• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 0 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

Çağrılanlar

Ramazan Altıntaş

Bütün bir dünyada mübarek sefer başladı, kutsal beldelere akın akın.. Müslümanlar bir denize akan nehirler gibi; doğudan, batıdan, kuzeyden güneyden Kâbe okyanusuna akıyorlar. Şairin, “bir mübarek sefer olsada gitsek,/Ka’be yollarında kumlara batsak” diye niyazda bulunduğu arzuyu her Müslüman içinde taşımaktadır. Şu günlerde:“Ya Rabbi! İçimizden seçip çağırdığın kimseler bugün Hz. İbrahim’in çağrısına cevap vermek için kutlu yollara dökülüyor. Ne olur, gelecek sene de kardeşlerimiz gibi bizleri de çağrılanlardan kıl!” diye duâlar yükseliyor, şehirlerin en büyük alanlarında.

 

Hac, Müslümanların dayanışma ve vahdetinin bir göstergesidir.

Hac ‘tevhid eğitiminin’ her yıl tekrarlandığı bir mekteptir.

Hac,  “kesrette vahdet/çoklukta birlilik” düşüncesinin yaşama geçirildiği bir ibadet türüdür. Çokluk göstergesi olarak dünyanın her yerinden Müslümanlar bahr-ı umman olan Kâbe’de birlik denizine karışıyor. Bir damla gibi parlıyor ve o denize karışıyor ve sonra gözden kayboluyor. Hac, aynı zamanda bir kayboluştur.  Bu bir tevhid değil midir?

 

Hac, sembollerden ibarettir. Her bir sembolün ifade ettiği bir anlamlar dünyası vardır. Her Müslüman ‘ihram’ diye kefen gibi bir beyaz elbise giyecektir. Mahşerin provasını canlandıran bu tek tip elbise, bir tevhid düşüncesini simgelemez mi?

 

Hz. İbrahim’in çağrısına uyarak yollara düşen Rahman’ın misafirleri; “Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk!” nidalarını tekrarlamaktadırlar. Başlarında bulunan hocalarımız bu kutlu tevhidin özetinin anlatıldığı telbiyeyi sözel anlamda tekrarlatırlarken, aynı zamanda manasını ve hikmetini kavramaları için hacı adaylarımıza yardımcı da olurlar. Kadın-erkek her Müslüman, her yerde bu sözü tekrarlarken buna paralel olarak bir birlik düşüncesini de tekrarlamış olmuyorlar mı?

 

Dünyanın her tarafında bulunan camiler, mescitler, Ka’be-i Muazzama’nın bir şubesi gibidirler. Bütün yönlerin ana merkezi, orasıdır. Çokluk gösterisi halinde Müslümanlar tek olan Kâ’be’yi tavaf ederler, namazda ona karşı yönelirler. Ka’be, tevhidin yeryüzünde bir göstergesi değil midir? Kâbe, her yıl Müslümanlara vahdet ve dayanışma dersi verir. Çünkü Kâbe, her türlü ahlaksızlığa, her türlü saygısızlığa, her türlü haksızlığa, her türlü zillete karşı durma bilincinin bir simgesidir. Bu bağlamda Kâbe’nin insanlık için bir kıyam merkezi kılınması anlamlı değil midir? Acaba her yıl milyonlar bu dersten geçtiğine göre, ne kadar dersinin farkındadırlar? Eğer Kâbe’nin bize kazandırdığı güzellikler, hayatımıza bir anlam olarak yansımış olsa, nasıl bir İslam âlemi ortaya çıkar? Hiç düşündük mü?

 

Tavaf, hacer-i esved’e selamla başlar. Her Müslüman, komutanına bağlılığın bir simgesel ifadesi olan bu taşı, istilam ederek tavafa başlar. Bu bir birlik ve dayanışma dersi değil midir? Müslümanlar imamesi kopuk bir tespih tanesi gibi saçılıp gitmesinler dersi verilmiş olmuyor mu?

 

Hac, ahlâkî anlamda davranışlarımızın düzeltildiği bir uygulamalı ders örneğidir. Sabır eğitimi, insanın öfkesini nasıl yöneteceğinin ve bir arada kardeşlik içerisinde yaşamanın kuralları yaşama geçiriliyor. Hac, ‘insanın başkasıyla iyi geçinmesinin’ eğitiminin verildiği bir ibadettir. Hac, Hz. Peygamberin: “Kendisiyle iyi geçinilmeyen kimsede hayır yoktur” buyurduğu uyarının dikkate alınarak kavrandığı ve gerekli değişimin sergilendiği manevi bir atmosferdir. Hac esnasında kötü söz söylemek, Allah’a itaatten çıkma tezahürleri içine girmek ve herhangi bir kimse ile kavga etmek, yasaklanmaktadır. Bu kısa dönemde diline, eline ve beline sahip çıkmanın eğitimini alan bir Müslüman, bu güzellikleri ömür boyu hayatına taşımalı ve yansıtmalıdır. Dolayısıyla bu bağlamda Hac, bizi itikat, fikir ve davranış planında değiştirmeli ve dönüştürmelidir.

 

Mekke ve Medine, ilahi vahyin inişine sahne olan mekânlardır. Şöyle bir derin tefekküre dalarak bu coğrafyada olup-bitenleri düşünmek, Allah resulü’nün ve İslam’ın ilk bağlıları olan sahabenin yaşadığı topraklarda bulunmanın farkını içselleştirmek, bize dini hayatımızda coşkusallık kazandıracak ve entelektüel hayatımızın derinleşmesine vesile olacaktır. Onun için bu şuuru taşımak ve uyanık olmak bu ibadete iştirak eden tüm Müslümanlarda vahdet şuurunun uyanmasını sağlar.

 

Ne mutlu çağrılanlara ve bu çağrıya icabet edenlere! Rabbimiz gidenlere tekrar, gitmeyenlere de en kısa zamanda gitmeyi nasip eylesin!..

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim