendilerince en temiz ve güzel elbiselerini giyerek cumaya gelmişlerdi. Cumayı gerçekten bir bayram olarak algılamak bunlarda daha çok yaşıyor. Çıkıştaki izdihamdan anlaşılan o ki kadınlarda kendi katlarını doldurmuş. Ben daha bir üst katta kendime yer bulabildim.  

 Caminin önünde dikkatimizi çeken en önemli şeylerden birisi; küçük ve ağzı kilitli tahta sandıkların içindeki demir paraları şıngırdatarak cemaatten yardım isteyen çocuklardı. Çünkü bu bölgelerde bizdeki gibi devlete bağlı bir “Diyanet İşleri Başkanlığı” yok. Bu nedenle de cami imamları, maaşlarını caminin cemaatinden toplanılan yardımlardan alırlar. Doğal olarak da her namazdan sonra ellerinde sandıklarla cemaatin arasında içine atılacak birkaç kuruşu bekleyen görevliler vardır.

Türkiye'de “Diyanet İşleri Başkanlığı” üzerine yürütülen tartışmaları bilmeyen yoktur. Başkanlığın ilk ihdasında, devletin kontrol altında tutacağını bir dini yapı ve anlayış hedeflenmişti. Bu sürecin bir bölümünde hedeflerine ulaştıklarını da söylemek mümkün elbette... Bu teşkilatın kurulma gerekçesini dikkate alan bizim mahallenin kimi sakinleri de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tamamen lağvedilmesini istediler. Böylece tüm dini hizmetler sivil halka ve toplum örgütlerine bırakılacaktı. Ancak Afrika'da gördüğüm örnekler bana bunun aksini söyledi. Mali’de kıldığım cuma namazında şayet imamın namazda ne okuyacağını bilmiyor olsaydım okuduğunu Fatiha suresi olduğunu asla anlayamazdım. Oysaki burası şehrin en büyük camisiydi.

Burkina da her caminin ayrı bir gruba ait olduğunu, o camiye namaz kılmak için sadece o grup müntesiplerinin gittiğini ve diğerlerinin kendi grubuna uygun başka bir cami aradığını söylesem bilmem inanır mısınız? Fildişi Sahili’nde grupçuluk ve hizip kavramları bu kadar keskin olmasa da oradaki camilerin giderleri, çocukların sadıklarda toplayacağı küçük paralarla sağlanacak. Sonucunda ben; asıl amaçları farklı da olsa bize büyük bir iyilik yaptıklarını düşünmekteyim.

 Namaz kılmak için kendimize uygun bir yer bulamaz da sokakta kılmamız gerekirse ihtiyaç olur düşüncesiyle yanımıza aldığımız seccadeler vardı. Ali Orhan abi, bu tip durumlarda seccadeleri camiye gelmiş yaşlı kadınlara hediye etmeyi sevdiğini söyledi. Her birini yaşlı bir teyzeye hediye ettik. Önce elimizdeki o hiç kullanılmamış ve onlar için erişilmez görülen seccadeyi hediye etmek isteyeceğimizi anlayamadılar ve almaktan çekindiler. Zira beyaz birisi, bunu ancak satmak isterdi... Başka ne yapacaktı ki? Biraz sonra da amacımızı anladıklarında gözlerindeki o gülümseme, sanki seccade değil de ona ev bağışlanmış gibiydi.  Elimdeki seccadeyi verdiğimiz yaşlı teyze, ellerini açtı ve uzun uzun kendi diliyle dua etti. Ne dediğini biz anlayamadık. Lakin duayı duyması gereken asıl makam duymuştu ve anlamıştı.  O nedenle de biz, “Âmin!” demekle yetindik.

Kadını ve erkeğiyle cumaya ve camiye bu kadar düşkün bir Müslüman toplumdan bizim de alacağımız dersler varmış. Onlar da bize bazı güzel şeyleri öğretecekler.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim