• BIST 102.270
  • Altın 149,495
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • Konya 21 °C
  • Beyaz Saray'dan IKBY referandumuna ilişkin açıklama
  • İş adamının "FETÖ'ye 2 milyon liralık bağış" itirafı
  • ASELSAN'ın yürüttüğü projeleri sızdırmışlar
  • Beyaz Saray'dan IKBY referandumuna ilişkin açıklama
  • İş adamının "FETÖ'ye 2 milyon liralık bağış" itirafı
  • ASELSAN'ın yürüttüğü projeleri sızdırmışlar

Celalettin Kişmir, peynir gemisi...

Seyit Küçükbezirci

Celalettin Kişmir, peynir gemisi ve edebiyatı çağıralım mı?

Konya’da, Anadolu’da maddi manevi ne varsa her şeyin kökeni Konya’da en çok ihmal edilen nedir? diye sorarsanız; ben “Edebiyat” derim.

Ruhi, sosyal, toplumsal çıkmazlarımız, problemlerimiz ortada... “Edebiyat” Konya’dan gideli, teşhisi kitaplara sığmaz halleri yaşıyoruz. Çabaladıkça, gömülüyoruz...

Edebiyat’ı biz mi istemedik; biz mi “Git” dedik; kendisi mi çekip gitti?

-Alıvırdım satıvırdım ; yat kat; marka curka peşine düştüğümüzden beri “Bana lüzum kalmadı” diyip mi gitti?

Neyse, ne olduysa oldu; “Olanın kötüsü olmaz” derler; ama; siz kulak asmayın... Olanın öyle bir kötüsü olur ki… Nutkunuz tutulur.

Son kırk yılın allameleri yüzünden, kılavuzları yüzünden Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olduk... Yalnızlaştık, seviyesizleştik, sevgisizleştik. Kullandığımız antidepresan ilaçlar on milyarları salladı.

-Size danışıyorum; ne düşünüyorsunuz; çağıralım mı “Edebiyatı”?

 

KONYA BİR “KADİM ŞEHİR’SE EĞER; BÜYÜKŞEHİR’SE EĞER

Bir “Başkent” kolay olunmaz... Yüksek nitelikli her şeyiniz olmalı; bir medeniyete mayalık etmeli; güzel sanatlarda da “kristalize olmuş rafine değerler” oluşturmalı.

- Konya, elbette, bir “Başkent”.. Papağan gibi tekrarlıyoruz; “Bir başkent devamlı başkenttir” diye... Tekrarlamakla olmaz, öğretsek papağan da tekrarlar. Bu unvanın, bu kazanılmış yüksek sıfatın; bilgileriyle, bin bir sunumla içini doldurmamız gerek.

- Konya aynı zamanda “Türkçenin de Başkenti”.. Konya aynı zamanda Anadolu’da 13. yüzyılda başlayan “yerleşik halimizin edebiyatı”nın da başkenti. İlk büyük edebiyatçılar, ilk büyük Türkçeciler Konya toprağından; Yunus Emre, Sultan Veled, Şeyyad Hamza, Ahmet Fakih..

Konya bir “Kadim Şehir”se eğer; Konya bir “Büyükşehir”se eğer bin yılda ürettiği edebiyat da, güzel sanatların bütün dallarındaki sanat birikimi de el altında olmalı, bilinmeli, öğretilmeli; unutulmaması için, kuşaktan kuşağa aktarılması için ne gerekirse o yapılmalı…

 

“CUMHURİYET DÖNEMİ”NDE KONYA’DA EDEBİYAT VE CELALEDDİN KİŞMİR

Selçuklular, Osmanlılar zamanlarında Konya’da edebiyat zengin de, “Cumhuriyet Dönemi” yoksul mu? Hiç de öyle değil... Konyalı şairler, öykücüler, romancılar, ressamlar, bestekârlar ve güftekarlar ciltler doldurur. Ama; sözüm meclisten dışarı; Sen bilmezsin, yok sanırsın. Ama, kusurun da yok... Sunmamışlar ki...

Mesela bir CELLEDDİN KİŞMİR var.

- 1919 yılında doğdu; 4 Mayıs 2008 yılında vefat etti; gelip Musalla Mezarlığı’na 5 Mayıs 2008 günü, yani bir “Hıdirillez günü” yattı.

“Karıca Kararınca” köşesinde elli yıl karıncalar gibi yazdı. Konya üstüne, “aydın sorumluluğu” taşıyan binlerce yazı, belki on bini aşkın yazı. Ömrü uzun olsun, Konya kültürü araştırmaları konusunda çok şey borçlu olduğumuz Prof. Dr. Mustafa Özcan 2004 yılında, 556 sayfalık bir kitapta Celaleddin Kişmir’in gazete yazılarını topladı... Tablet Kitabevi yayınları arasında çıkan “Celaleddin Kişmir’i Konya Yazıları”nı Rampalı Çarşı’da kitapçılarından aramalısınız; merak etmişseniz.

Çok isterdim; burada Celaleddin Kişmir’in biyografisini vermeyi... Ama malum yer öyle sınırlı ki... İnternetten bakın lütfen; ilgi duyuyorsanız.

Ben burada Celaleddin Kişmir’in çok az insan tarafından bilinen bir yönüne ve bir kitabına ışık tutacağım. Sanırım bu kitap, artık yalnız bende var…

bezirci-1.jpg

bezirci-2.jpg

 

59 YAŞINDA BİR KİTAP “PEYNİR GEMİSİ” HİKÂYELER CELALEDDİN KİŞMİR

Celaleddin Kişmir’in tek hikâye kitabı, 1955 yılında, İstanbul’a “Türk San’atı Yayınları” arasında yayınlanmış... Kapak kompozisyonunu A.Nihad Darcan yapmış... Ben o zamanlar on üç yaşındayım, ilkokulu yeni bitirmişim...

Peynir Gemisi, cep kitabı boyutunda, 80 sayfa. İçinde on dokuz hikâye var. Az kaldı unutuyordum; Peynir Gemisi yayınlandığında Celaleddin Kişmir de otuz altı yaşında... Kurgusu dili, sanat niteliği üstüne edebiyat tarihçileri konuşmalı; ama öğünmek gibi olsun, iyi hikâyeden ben de anlarım.. “Peynir Gemisi” 59 yıl önce yazıldığı halde, Türkçesi, bugünkü birçok yazardan daha düzgün, akıcı, ilginç...

Kitapta on dokuz hikaye var, demiştim... Hikayelerden 1930’lu , 1940’lı, 1950’li yılların Konya’sından kokular, tatlar, yaşamlar duyumsarsanız... Hikâyelerin satır aralarında hep “Konyalı genç Celalettin”i; yoksul ama asil Konya’yı bulursunuz.

Size, “Peynir Gemisi”nden; “- İnsanlar Hepinizi Seviyorum”u; “Adam Olmak, veya Olmamak”ı; Sabile’yi, “Kalem Efendisi”ni “Sarhoşun Bıçağı Sarhoş Olur”u sunmak isterdim... Bunları, böyle bir köşede değil, ancak Konya Hikâyecileri Antolajisi’nde sunmak mümkün. En kısa zamanda “Konya Şairleri” ; “Konya Hikayeleri” kitapları yayınlanması dileğiyle.

Size, bir “Tadımlık” olsun diye, “Peynir Gemisi”nden, Celalettin Kişmir’in “O Hatıralar Eskimez, Unutulmaz” hikâyesinden bir bölüm sunuyorum.

 

+++

O HATIRALAR ESKİMEZ, UNUTULMAZ

Bir ev bilirim tarih yaşamıştır. Senelerden beri önünden geçip giderdim. Dört, beş ay evvel yıktılar, yerine yenisini yaptılar. Yıkılırken pek dokunmamıştı, şimdi değişmiş çehresiyle karşılaştıkça bir yabancılık çekiyorum. Sanki biri çıkıp ne gidip geliyorsun, ne bakıyorsun pencerelere, diye sataşacak.. Hâlbuki bu ev eski haliyle ne kadar cana yakındı? Evin içindekileri kendimden sayar, penceresine, kapısına pervasızca bakardım. Onlar da camdan ya gülerlerdi, ya da kapıya kadar inerlerdi, iki satır konuşurduk. Zamanın değiştiğini ve ihtiyarlamak üzere olduğumu bana bu ev hatırlattı. Taş, demir eskiyor da bu nazik beden mi eskimeyecek?

Yeni ev sahibini görmedim, ne biçim adamdır, bilmiyorum. Fakat evi yıkmadan komşuluk hakkı için gelip bir şeyler söylemesi lazım değil mi? Otuz seneyi dolduran günlerin bir anda kaybolması ne demektir? Ah.. Bana sormak nezaketini göstermiş olsaydı, yıkma, derdim; yıkmaya hakkın yok, diye seslenirdim.

Evvela çocukluğum geçti o evin önünde. Gökteki yıldızların parladığını, ayın gülen yüzünü, güneşin yakıcı ateşini sonran bu evde fark ettik. Yaramazlıklarımızı taşların, duvarların dili olmalı da söylemeli? Yağmur yağıyor diye ayaklarımızı çıplatıp sulara daldığımız gün hastalanmıştık. O evin çocuğu ile beraber yattık ve beraber iyi olduk. O evde iyi ve namuslu insanlar oturdu, hepsiyle de arkadaştım, dosttum…

Sonra zaman geçti, birkaç el değiştirdi ev... Yani arkadaşlar kazandım. Bir gün de yeni yetişip gelirken bu evden bir cenaze çıkarıp omuzlarımızda musallaya götürdük. Nur yüzlü bir ihtiyardı. Mutlaka cennetlik olmuştur. Kimsenin fenalığını istemez, dedikodu bilmezdi. Sabrın, efendiliğin en güzel örneklerini taşıyordu. Çocukluktan yeni kurtulmak üzere olan bir insana bu nurani yüzlü ihtiyarın çok iyilikleri dokundu. Şimdi o evle beraber o ihtiyarın aziz ve mübarek hatıralarının da kaybolacağından korkuyorum…

Mektep sıralarında yaşayışımı da o ev bilirdi. Çocuklarıyla bir odaya geçer bazen derse çalışırdık, bazı günlerde havadan sudan bahsederdik. Kız arkadaşlarımız kulaklarını çınlatırdık. Ne olacak? İlk gençlik. Hepimizin kendi arasında meçhul birer sevgilisi olurdu. Sevgilimiz o gün gülse, konuşsa dünyalar bizimdi. Suratını astığı zamanları ise üzüntü ile karşılar, gözlerimiz nemlenerek bakardık. Arada bir diğer arkadaşlarla konuşmalarımızda bir kızı birkaç kişinin sevdiğini anlardık. O günler günmüş. Çoğu bugün nereleredir o arkadaşların kim bilir? Gönül hepsinin mes’ut olmasını istiyor. Emekler belki boşa gidebilir, ama neden mes’ut olunmasın? Herkes kaderinde olanı oynamaz mı?

O evde bir defasında kalabalık bir aile oturdu. Birkaç tane çapkınca kızları vardı. Bu kızların hatırına mahallemiz uğrak yeri olmuştu. Sokaktan geçen ya bir ıslık çalıyor, ya selamına cevap bekliyordu. İyi neşeli kızlardı. Belki içlerinde kötülükler yoktu, ama genç kızın bir erkeğe gülmesi, laf atması ne demektir? Hele Müzeyyen isimli olanı?

Saklamam.. Ona ben de tutulmuştum. Gülmediği erkek yalnız bendim. Bana yüz vermezdi. Belli etmemeğe çalışırdım halimi, ama anlardı, gözlerimin yandığını, sesimin titrediğini bilirdi. Elleri küçüktü. Yeşil gözleri, sırma saçları vardı. Konuşması, gülmesi beni çileden çıkarıyordu. İlk şiirimi ona yazdım. İlk aşk mektubumu o okudu. Mektubuma kızmış olmalı ki, bir gün, sen daha çocuksun, bu işlere burnunu sokma, diye terslemişti. Neşeli bir gününde de babasının yanında mektubumu okudu. O gündü kadar ezildiğimi, üzüldüğümü hatırlamam. Bereket versin sonunu iyi bağladı... İmza okunmuyor dedi. Müzeyyen büyük bir aşk peşinde koşmuyordu. Fakat irili ufaklı kimselerden iltifat görmek; güzelsin, seni seviyorum, sözlerini işitmek; kendisini mes’ut ediyordu. Müzeyyen’e karşı ümitsiz aşkım yüzünden senelerce sarışınlardan uzak durdum. O gün bu gündür, esmerleri daha vefalı ve sevimli buluyorum.

Bir gece Müzeyyen’in küçüğü pencere demirini aralayarak kaçtı. Haber mahallede top gibi patlamıştı. Ben Müzeyyenden de korkuyorum. Fakat, bir iki ay sonra küçük kız melül mahsun eve dönünce yer yerinden ikinci bir defa daha oynadı. Bu haller aileyi büsbütün süklüm püklüm bırakıverdi. Artık sen şatır evden sesler kesildi. Çalınan ıslıklara atılan mektuplara cevap verilmez oldu. Kızların çapkınca halleri görünmedi. Müzeyyenin bile bakarken gözleri yaşarıyor, konuşurken utanarak başını öne eğiyordu.

Günler saadetle, neş’e ile dolu olarak geldiler. Her şey unutuldu. Küçük kızın felaketi ablalarının saadetini sağlamıştı. Birer birer evlendiler. Müzeyyeni bir avukata, Neriman’ı bir memura verdiler. En küçük kız hastalandı, üzüldü... Fakat, o ilk aşkını ve suçunu unutup yeni bir hayata atıldı, çoluğa çocuğa karıştı.

Bir ev deyip de geçer misiniz? Bir insan ömrünü geçirdiği, hatıralarını yaşadığı evi aramaz olur mu? Para ev sahibinindi ama, hatıralar, o evde yaşanmış hatıralar kimindi? Maziyi aramak için pek öyle uzaklara gitmemeli.. Taşı kaldırsak geçmişimize ve hatıralarımıza dönebiliriz...

Yeni bir ev yapıldı, fakat eski, unutulmaz hatıralar üzerine kurularak.. Belki benden sonrakiler de bu yeni eve ait bir sürü hatıralarla büyüyecekler, onların da birer Müzeyyenleri, Nerimanları olacak? Nur yüzlü ihtiyarlar, iyi kalpli insanlar tanıyacaklar.. Teselli bu oluyor…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Ahmet M.
17 Kasım 2014 Pazartesi 10:24
10:24
TÜRK KÜTÜPHANECİLİĞİ DERNEĞİ'nin CELALATTİN KİŞMİR anısına armağan olarak yayınladığı üstadla söyleşililer dizisi tavsiye edilir.
213.74.242.11
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim